Sevdiğim Tüm Erkeklere

İçimi ısıtan o ilk gülüş, kalbimi paramparça eden o ilk ağrı, ansızın gelen ilk öpücük.. Aşkın içinde sayısız endişe, bolca karmaşa ve asla anlayamasakta ruhu besleyen bir algoritma var. Sorsan, her ne kadar biz yaşamış olsakta yitip giden nice anıya ev sahipliği yapıyor kalbimiz. Yükü ağır, ne öylece sahip olabiliyor ne de arkanı dönüp hepsine hemen küsebiliyorsun. Ama heyecanlı, bir anda seni bambaşka bir insan yapabiliyor. Bazen aynaya bakıp kendini tanıyamayacak bir hale geliyor, üstelik bile bile hata yapma cesareti gösteriyorsun.

Ben 24 yıllık ömrüme bolca hata sığdırdım. Kimi öyle hafif, öyle çocuksuydu ki hatırlamaya çalışınca ufacık bir sızı bile vermiyor bana. Bazısı körü körüne bağlılık, benliğimde uzağa adımlar saklıyor içinde.

Çocukken, henüz işin içine hesap kitap girmemişken bunu anlamlandırmak çok daha kolaydı. Seviyorum demekte ağzımızda sakız. Bazen hiç sorgulamadığımı hatırlıyorum. ‘Seni seviyorum’ demek öyle kolay bir şeydi ki söylerken gerçekten bunu hissedip hissetmediğimizi bile sorgulamak gelmezdi içimizden. Daha küçücükken, anaokulunda aşık olmuştum. Ne aşk ama. Yanaklarım kızarıyordu oyunlar oynarken. O zaman sorsan ölüp bitiyorum, Allahım ne aptallık. Yıl sonu gösterisinde gelin ve damat canlandırılacak diye, gelin olmak isteyen diğer kızı koridorda sıkıştırıp rolleri değiştirmek için tehdit etmiştim. Yani çok sonradan böyle istediğine göz koyan bir kadın olmadım, daha temelleri o zamandan. İlkokulda sınıftan aşk mektupları toplardım, bana yazılan. O zamanlarda da yazmak her şeydi benim için, bu yüzden erkekler beni etkilemenin bir yolunun bu olduğunu çok erken keşfetti. Okul çıkışı serviste okurdum onları kızlarla, sanki dünyanın en gizli dedikodusunu yapar gibi fısıltıyla mesele ederdik bunu kendimize.

İlk öpücüğümü aldığımda çok korkmuştum. Ne kadar korktuğumun izi senelerdir yüzümde. Çenemdeki dikiş izi, yanağımdan öpen ilk erkek arkadaşıma tepki veremeyip kaçarken düşmemle olmuştu. Ayağım takıldı ve ben hooop yere. Çeneme giren sivri bir taş ve ömür boyu taşıyacağım bir dikiş izi. Ortaokulda, henüz okul açılmamışken tanıştığım o erkekle nefret ettiğimi düşündüğüm için göz göze gelemezdim. Bütün okul boyunca yedik durduk birbirimizi. O bana duygularını açtıktan sonra bile. Hissettiğimiz şey herhalde sinir ettiğinden bizi, ard arda sıralarda göz göze gelmemeye çalışıp, her teneffüs kavga ederdik. Sonra ilk randevum. Arkadaş grubuyla sinemaya gideceğiz diye ayna karşısında hazırlanmış, heyecanımı annemle paylaşmıştım.

İlk randevumda babamla kavga ede ede aldırdığım cep telefonumu çaldırdım. Bütün gün ağlayarak geçti. O hafta, ben ayrıldım. İlk ciddi terk edişim. Ne söylediğimi hatırlamıyorum bile ama o hiç unutmadı. Ardından gelen beş sene boyunca, hiç bırakmadı. Hep merak ettim, karşılıksız sevmeyi göze alacak kadar önemli olabilir miyim diye. Bütün Torbalı olanı bildi, bir üzerine ben konuşmadım. Her ne istediysem oldu, hiç karşılıksız hep yanımdaydı. Benim için okul değiştirdi, gözünün önünde başkalarını sevdim onu bile oturup izledi. Galiba sevdiğim tüm erkekler arasından kızamayacağım bir o var. Çünkü dost olduk. Çünkü Ece’yi Ece yapan ne varsa içinde mutlaka payı var. Şimdi çok güzel giden bir ilişkisi, çok sevdiği bir sevgilisi var. Doğal olarak beni hayatından çıkarttı. Ama kızmıyorum. Anlıyorum. Herkesin bildiğini bir biz konuşmamış olsakta, bana baktığında hissettiğim o şey, dost olmaya devam ettiğimiz sürece hayatında bir yük olarak kalacaktı.

Sonra ilk görüşte aşkım. Bu blogta onu zaten bolca okudunuz. ‘İlk Aşkım’ yazısı, Torbalı Anadolu Lisesi’nde Edebiyat Derslerinde ekrana yansıtılıp okunmuştu. O yazıyı o zaman herkes konuştu. Anlattığım her şeyde o kadar samimiydim ki, ilk kez kimseden, ondan bile, ayrılık sonrası yayınlanan bu yazıya kötü hiçbir laf gelmedi. Şimdi yediğim linçleri düşününce bu garip geliyor. Bir tek matematik öğretmenim, tüm ders boyunca o arka sırada saçımla oynadığı için, birbirimize bakınca hep gülümsediğimizden dikkatimizin dağılmasından şikayetçiydi. El ele İzmir Kordon’da en romantik randevum, Facebook’ta sevgiliyle koyulan ilk fotoğrafım ve ileriye dönük ilk hayallerde böylece geldi. Şimdi yüzünü bile hatırlamıyorum. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikrim bile yok ama hiç kötü anımsamıyorum. İlk arkadaş kazığımı bu ilişkide yemiş olsam bile hep başka bir yerde,  ‘Aşkın Tılsımları’ yazısından bildiğiniz gibi, en saçma tılsım ördek‘te.

Sonra ilk kalp sancım. Miğdeme saplanan ilk gerçek ağrı. Beni öldüren ilk acı. Ece’nin dünyasından Full HD yayınlanan aşkım. Çınar ağacım. O dönem için, herkesin gözü önünde hele ki Torbalı gibi bir yerde bu kadar dolu dolu bir ilişki yaşamanın bedelini sonrasında ikimizde fazlasıyla ödedik tabi. Sevgililer Günü’nde benim için tuttuğu limuzini de, birlikte kahvaltı yapmak için hastaneden aldığımız raporda sahtecilik yapıp başımızı belaya sokuşumuzu da kimse unutmadı. Ondan sonra geçen tüm senelerde biz hayatımızdan bu izi silmeye çalıştık. Baş edemediğimiz yerde arkadaş olup yaptığımız tüm salaklıklara gülmeyi de birlikte başardık. Ele avuca sığmaz her halimi, aşık olunca değişen kendimi, ben ilk ondan dinledim. Romantik bir biçimde değil ama, kahkahalarla.

Sonra, en zorlu bir zamanda İzmir’den çok uzakta Balıkesir’de attı kalbim. Hani şu İzmir’deki odamdaki kocaman ayıcığın sahibi.

En haksız olduğum tarafım. Benim için ilk şarkı yazan erkek. Saatlerce piyano çalsa sıkılmadan dinlerdim herhalde. Sevdim de ama bana yetmedi. Bugün iki yakam bir araya gelmiyorsa onun ahları tutuyor, buna yemin edebilirim. Hayatımda çok önemli bir yeri vardı, asla da kaybetmek istemedim. İnsan olarak, arkadaş olarak hep yanımda kalsın istedim ama bu bencilliğim ona yetmedi. Nasıl yetsin? İnsanlara hayatımda ne kadar değerli olduklarını gösteremeyip, hep el üstünde tutulmak istediğim dönem. Gerçi hala o kadar bencilim ama en azından şimdi yüzsüzce itiraf ediyorum bunu. O dönem asla bencil olduğumu kabullenmeyip, çözümü kalp kırmakta buluyordum. Eminim, kırdığım o kalbin hesabını da kolay kolay veremeyeceğim. Ama inşallah mutludur. Eskiden olsa bu yazıyı okuduğuna yemin edebilirdim ama şimdi daha fazla acıtmak istemiyorum kimseyi. O yüzden bazı insanların hayatında yokluğum, varlığımdan çok daha iyi.

Ve İstanbul. 4 yıl boyunca her anına şahit olduğunuz bir hikaye daha. Şimdi taslaklarda olsa da yine herkesin okuyup üzerine yorum yaptığı o yazı, ‘Bu ilişki nereye gidiyor?’ dan onu fazlasıyla tanıyorsunuz. Kulaklarımı her şeye tıkadığım o ilişki. Üzerine en çok konuşmam gereken ama anlatacak hiçbir şeyim olmayan hikayem. Bitti işte, gerçekten içinde bitirince bitiyor. Anımsayacak hiçbir şeyim yok. Yalnızca beni şu an olduğum insan yapan her şeyde bu ilişkide yaşadıklarımın payı var.

Şimdi geriye dönüp tüm bu erkeklere bakınca hiçbiri için keşke demiyorum. Ne başlayışı ne de bitişi.

Çünkü yaşamam ve sevmem gerekiyormuş. Her birinde ben kendimi hep çok önemli hissettim. Ne yaşanmış olursa olsun her biri için, ben gerçekten özeldim. Kimse için yapılmamış şeyler serdiler ayaklarımın altına. Kırıldığım da oldu ama güzel sevildiğim anlar daha fazla. Şimdi içimde büyüyen tüm bu aşkların hepsinden geriye kalanlarla kendime bakınca bambaşka hissediyorum. Arkada çalan her şarkı tüm anılarıma eşlik ediyor. Uzun ya da kısa, adları yalnızca eski sevgilim olarak kalsa da herkesin bildiği o hikayelerin altında beni büyüten çok sebep var. Dolu dolu yaşadım. Önüme dünyaları serdiler. Gerçekten sevdiler de. Bence hepsi için bu zor bir şey. Hepsi bu gökyüzünün altında yaşadığımız her anıyla paylaşıldı. Bu herkes için inanın kolay bir şey değil. Şimdi seneler sonra bir yazıda bile ben onlardan bahsediyorum. Devam eden hayatlarında bile rahat vermiyorum anlayacağınız.

Ama keşke her birinden beni dinleme şansınız olsa. Hepsi başka başka, hepsi tanıdığınızdan çok başka bir Ece anlatacaktır size.

Yine de, bu yazı sevdiğim tüm erkeklere. Beni büyüten, olduğum kadın haline getiren bütün hikayelerime. Geride kalan hikayelerinize keşke yüklemeyin. Hepsi sizi bugün olduğunuz insan haline getirdi. Acısı ve tatlısıyla hepsi sizi büyütüp, yeniden sevebileceğiniz bir sürece itti. Bu yazının asıl amacı, asla geçmişi özellikleriyle ortaya koymak değildi. Bu yazı, siz kendi hikayelerinizle barışın diye. Sevdiğiniz tüm kadın ve erkeklerle.. Vedalaşmayın, barışın. Çünkü size ait  olan en özel şey, bir zamanlar bu insanlara karşı hissettikleriniz. Bunu kabullenince, yeniden denemek inanın daha kolay.

Hepinizle teker teker barıştım, kesilecek hesabım yok. Sevildiğim her an için minnattar, doğru düzgün sevemediğim her an için pişmanım. Ama keşkem yok, evren bir şekilde benim için dönerken, siz hayatımın bir köşesinde beni şimdi olmam gereken Ece’ye hazırladınız. Benim için daha yaşayacak ve yazacak çok hikaye var. Senin de olsun sevgili okuyan. Yeniden deneyebilmek için, hepsiyle barıştığın güzel bir hikayen olsun.

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: