Bu bloga küçük bir kadın çok büyük şeyler yazdı!

Merhaba! İşte buradasın! Benim gökyüzümde! 2010’dan beri biraz güldüğüm, biraz üzüldüğüm, sevip kalbime gömdüğüm, kızıp küstüğüm ne varsa döktüğüm yerde. Belki okumadan önce belki okuduktan sonra biraz düşününce diyeceksin ki ‘Bu kız kim?’. Neden sürekli yazıyor, ne anlatmak istiyor? İşte bu sorularının cevabı, kendimi okuduklarının ötesinde biraz yüzeysel anlatmak için buradayım. ‘Ben Kimim?’ başlığının altında.

Ben Ecenur Ak. 2 Eylül 1997 İzmir doğumluyum. Başak burcuyum. Kitap okumayı çok seven,bana daima arkadaş olan bir annem, girdiği her ortamda insanları güldürmeyi başaran, gezmeyi çok seven bir babam var. Ailenin üç kız çocuğunun ortancasıyım. Biraz deli dolu bir ablam ve neredeyse bana hiç benzemeyen bir kardeşim var. Okula başlayana kadar tüm yazlarımı din üzerine temel eğitimi alarak geçirdim denilebilir. Sanırım bu bizim toplumumuzda genel olarak bütün çocuklar için geçerli bir şey. O zamanlar mahallede benden yaşça büyük olan ablaların arkasına takılıp camideki Kuran kurslarına koşardım. Çok küçük yaşta kendi dinimi öğrenme ve tanıma şansı yakaladım, bunda annemin payı çok büyüktür. Bugün iyi ki diyebileceğim kadar dini altyapıyı daha küçük yaşta öğrenmiş olmam, bana göre vicdan ve maneviyatın hayatıma kattıklarını beraberinde getirdi. Anadolu Lisesi’ne gidene kadar edebiyat ve Türkçe’ye dair her şeye gülümseyerek kucak açtım. İlkokulda kaleme aldığım kompozisyonlardan, okuma yarışmalarına, 100 temel eserden dünya klasiklerine uzanan bir serüven benim için yazmak. Daima en önde sosyal aktivitelere adını yazdıran, okuldan sonra kurslara kalan, folklörden koroya, modern danstan müziğe ve tiyatroya kadar büyük bir heyecanla koşturup durmakla geçti çocukluğum. 2008 yılında halk dansları topluluğuyla gittiğim İtalya, ilk uluslararası ödülümle birlikte özgüvenimi güçlendiren yurt dışı deneyimimdi. Ortaokul süreci boyunca tüm tatillerimi kütüphanedeki kitapların arasında geçirdim. Yazma tutkumu bir ileriye taşıyan bana sayısız ödül getiren yarışmalardı. Daha sonra Canan Tan’dan Piraye, Zülfü Livaneli’den Serenad, Ayşe Kulin’den Türkan ve bana yeni bakış açıları kazandıran sayısız kitapla geçti günlerim. Ortaokul serüvenimi yılın örnek öğrencisi plaketiyle kapattıktan sonra SBS sınavıyla Torbalı Anadolu Lisesi’ne yerleştim. Kalbimde yatan daima sosyal bilimler lisesi olsa da bugün iyi ki o zaman ailemden uzakta okumamışım diyorum. Üniversite dönemim boyunca evden uzakta olunca lisede onlara yakın olmanın değerini daha çok anlıyor insan. Ortaokulun sonunda hayatımda dönüm noktası oldu diyebileceğim blogumu açtım. O zaman blogger teması altında kaleme aldığım yazılar bugün hala arşivimde. Lise yıllarım için çok parlak bir dönemdi diyemem. Tamamen koptuğum matematik, derslerden uzaklaşıp kafayı saçma sapan şeylere yoran ergen halimle lisenin ilk iki yılında kendimden oldukça uzaktım. Tüm sayısal derslerimi tüm çabalarıma rağmen açılmayan sözel bölüme inat kitap okuyarak harcadım. Sosyal aktivitelerde yine en önde yer aldım, durmadan okudum ve yazdım. Popüler serilerden, edebiyatın klasiklerine kadar okuyarak ergenliğin getirdiği sorunlardan bir nebze olsun kendimce uzaklaştım. Blogumun ayak sesleri bu süreç içerisinde duyuldu. İnsanlar okudukça ben yazdım, güzel mesajlar aldım. İlk kez aşık oldum, dost kazığı yedim ve muhtemelen ilk kez aldatıldım. Lisenin son senesi dönüp baktığımda hatırladığım en güzel yıllarımdan biri. Yerel gazetede köşe yazarlığı yapmaya başladığım en dolu dolu günlerim. Bugüne uzanan dostluklarımın en sağlam temelleri, aklımın başıma geliş süreci ve sınav stresine rağmen gülümseten bir avuç anı. Ve tabiki YGS. Aklı bir karış havada geçirdiğim bir kaç seneyi toparlayamadığım son sene ve ardından başından beri gönlümde yatan ‘İletişim Fakültesi’ macerasını bana getiren LYS. Sınavlardan sonra ailemle uzun konuşmaların sonunda ilk sıraya taşıdığım İstanbul hayali ve sonunda kader yüzüme güldü dedirten burslu Üsküdar Üniversitesi. İzmir’deki arkadaşlarımla sayısız parti ve kutlamayla vedalaşıp, bana ait olan her şeyi toparlayıp İstanbul’a taşındım. Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünün ilk senesinde kesin bir kararla Sosyal Medya Danışmanlığını kafaya koyarak sayısız iş tecrübesiyle sektörü tanımaya çalıştım. Bu arada hayatıma sapsarı bir ufaklık dahil ettim. Mia. Hayvanlardan korkan yanımı bir kediyle birlikte alt ettim. Lisansımın ikinci senesinde tekrar sınava girerek İstanbul Aydın Üniversitesi’nde burslu Radyo ve Televizyon Programcılığı kazandım. Aynı anda iki üniversite ve en koşturmalı zamanım bu şekilde başladı. Blogger altyapısındaki blogumu, kendi siteme taşıdım ve işte buradayım.

Yaşayacak daha çok şeyim, anlatacak daha çok anım var. Ama şu ana ve geçmişe dönüp baktığımda bildiğim tek şey yazmayı her şeyden çok sevdiğim. Bu yüzden bu blog ben yazmak istedikçe anlatacağım, kelimelerimle insanlara ulaşacağım, beni size anlatan en güzel yanım. Dedim ya ben Ecenur Ak. Ne yaşadıysa yazan, yazdıkça daha çok yaşayan İstanbul’da bir İzmir kızı. 2010’da açtığı blogunu kendi sitesine taşıyan, her anını paylaşan, paylaştıkça daha çok anlaşıldığına inanan şimdilerde öğrenen, bilen olmak için uğraşan, geleceğin mesleğinin hayatına yön verdiğine inanan sosyal medya danışmanı. Bir kedi, onlarca arkadaş, iki üniversite, bir aile, iki şehir arasındaki hayatını yazdıklarına sığdıran, sığdıramadıkları için yeni yazılara cümleler taşıran hikayenin esas kızı.

Navigate