HAYATIN İÇİNDEN

SIFIRDAN EV DÖŞEMEK / TAŞINDIM

Merhabaaa! Geçen onca zamandan sonra ya işimi ya evimi yazabilirim diyerek oturdum bilgisayar başına. Bitmeyen bir taşınma serüveninin ardından kaleme alıyorum bu yazıyı. Malum öğrencilik bitti. 4 sene önce koca bir kamyonla İstanbul’a taşıdığım eşyaların ömrü de. Bu yüzden hazır tek başıma yaşamaya kalkıyorum, güzelde bir eve geçiyorum tüm eşyaları sıfırdan yenileyeyim dedim. Dedim demesine de o işler öyle kolay olmuyor işte. Öğrencilik zamanında kullandığınız eşyaya ya da evinizde bulunan elektroniğin kalitesine aldırmıyorsunuz. Adı üstünde öğrencilik, zaten genel hatlarıyla fakirlik. Bu nedenle ‘işimi görsün yeter’ diyerek oradan buradan topladığınız eşyaları kullanıyorsunuz. Bahçe katından rezidansa.. Mezuniyetin ardından bahçe katından rezidansa bir sıçrama yaptım. Haftanın altı günü zaten çalışıyorum, ee baktım yeni mezun olmuş birine göre mesleğimde iyi de para kazanıyorum bari yaşam kalitem artsın diyerek gözümü diktim yükseklere. Sosyal hayatı falan bırakıp işten çıkınca sadece eve gidip ayaklarımı uzatma isteğimden, bari dışarıya harcayacağım parayı eve harcayayım mantığıyla başladım ev aramaya. Tabi…

Gökyüzümde Hayal Kırıklığı

Beklentilerimiz sınırsız, hayallerimiz uçsuz bucaksız.. Öyle öğrettiler çünkü bize, öyle gösterdiler. Gerçekten uzak kurmaca dünyalarda düşlere dalarak masallarla büyüttüler. İzlediğimiz dizilerde fakir diye tasvir ettikleri karakterleri müstakil iki katlı evlerin içinde gösterdiler. Acı yalnızca aşktan doğarmış gibi ayrılığa gözyaşı döken kadınlarla çevrelediler etrafımızı. Daima üç kişilik hikayeleri serdiler önümüze, güzel, saf, paraya asla önem vermeyen bir kadının peşinde koşan iki tane yakışıklı adamla doldurdular akşamlarımızı. Kötüyü hep kötü, iyiyi başına gelen onca şeye rağmen cennete ayak basacak nitelikte betimlediler. Kötü karakterlere hep bir sebep verdiler geçmişlerinde, yaşadıklarının sonucu öyle davrandığını izleyen seyirci anlasın da, hikaye sağlam temeller üzerine kurulsun diye. İyi karakter sanki hiç kötü olmaya sebebi olmamış gibi, yaşadığı her şeye rağmen melekler misali dolanırken etrafta, daima onu her zorluktan çekip çıkaran,gözü kara, cebi dolu baş rollere yer verdiler. Masallarda zaten iyiler hep kazandı, kötüler sonunda cezasını bulup akıllandı. Romanların temelinde her zaman karmaşık aşklar vardı, acı çektiren, düşündüren…

Güzel gel 2019!

Allaaah! İşte en sevdiğim yerdeyiz. Zira Burası Benim Gökyüzüm’ün geleneksel yıl sonu yazısı. Her senenin sonunda geriye doğru şöyle bir bakıyoruz ve ileriye dönük hayallerimizi, beklentilerimizi yazıp yeni yılı selamlıyoruz. Anlamı çok büyük, çünkü yeni gelen her seneyi ‘Bu senede blogu kapatmadım, bol bol yazdım’ gururuyla karşılıyorum. 2018 şey nasıl desem pek içime sinen bir yıl olmadı gibi. Bir kere çok hızlı geçti ne olduğunu anlayamadım sanki. Yorucu ve gerçekten sinir bozucuydu. İkinci üniversite serüvenimde bol bol sinir krizi geçirdim. Ev sahibimle bitmeyen kavgalar sonucu kışın ortasında taşınmak zorunda kaldım, yine. Zaten 2018’e dolandırılarak girdiğim için pek hayırlı bir sene beklememiştim. İlişki problemleri alıp başını yürüyünce, kafa karışıklığı dolu bir yaz dönemi geçirdim. İnsan boğazlamama gram kalan bir sene oldu da denilebilir. Mia’nın hastalığı yüzünden şırıngayla onu besleme serüvenime değinmiyorum bile. ‘Ya ölürse’ korkusundan günlerce ağladım. Dolar fırladı, her şey ateş pahası derken gereğinden fazla parasız kaldım. Geçen yıla nazaran…

Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesi

Bundan bir hafta sonra yaşamının son bulacağını öğrenseydin, muhtemelen o 7 günü doyasıya yaşamak isterdin. Ölüm, sanki her zaman çok uzağımızdaymış gibi, sanki daha yaşayacak çok günümüz, biriktirecek çok anımız ve doya doya nefes alacak çok zamanımız varmış gibi değerini bilmeden sona doğru yürüyoruz.  Evet, belki bir hafta sona öleceğini öğrensen, son kez yapmak istediğin, içinde ukte kaldığını hissettiğin her şeyi yaşar, akan zamanın değerini bilirdin. Bir farkı yok aslında, sonunda ölümün geleceği aşikar. Bu belki 5 yılda, belki de hiç beklemediğimiz bir anda yarın kapımızda. Sonu belli olan bir hikayemiz var. Hepimiz için ortak bir bitiş noktası var ve biz doğumdan ölüme giden o yolda, akan zamanın değerini bilmemekte fazlasıyla ısrarcıyız. Geçen onca günü, akan onca zamanı düşündüğünde ‘Ben, bana verilen bu mucize hayatı doyasıya yaşadım, her anın değerini bildim’ diyebilir misin? Ben kendime bu soruyu sorduğumda kaybettiğim çok fazla zaman olduğunu düşünüyorum. Anı yaşamak elbette ki güzel ama…

Denebunu : Ücretsiz Ürün Deneyimi

Özellikle biz kadınlar için keşfetmek, henüz piyasaya sürülmemişken yeni ürünleri ilk deneyimleyenlerden olmak, satın almadan önce ürünleri deneme şansı bulmak, yorumlamak ve yorumlarımızı paylaşmak büyük önem taşıyor. Fikirlerimize önem verildiğini hissettiğimiz zaman daha mutlu olduğumuz aşikar. Youtuberların ‘Markalardan Gelen Paketleri Açıyorum’ videoları ve bloggerların -kendimi es geçiyorum- ‘Ürün Yorumları’ yazılarından sonra içlenip, bir köşeye çekilip bize de ücretsiz ürün gelmesini talep ettiğimiz bir çok zaman var. Ancak artık youtuber ve blogger olmanıza gerek duymadan size her ay düzenli kutular göndererek ürünleri deneyip, deneyimlerinizi paylaşmanızı sağlayan bir şirket var! Üstelik tamamen ücretsiz. Bu ay dördüncü denebunu kutum elime ulaştı. Aylar önce internette gezerken denk geldiğim bu fikir önceleri ‘o kadar üye varken bana sıra gelmez’ düşüncesi oluştursa da yanıldığımı farkettirecek kadar ürün deneme ve yorumlama şansım oldu. Bende bu deneyimleri sizlerle paylaşmak istedim! Denebunu her ay deneme boy ürünlerden oluşan kutuları hiçbir ücret talep etmeden ürünleri denedikten sonra yorumlamak şartıyla evinize gönderen…

Bu Mucize Dolu Hikaye Senin

Hayatımızın bir köşesinde muhakkak bir başkasının hikayesine tanıklık eder, dinler, etkilenir ve kendimize bir parça yaşanmışlık ekleriz. Facebook sayfalarında yazan hikayelerden bahsetmiyorum ama. Gerçekten yaşayan, anlatırken yaşatan insanların sırtlarında taşıdıklarından söz ediyorum. Bugün bu yazıda benim dinlerken kaybolduğum, tutulduğum, kırıldığım, kızdığım, savaştığım bir hikayeden söz edeceğim. Muhtemelen bu satırları okurken gözleri dolacak, bilmiyorum belki bana kızacak, belki de her zaman olduğu gibi sıcacık dostluğuyla bana kendimi özel hissettirecek bir insanı ve hikayesinin hayatıma yansıttığı tüm umutları anlatacağım. Yazarken izin almadığım ve bu gece bu yazıyı yazmak içimden geldiği için, olur da hoşuna gitmezse diye tüm yazı boyunca ondan ‘Güneş’ diye bahsedeceğim. Özellikle İstanbul’a geldikten sonra çok insanı tanıma fırsatım oldu. Yeni bir şehirde yeni bir hayat demek yeni insanlarla tanışmak için büyük bir fırsat demek bence. Aslında ben Güneş’i öyle büyük bir tesadüfle ya da anlattıkça şahlanan bir tanışma hikayesiyle tanımadım. Ama onun hikayesinde beni etkileyen belkide moralimin bozuk olduğunu…

Erkekler ve Stratejiler

Üniversitenin en güzel yanlarından biri ergenlikten yetişkinliğe geçiş döneminde her iki cinsiyeti de yakından gözlemleme şansına sahip olmak sanırım. Aradaki biyolojik ve duygusal farkı görmezden gelip samimi dostluklar kurmaya başladığın noktada her zaman arada derin bir uçurum olduğu varsayılan karşı cinsi düşünce bakımından daha yakından tanıma fırsatı elde ediyorsun. Flört, arkadaşlık ve dostluk üzerine tüm tecrübelerin pekiştiği bu dönemde erkeklerin genelinde bambaşka bir sendrom başlıyor. Popüler kültürde ‘hızlı yaşam’ olarak adlandırdığımız evreyi yaşamanın ardından ‘temiz bir aile kızı bulup, düzenli bir hayat istiyorum’ evresinin tam üzerinde bunlara bir şeyler oluyor. Sanki aylardır tanıdığın adam gidiyor yerine kafayı daha fazla para kazanma ve düzenli bir hayata sahip olma hayalleriyle bozmuş bir kişilik geliyor. ‘Ohoo kopuyor muyuz bu gece’ cümlelerinden sıyrılıp ‘birikim yapmam lazım, yaşım ilerliyor’ cümlelerine maruz kalıyorsun. Bu o kadar ani bir değişim ki, ‘noluyor be’ derken senide içine alıp yutuveriyor. ‘Büyüdük mü cidden o kadar ya’ diye düşünüp dururken…

Kördüğüm

O kadar uzun zamandır yazmadım ki. Defalarca panele girip çıktım oysa. Otobüste başımı cama yaslamış müzik dinlerken binlerce cümle dönüp durdu kafamda, uyumadan önce onlarca konu buldum yazacak. Ne çok eksik, ne çok fazla, yorumlayıp kurdum. Ama ne zaman geçsem bilgisayarın başına bir kelime bile yazamadım. Giriş cümlesi benim için en önemlisi. Doğru bir başlangıçtan sonra akıp gidiyor o yazı çünkü, biliyorum kendimi. Dışarıda kelimeleri ruhumdan süzerken akıp giden o cümlelerden, bilgisayar başına geçtiğim zaman küçük bir parça bile kalmadı. Neredeyse gerçekten yazamayacağımı düşündüm.  Sebeplerim var aslında, anlatmak istediğim bir çok şey var. Bir arkadaşla oturup konuştuğunda yarattığın o samimiyeti hep buraya taşımaya çalıştım. Hep aynı dürüstlükle, belki sadece biraz daha süsleyerek anlattım her şeyi. Şimdi anlatamıyorum, çünkü bazı şeyler sana kalmalıymış, galiba büyüdükçe özelleştiriyorsun hayatı. Yeni fark ediyorum. Son yazımdan bu yana bir çok şey değişti. Hayatımda ilk kez bu panelin başına geçip bazı yazılarımı geri çektim, sanki yazdıktan ve…

2017’ye veda, 2018’e merhaba!

Gelenektir. İlham Perisinin Kanatlarından beri her sene yeni yıldan beklentilerimi isteklerimi sıralar, ne yaşadıysam, neyi hayatımdan çıkarmak için uğraştıysam yazar, veda ettiğim seneyi yine kelimelerle arkamda bırakırım. Bu sene yazacak o kadar çok şey var ki aslında, yeni yıldan istediklerim saymakla biter mi bilmiyorum ama eski yılda nelere veda ettiğim konusunda şüphesiz, bir liste çıkarabiliyorum. 2017, benim için dolu dolu geçti. Bana artık büyüdüğümü her anında hissettirdi. Hayatımla ilgili önemli kararlar almam gerekti, insanları daha çok tanımam, hissettiklerimi daha çok tanımlamam ve kendimle yüzleşip artık tamamen oturmaya başlayan düzenimi yönlendirmem için çok fazla imkan sundu hayat bana. Bir kere en büyük hayalimi gerçekleştirdim, kendime ait bir platform kurdum, daha fazlası için kendimi ifade etme fırsatı buldum. İkinci üniversiteyi kazandım, alanımda uzmanlaşmak için bir çok deneyim yarattım, yaşadım. Belki de fazla sorumluluk aldım, her anı dolu dolu yaşadığımı hissedemeyecek kadar yoğun bir tempoda koştum. Yıprandığım, düştüğüm çok fazla an var bu…

Navigate