Aşk Başkaydı Hani Kasım’da?

Ekim ayının sonunda Doku‘nun Kasım kampanyası için bir fikir üretmem gerekiyordu. Scarlet Altın İğne uygulamasının pazarlama süreci için Creative Ekibe önce ayakları yere basan bir fikir, ardından da bu fikrin tüm dijital pazarlama kollarını oluşturacak bir planlama sunmak üzere uzunca bir süre düşündüm. Aşkı aldım, tanımladım, önce kendimden, sonra Doku‘dan bir şeyler katarak Kasımda Aşk Başkadır projesinin fikir aşamasını tamamladım, Creative Ekip’te bu fikri geliştirerek tüm dijital platformlara Kasım Kampanyası olarak sundu. Peki bunu neden anlatıyorum? Çünkü bugün, aşkı tanımlayarak yazmaya başladığım kampanyanın son günlerinde, aşık hissetmeyi ne kadar özlediğimi gözlemliyorum.

Bir yıl önce aşkı bir miktar zayıflık olarak değerlendirecek kadar bıkmış bir ruh hali içerisindeydim. O süreci zaten ‘Bir Tutam Aşk’ kategorisindeki yazılardan biliyorsunuz. Ama kampanya için yazmaya başladığımda aşkı hep iyi, hep güzel yönleriyle, özlenecek bir olgu şeklinde kaleme almışım. Hem aşkı bu kadar özleyip, hem de birini tanımaya nasıl bu kadar kapalı olabildiğim konusunda anlam veremediğim endişelerim var. Bir kere ön yargılı bir duvar inşa ettiğimi düşünüyorum erkeklere karşı. Ya bu inanın istediğim bir özellik değil ama istemsizce belirli maddeler belirleyip onlara uyan bir profili bekler oldum. Bu yanlıştan dönmek zorunda olduğumu düşünüyorum, bunun da kendimce bir yolunu buldum. İşte bu yazı, bunun için. Neden olmuyor? Flörte giden yolda beni ne engelliyor?

İlk Mesaj

İlk etapta belirlemem gereken şey flört girişiminden önce erkekleri hangi maddelerle değerlendirdiğim olmalı. Mesela ilk mesaja çok önem veriyorum. Ve bu konuda erkeklerin beceriksiz olduğunu düşünüp, yakınıp duruyorum. Tamam, eleştirmek çok kolay. Peki ben olsaydım, ilk mesajda ne yazardım? Diğer taraftan bakmak zorunda kalınca yani bu soruya yanıt veren taraf olunca işler değişiyor tabi. Herhalde ben ilk mesaj için doğru anı kollardım. ‘Merhaba, Selam’ gibi dümdüz ilk mesajlardan nefret ediyorum. Asla öyle bir adım atmazdım. Muhtemelen cevap hakkı doğabilecek bir hikayeye yanıt vermekle başlardım. Flörtün ilk temeli arkadaşlıktır, önce karşındaki insanı tanımak istersin. Söz konusu ben olunca bu o kadar kolay bir şey ki, erkeklerin bu konudaki beceriksiz girişimlerine sinir oluyorum. Ya benim bir blogum var, açık kitap gibi her şeyi yazıyorum zaten. Aç, bak, bir incele. Buna bile üşenen bir adam varken karşımda, o mesajı yanıtlama tenezzülü bile göstermiyorum genellikle. Profilimde çalıştığım kurumdan mesleğime, okuduğum üniversiteden yaşadığım şehre her şey yazıyor zaten. Akıllı bir adam, biraz incelese, beni tanır ve en doğru adımları çok kolay bir biçimde atabilir. Ama şansıma mıdır nedir, ya da taktik mi onu da bilemiyorum hakkımda hiç bilgiye sahip olmadan beni tanıma yaklaşımına giriyorlar. Bende, akıllı her kadın gibi hiç oralı olmuyorum.

Eve Atma Girişimleri

En uyuz olduğum konulardan biri de en iğrenç tabiriyle ‘Eve atma’ çabası. Çıldırtıyorlar beni. Tamam ben sosyal medyada da oldukça rahat takılan bir insanım. Diyelim karşıdaki kendinde o özgüveni gördü, ki inanamazsınız yani. Bomboş bir özgüven bu. Kendini inandırmış, sırada beni inandırmak kalmış sanki. Bu girişimi aşağılamak değil derdim, reddedersin ya da cevap bile vermeye tenezzül etmezsin o ayrı. Ama beni burada delirten en büyük olay bu adamların benim evime gelme çabaları. Bazen attıkları mesajları görüp bu haysiyetsizlikle nasıl bu yaşa kadar gelebildiklerini anlamaya çalışıyorum.

Adam beni düşürebileceğine kendini inandırmış, üstüne bir de muhtemelen kendine ait bir yaşantısı bile olmadığı için çözümü beni, onu eve davet etmeye ikna etmekte bulmuş. Beyler, hayatımda bundan daha zavallı hiçbir şey görmedim. Hikaye atıyorum, tak bir cevap ‘Yalnız içme ya, bir şarap alıp geleyim hahaha’ Gerizekalıya bak. O kadar zavallı, o kadar rezil hareketler ki deliye dönmemek elde değil. Bir de tüm bunları yapıp cevap alamadığı için sinirleniyor bu profiller. Arkadaşlar, sandığınız gibi yalnız yaşayan kadınlar eve atmaya ya da evine atılmaya uygun profiller değildir. Aksine sizin tüm cümlelerinizden çıkarım yapacak kadar erkekleri anlamış, bu huylarınızı tanımış ve karaktersizliği kilometre öteden tanıyacak kadar akıllanmışlardır. Çünkü bu ülkede sizin gibiler sayesinde kadınlar bunu öyle yada böyle öğrenip kendilerince önlem alabiliyorlar. Bir kadın eğer isterse bunu zaten dile getirir. Ya şunu bir anlayın artık ya. Kadın seçilen değil, seçendir. Öyle büyük ve boş bir egonuz var ki, lütfedip kendinizi eve davet ettirme girişiminde bulunuyorsunuz. Adam daha cümle kuramıyor ama karşısındaki kadınla sevişebileceğine inanıyor, gerçekten çok ilginç..

Şans Elde Etmek

Bir de flörtte şans elde etme sorunu var. Önce bir ne istediğini bilmek var. Bizim ülkemizde zaten bir net olma sorunu var. Hadi diyelim bu ilk iki madde sorunsuz gitti. Adam daha seni nasıl ilk buluşmaya davet edeceğini bilmiyor. Bir kere doğru düzgün konuşamıyorsun bile, telefon numaranı bile isteyemiyor. Bu yüzden konuştuğun süre boyunca çoğu zaman sesini bile duymuyorsun. Sonra kalkıp sana bir kahve içmeyi teklif edemiyor. Çünkü net olmak gibi bir gayesi yok, seni tanımak istiyorum bile diyemiyor. Ya bir şans elde etmek için çaba göstermek ne demek bu profillere tanımlanmamış. İlişkiye giden süreçte ilk aşama karşındaki insanı etkilemektir. Ya ne bileyim ansızın bir çiçek göndermek, güzel bir mesaj atmak, ortak özellikler keşfetmeye çalışmak bu karakterlerin özellikleri arasında yok.

Biraz farklı ol, biraz değiş. Etrafta zaten karşındaki kadına ‘Selam’ yazmak için fırsat kollayan yüzlerce erkek var, burası Türkiye. Özel hissettir, gülümset, ismini o kadının aklına kazımanın akıllıca bir sürü yolu var. Bul onları ya, karşındaki kadına onun için uğraştığını, sana bir şans vermesi için çabaladığını göster. Ama yok, asla yapamıyorlar. Konuşmayı başlatsalar, devamını getiremiyorlar. Ortası yok galiba bunun. Ya bomboş bir özgüvenleri oluyor ya da daha adam akıllı mesaj atamıyorlar. Bir de anlamsızca tepkileri var. Onlar sana güzelliğine bakıp yürümeye kalktığında sorun yok ama sen onları tiplerine göre değerlendirip yanıtsız bıraktığında kendini beğenmişin teki oluyorsun. 

Beyler;

Artık karşınızda ekonomik özgürlüklerini eline almış, kendi ayakları üzerinde durmayı başarmış, kendini geliştirmiş ve hayatı gözlemlemiş kadınlar var. Eskiden kolaydı öyle kandırmak. Ama artık zekanızdan ve toplumsal statünüzden başka hiçbir şeyin ederi yok gözümüzde. Bunlara göre değerlendiriliyor ve ne yazık ki bu sınavlardan geçemiyorsunuz. İki kelime konuşamıyor ama kadınları sevişebileceğiniz objeler olarak görüyorsunuz. Sanki tek vasfınız altı bomboş özgüvenlerinizmiş gibi davranıyorsunuz. Sandığınız gibi kadınlar paranıza ya da arabanıza bakmıyor. Sadece zekanızın yetersiz kaldığı noktalarda mecburen bunlarla avunuyorlar. Çünkü kendinize biçtiğiniz özelliklerde bunlardan daha ötesini görebilmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Hal böyle olunca da kasımda aşkı düşleyen her kadın, çareyi yalnızlıkta buluyor.

Bugün sevgiye mecbur olan biz değiliz, sizsiniz. Çünkü bu düzen kadınlara kendi başlarına her zorluğun üstesinden gelebilmeyi, kendi kendilerine yetebilmeyi öğretti. Ama siz, en başından beri olduğunuzu sandığınız o noktada tek başınıza devam edebilmek ne demek öğrenemediniz. O yüzden evlenme çağınıza geldiğinizde, işten eve döndüğünüzde size yemek yapabilecek, çamaşırlarınızı yıkayabilecek, size anneniz gibi tüm eksiklerinize rağmen katlanabilecek kadınlar arıyor ve aslında hayat arkadaşı değil size bakabilecek bakıcılar seçiyorsunuz. Bu yüzden asla mutlu olamıyor, evlilikten sıkılıyor ve boşanmak zorunda kalıyorsunuz.

Güçlü kadınlara karşı tüm korkunuz yetersizliğinizden kaynaklı. Söz geçiremediğiniz, ikna edemediğiniz noktada ikna edebildiğiniz karakterlerle avunuyor, yetinemediğiniz için aldatma yolları arıyorsunuz. Bu yüzden hiçbir Kasım, aşkı getirmiyor. Dört mevsim, yukarıda anlattığım maddelerden bıkmış her kadın için yalnız geçiyor. Sonra da geriye maalesef hayal kırıklığı dolu o avuntu kalıyor; Kasım’da başka olan aşk değil, ansızın geleceğine inandığın aşkın, bu soğuk havada kapını çalabilme umudu. 

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: