Kişisel Meseleler

Kabullenişin Çaresiz İnkarı

Bir avuç güneş sızdı penceremden içeriye, sessizce yeniden doğan güneşi izledim. Her gecenin ardından geleceği belliyken gündüzün, karanlığın tüm gece yarattığı korkuyu düşledim. Bir gece bir karara uyanmak zorunda kaldığınızı bilerek koyuyorsanız başınızı yastığa, bir his doğuyor insanın ruhuna. Ya o güneş bile yetmezse içinizi aydınlatmaya? Sonra düşünmeye, düşlemeye başlıyorsunuz. Muhattap olduğunuz bir tek kendiniz, içiniz. Soru aslında basit, ‘Ben ne istedim?’ ‘Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir’ demiş Goethe. Benim cehennemim genelde içimde. Dert ettiğim her şeyi fiziksel bir sancıya dönüştürecek kadar çok büyütüyorum içimde. Galiba bu hayatta en çok istediğim şey, kendimi olduğundan daha farklı bir hassasiyet seviyesinde yeniden tanımak olurdu. Cam kırıklarının üzerinde yürürken bile gülümsemeyi öğrenebilmek isterdim. Keşke bastığım her yer kanasa bile asla belli etmeyebilseydim.  Bir nefes vermek kadar kolay olsaydı keşke bazı şeyler, ruhuma karışan her şeyi, yutkununca kaybetmek isterdim. İçim inlese huzursuzluktan, dışım kahkalar atsın, tüm huzursuzluklarım yerini doğru kararlara bıraksın isterdim. İnsanlara yüklediğim…

Tanışalım mı?

Hazır ‘Ben Kimim?’ kategorisini düzenleyip hayatımı anlatmışken oturup bana dair özellikleri sıralayayım dedim. Son zamanlarda oldukça popüler olan ‘Arkadaşını ne kadar tanıyorsun?’ testlerinin hazır sorularının aksine gerçek sorular ve cevaplarla tanışmanın anlamını sorgulamak gerekiyor sanırım biraz. Aşağıda cevapladığım tüm sorular genel hatlarıyla önce kendinizi sonra çevrenizdekileri gerçekten tanımanızı sağlayan basit klişelerden ibaret. Ee gelin tanışalım o zaman. 40 SORUDA BEN  1- En sevdiğin yazar? Sabahattin Ali 2- En sevdiğin kitap? Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna (okuduğum tüm kitaplar arasında yeri hep başkadır) 3- En sevdiğin renk? Siyah  4- En sevdiğin yemek? Biber Dolması / Çiğköfte 5- En sevdiğin şarkı? Iron & Wine – Flightless Bird, American Mouth 6- En sevdiğin yabancı şarkıcı? Bruno Mars 7- En sevdiğin yerli şarkıcı? Gökhan Türkmen / Edis 8- En sevdiğin film? Romeo and Juliet 9- En sevdiğin şair? Ümit Yaşar Oğuzcan / Özdemir Asaf 10- Olmazsa olmaz sebzen? Domates  11- Olmazsa olmaz meyven? Çilek …

Yazılamayanları Yazma İsteği

Bazen böyle deli gibi yazmak istiyorum. Tam anlamıyla sokak ağzıyla, ne var ne yoksa sayıp dökmek, isim vererek yaşadıklarımı olduğu gibi aktarmaya hasret kalıyorum. Pucca’nın daha sadece blogger olduğu, olan biteni takma isimlerle yazdığı zamanlardan bu yana başına gelenleri tüm yanlışlarına ve baskıcı bir topluma rağmen olduğu gibi kaleme alan bir sürü bloggerla karşılaştım. Özel hayatlarını korkusuzca yansıtıyorlar ya satırlarına bazen gerçekten imreniyorum. Cesaret işi çünkü. Kim ne söyler diye düşünmeden, olduğu gibi her şeyi internet gibi kabus bahçesi bir ortamda yayınlamak baya deli işi. Günlükler öyle değil mesela küfür ede ede içinden geldiği gibi her şeyi yazabiliyorsun. Hani sadece kendine sakladığın sırların, kimsenin bilmediği hiç olmamış saydığın anıların ya da sadece sana özel, seninle alakalı duyguların. Bu insanlar her şeyi, hepsini bire bir döküyorlar bu satırlara, okurken kahkalarla gülüyorsun, şaşırıp kötülüyorsun ama okuyorsun işte. Öyle ya da böyle çekiyorlar seni kendilerine. Bir ara öyle bir şey denemek istemiştim. Hani…

Hayallerde Kıyametler

Herkes hayatında yeni başlangıçlara yer vermek ister. Cesaret edip yeni bir yola çıkmak, geride bırakılanlara bakıp pişman olma korkusuyla o kadar bütünleşir ki kararlarımızdan emin olmak zaman ister, bolca zaman. ‘Bir hayal uğruna geldiğim bu şehirde hayat o kadar güzel kapılar açtı ki bana, kendimi önce kendime kanıtlamak için çok fırsatım oldu. Bana eşlik ettiğiniz bu yolculuk şimdi hayallerimin ötesine taşınıyor’ demiştim Veda Mektubu ‘nda. Yaşadığım duygunun yoğunluğunu size anlatmaya kalemimden çıkan cümleler yetmez. O kadar sabırla bekledim ki, o kadar merak edip o kadar içten istedim ki şimdi burada yazıyor olmak, bedenime yansıyacak kadar yoğun duygularla boğuşmak, anlamlı hissettiriyor. Hayal etmek insana çok şey katıyormuş, çıktığım bu yolculukta anladım. Hayaller hırslandırıyor yüreğini, ruhunu ayaklandırıyor, devam etmek için sana sebepler sunuyor. Hep daha iyisine koşuyorsun, hep daha yenisi için cesaretleniyorsun. Bu yolculuğumun başlangıç yazısı, yaşadığım sürecin video ‘da anlatamadığım, ifade edemediğim diğer yarısı. Çocuksun ya hani, dünya senin etrafında dönüyor,…

Dikkat! Bu Bir ‘Pati’ Hikayesidir

2016 yılının sonunda hayatıma iki tane kedicik girdi, bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Malum bütün gün elimde telefon peşlerinde koşup her anlarının fotoğrafını sosyal medyada paylaşıyorum. Ben ne kadar görüyorsam, takipçilerimde o kadar hakim pisiciklerle olan yaşantıma. Hayvanlardan korkan, yolda görse dokunamayan biri olarak nasıl birdenbire pati sevdasına tutulduğumun sevimli hikayesidir bu yazı. Uzun zamandır aklımda olupta cesaret edemediğim bir durumdu aslında hayvan sahiplenmek. Onlarla iletişim kurabilmek, sevebilmek, anlayabilmek nedense hep bir çekingenlik yaratmıştır bende. Ama şu öğrenci evi denilen olay yok mu, biz iki arkadaş ev işlerinden, finallerden, ödevlerden, para kazanma derdinden o kadar bıkmıştık ki evin içinde nefesimizin sesini bile duymaz olduk.  İnstagramda gezerken keşfette bir sayfaya denk geldim, kedi ve köpeklerin sahiplendirildiği. Küçük küçük patiler, yuva arayan masum bakışlar arasında tamam dedim, bu evde bir pisicik istiyorum!  Koştum ev arkadaşımın odasına dedim böyle böyle, hani hemen o an istiyorum ama bendeki öyle bir heyecan, ‘tamam’ dedi, bana uyar.…

Bir tutam hata, çok şey katar insana..

Hepimiz için yazılmış bir kader var. Gideceğimiz yerler, hissedeceğimiz güzellikler. Hepsi, yaşayacağımız her şey bir köşede yazılmış bekliyor bizi. Hangi kararları vereceğimiz, aslında onca seçenek arasından hangisini seçip hangi yolda ilerleyeceğimiz. Her birimizin kendi hikayesi var aslında. Kimimizin şarkılarla anlattığı, kimimizin yaşayıp kendine sakladığı, bize ait olan bir dolu özgün hikaye. Hayallerimiz, tecrübelerimiz, hüzünlerimiz, sevgilerimiz. Her yeni gün bir başkasının anlattığı hikayeye özenip kendi senaryomuzu biraz olsun değiştirdiğimiz. Hayat elbette bir armağan. Geçmişte, bugünde ışık tuttuğumuz ne varsa bize sağlanan bir imkan. Geçmişe takılıp kalanlar için aslında bu yazı. Kendileri için en iyisini isteyenler ama hatalarının gölgesinde kalmaktan ileriye gidemeyenler için. Dedim ya hayat bir armağan. İçinde ağlamakta var gülmekte, sevmekte var sevilmekte. Her şey bu güzel armağanın içinde. Elbette hatalarla dolu yürüdüğümüz bu yol. Bizi biz yapan, olgunlaşmamızı sağlayan yanlışlarda saklı. Dönüp nefes aldığınız onca yıla bakınca pişmanlık duymayın. Asla seçimlerinizi yadırgamayın. Bizim için yazılmış bir kader var, onun…

Beni cümlelerimde büyüttünüz

Çok başka bir dünyanın içinden kaleme alıyorum bu yazıyı. Hayallerime bile sığdıramayacağım kadar hızlı gelişti her şey benim için. Şirkette ki masamda, bilgisayarımın başında yan sekmede açık olan mailimi kontrol ettiğim şu sıralarda kahve eşliğinde bir kaç satır paylaşmak istiyorum.  Dedim ya çok hızlı gelişti her şey. Yeni Medya ve Gazetecilik okuduğumdan sıkça bahsetmiştim. Daha birinci sınıftaki bir öğrenci için inanılmaz olan bir iş ilanıyla karşılaştım bundan üç hafta önce. Sosyal medya departmanı için birine ihtiyaçları varmış. Olmaz ya hani dedim en azından başvurmuş olayım. İki gün sonra şirkette bir saatlik bir mülakata alındım. Ve üç gün sonra gelecek sonucu beklemeye başladım. O mülakat çok şey değiştirdi bende, sadece bir saatliğine olmak istediğim insandım, daha güçlü kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım. İşe alındığımı öğrendiğim zaman değişen dünyamı hissettim her saniyede. Yeni bir kapı, bir basamak. Öyle ya kendi mesleğimi yapacaktım. Bugün bilmem kaçıncı günüm. Kendi masamda, kendi blogumda bu…

KENDİ AYAKLARI ÜSTÜNDE

Küçükken henüz ergenlik döneminin başlarında, hani Alacakaranlık, Açlık Oyunları gibi dünyayı sarsan seri akımlarından önce bize sımsıcak gelen, kendimizden bir şeyler bulduğumuz bir kitap serisi vardı her kızın kitaplığında bulunan. İpek Ongun’dan ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ Yaşadıklarımızın, yaşayacaklarımızın hikayesiydi belkide.Öyle ustalıkla kurgulanmış bir seri ki kitaplar hayatımızın doğru dönemlerinde okunduğunda bizi anlayan, hatta bu yolculukta rehber olan bir kılavuz durumunda.’Kimse beni anlamıyor’ dediğimiz o dönemlerde Serranın yazdığı günlüklerde anlaşıldığımızı hissettik, yalnız olduğumuz fikrinden vazgeçtik. Hala ne zaman yolum kitapçıya düşse İpek Ongun’un yolumu aydınlatan kitabını ne zaman o raflarda görsem gülümserim. Bazen elime alıp bir kaç sayfa okuyorum ayaküstü, hikayeyi biliyorum, sonunu biliyorum ama bugün bile okumaktan zevk alıyorum. İşte çoğu genç kızın hayatında yeni bir sayfa açan o kitap serisinin üçüncü kitabının adıydı ‘Kendi Ayakları Üstünde’  Lise yıllarının sonuna gelmiş karakterimiz ‘hangi meslek?’ ‘hangi üniversite?’ sorularıyla boğuşuyordu kitapta. Sonra dördüncü kitaba geliyordu sıra,  ‘Adım Adım Hayata’  Benim bu…

İzmir’de son gece

‘Bu gece son  Biraz sonra bu kapıdan son kez çıkıp  Yine kendimi vuracağım yollara’  Levent Yüksel’in en güzel şarkılarından birinin ilk dizeleri. Bu şehirde son gece.   Doğduğum, büyüdüğüm, aşık olduğum şehirde son gecem. Nasıl hissediyorum bilmiyorum.  Hep kurmak istediğim hayata bir adım uzaklıktayım şimdi.  Her şey hazır, son yolculuğuma çıkıyorum.  Geride bırakacağım o kadar şey varmış ki aslında yeni yeni anlıyorum.  Ne insanlar geldi geçti hayatımdan, kimleri ağırladım küçücük dünyamda.  Ufak heyecanlar, gençlik aşkları, zamanında gözyaşı döktüğüm daha nice olay. Hepsini bu şehire anlattım.  İzmir farklıdır derler. İzmir’in havasını soluyan, onun insanlarıyla iç içe yaşayan biri kalkıp başka şehirde mutlu olamazmış. Rivayet işte.  İzmir bu özlenir elbet.  Boyozsuz kahvaltılara uyanıcam ben şimdi, çiğdemsiz dedikodulara. Saat kulesinin olmadığı meydanlara, kemeraltından alışveriş yapılmayan bayramlara uyanıcam. Alsancaktaki gecelerden habersiz, Atasına saygı yürüyüşü yapan binlerce izmirliden uzakta yepyeni bir hayatta olucam.  İzmirli olsun olmasın herkes aşıktır bu şehire. Kızına, yazına , zeybek havasına, kumrusuna, Kordonboyuna, fuarına, gavur olup olmadığına, körfez kokusuna..  İzmirli için bahenedir her…

Mürekkebin kuruduğu yerde, son perde

Hayal kurmayı bilmeyen bir ülkenin çocuklarıyız biz. Bütün savaşımız arafta kalmamak için. Amaçlarımıza ulaşıp gittikçe dibe batan günümüz Türkiyesin de hayatta kalmak için.  Bir hedefim vardı benden çok uzakta hayatımın karanlığında parıldayan. Toprağa düşen her yağmur damlasında varlığıyla içimi ısıtan. Tek çıkış yolu olduğunu düşündüğüm, her gece yastığa başımı koyduğumda göz kapaklarımın ardında en ince ayrıntısına kadar planladığım küçük dünyamın büyük hayali. Bambaşka bir şehirde, özgürce, kendi seçimlerimle parlamak istediğim meslekte gülümsediğimi düşlediğim.Seneler boyunca hayallerimde süsleyip gerçeklerle bileştirmek için çaba sarf ettiğim. İnsanların  bütün ‘olmaz’ larına rağmen vazgeçmediğim. Dedim ya hayal kurmayı bilmeyen bir ülkenin çocuklarıyız. Bu ülke sevmez hayalleri olan insanları. İdealleri, umutları sevmez. Hayallere gülüp geçmeyi destek olmak yerine köstek olmayı sever bizim insanlarımız. Tembeldir Türk toplumu çünkü. Karda başkasının ayak izlerine basarak yürümenin doğru olduğuna inanmıştır, inandırmıştır kendini.Şu satırları kabul etmeyenler çoğunlukta olacaktır eminim.Ama bir düşünün her yer karanlık diye bize ışık yaktığını düşündüğümüz insanları göklere çıkaran…

Navigate