Netflix Freud : Psikanaliz, Kötü Ruhlara Karşı

Türkiye’de birinci sıraya oturan Netflix’in ilk Avusturya dizisi Freud seyirci ile buluşarak ‘Top 10’ listesine hızlı bir giriş yaptı. Dizi, kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren psikanalitik kuramın kurucusu, psikanaliz öğretisini geliştirmiş Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog Sigmund Freud’un gençlik dönemine farklı bir açıdan yaklaşıyor. Dizinin IMDB puanı 6.7 ve şimdilik yayınlanan 1. sezonu 8 bölümden oluşuyor. Orjinal dil Almanca, bu da diziyi Türkiye bazında bir miktar daha farklılaştırıyor. Peki Freud dizisi ses getirdiği kadar etkili mi? Gelin bu yazıda benim tarzımla bunu ele alalım.

Ötede bir yerde falan değil, burada, yeryüzünde çoğu insan bir cehennemde yaşıyor… Benim bilgilerim, kuramlarım ve yöntemlerim de insanlar kendilerini bundan kurtarabilsinler diye, onları bu cehennemin bilincine vardırma amacına yöneliktir. – Sigmund Freud

Hatırlamakta Fayda Var : Sigmund Freud Kimdir?

Savaş, yoksulluk, tarihsel karmaşa ve bilinç dışı unsurlara olan hırslı bir inanç dolu hayat yolculuğuyla, şüphesiz ki dünyanın en ünlü psikologlarından biri Sigmund Freud. 6 Mayıs 1856’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda dünyaya gelmiş olması, Avusturya’nın ilk Netflix yapımına onunla başlaması için etkili sebeplerden biri. Latince, Fransızca, İngilizce, İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrenen Freud’un Viyana yolculuğu henüz 4 yaşında ekonomik sebeplerle başlıyor, Goethe’nin yapıtlarından çok etkileniyor ve her ne kadar kalıplara sığmasa da Tıp fakültesine gitmeye karar veriyor. Viyana o dönem yahudi düşmenlığının zirvesinde bir yapıya sahip bu nedenle Freud sosyal çevreden dışlanan ve sürekli yargılandığı bir ortamda varlık göstermeye çalışıyor. Beyin anatomisi ve nöropatoloji alanında ünlü Dr. Theodor Meynert’in psikiyatri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başlıyor ve bu dönemde başarılı olmak, para kazanmak takıntısıyla hırslanıyor. Bu yüzden kokain ile tanışıyor ve bugün bile hemen herkesin bildiği sevgilisi Martha’ya yazdığı mektuplarda kokaini rahatlatıcı, güçlü bir anestetik ilaç olarak övüyor ve  kullanmaya başlıyor.

Sigmund Freud, Martha Bernays ile genç yaşta tanışıp, aşık olmasına rağmen parasızlık sebebiyle uzun bir süre yalnızca mektuplarda görüşebiliyor. Ki Freud’un iç dünyasına dair bilinen her şey yaklaşık olarak 1600 tane olan bu mektuplardan çözümleniyor. 4 yıl süren bir nişanlılık sürecinin ardından aşık olduğu Martha ile evlenebiliyor. Freud’un hayat akışını değiştiren, bir burs sayesinde gittiği Paris’te ünlü nörolog Jean-Martin Charcot ile çalışmaya başlamasıyla oluyor. Kitaplarında övgüyle bahsettiği Charcot, dönemin en sorunlu ve çözümsüz hastalığı olan histeri üzerine yoğunlaşıyor ve hipnoz ile bu hastalığın tedavi edilebileceğini savunuyor. İlk olarak burada hipnoz tekniği ile tanışması Freud’un ilgisini çekiyor ve bu yolculukta edindiği tecrübeler onun keşiflerine ışık tutuyor.

Histeri ve Hipnoz ile ilgili çalışmalar yapan Dr. Josef Breuer ile tanışması ve psikoterapinin temelini atan vaka ‘Anna O.’ üzerine yoğunlaşması hastalarını konuşturma yöntemini uygulamaya başlamasına sebep oluyor. Yaptığı yönlendirmeler ile hasta sorunlarını çözmeye çalışması bugünün psikoterapisinin temelini oluşturuyor. Babası Jacob Freud’un ölümü ile birlikte bunalıma giriyor ve bu süreçte kendisini analiz etmeye başlıyor. Rüya incelemeleri, hasta analizleri, insan psikolojisinin temelindeki cinsellik düşüncesi üzerine makaleleri Freud’u hem mesleki hem de sosyal olarak yalnızlaşmaya sürüklüyor. Dönemin doktorları tarafından saptamaları sapkınca bulunuyor ve tespitleri bilime aykırı olduğu gerekçesiyle tepki çekiyor. Bu dönemde Freud; bilinçaltı kavramı, rüya analizleri ve tedavilerinden yola çıkarak Oedipus Kompleksi, Rüyaların Yorumu ve Günlük Yaşamın Psikopatolojisi kitaplarını yazıyor.

Başlıca hedefi psikanalizi dünyaya duyurarak psikiyatri ve psikoloji alanlarında kullanımını yaygınlaştırmak olsa da psikanalizin bir Yahudi bilimi olarak görülerek önemsenmemesinden korkmaya başlıyor. Ne yazık ki korkusu gerçek oluyor ve  yeni yüzyılda ona inanıp, tespitlerine ilgi gösterenler yalnızca Yahudiler oluyor. Ona inanan bu küçük topluluk için bir dernek kuruyor ve çarşamba günlerini toplantılara ayırıyor. Bu toplantılar sırasında puro bağımlılığı dikkat çekiyor ve ölüm döşeğinde bile bu bağımlılıktan vazgeçmiyor. Tüm grubun Yahudi olması sebebiyle Freud, psikanalitiği yayma amacına maalesef ulaşamıyor ancak 1907’de topluluğa ilk defa Yahudi olmayan biri,  Carl Gustav Jung dahil oluyor. Bu tanışma ikisinin de hem mesleki hem özel hayatları için büyük adımlara sebep oluyor ve kısa zamanda aralarındaki ilişki baba-oğul ilişkisine dönüşüyor. Jung, bu yakınlaşma sonrasında Zürih’te “Freud Derneği” kuruyor ve uzun zamandır beklenen başarının ilk adımı atılıyor. Freud’un düşünceleri sınırları aşmaya başlıyor. İlerleyen yıllarda Jung, Freud ile birlikte ABD’ye yaptığı bir yolculukta fikir ayrılığına düşüyor. Freud  “Sevgili Oğlum” dediği Jung ile bilime bakış açısındaki kararlılık nedeniyle yollarını ayırmak zorunda kalıyor.

Zayıf noktalarınızdan güçlü taraflarınız doğacaktır. – Sigmund Freud

Hayatındaki yıkımları başlatan o sene,  3 oğlunu da 1. Dünya Savaşı’na gönderiyor.  Freud’un kuramlarına ilham olan, ölüm ve savaş hakkında düşünceleri bu süreçte ortaya çıkıyor. İnsan psikolojisinin en karanlık yanları olarak tanıttığı bu düşünceler ve zatürre sebebiyle kızını kaybetmesi, onu çalışmaya daha çok itiyor. Tüm bu çalışma hırsı sonucunda “Haz İlkesinin Ötesinde: Yineleme Takıntısı ve Ölüm İç Güdüsü” ve en çok bilinen kuramı olan  “Ego ve İd” ortaya çıkıyor. 1923’te çok sevdiği puro sebebiyle çene kanserine yakalanıyor ancak bağımlılığı nedeniyle purodan vazgeçemiyor. 16 yıl içinde geçirdiği 33 ameliyat hastalığına çözüm olmuyor. Hitler’in Almanya’da güç kazanması ile birlikte Freud’un yazdığı her şey yasaklanmaya ve yakılmaya başlanıyor. 1938’de Hitler, Avusturya’yı işgal ediyor ve Freud “evim” dediği Viyana’yı terk etmek zorunda kalıyor. Londra’ya yerleşmesinin ardından doktorundan acılarını dindirmesi için yüksek dozda morfin ile ötenazi talep ediyor ve kızı Anna Freud’un da onayını alan doktorun yüksek dozda morfin vermesi sonucu 23 Eylül 1939’da hayata veda ediyor.

Elde ettiğimiz başarıların peygamber veya tanrıların başarılarıyla boy ölçüşebileceğini zannetmiyorum. Nitekim Meryem Ana’nın mucizelerine inanan insan sayısı, bilinç dışının varlığına inanan insan sayısından çok çok daha fazla. – Sigmund Freud

Netflix’te Bambaşka Bir Proje : Freud

Dizi Sigmund Freud’un gençlik hayatını ve ilk çalışmalarını konu alsa da beklenildiği gibi odak noktasında Freud’u ve gerçek yaşam öyküsünü tutmuyor. ”19. yüzyıl Viyanası’nda genç Freud, geliştirmekte olduğu yaklaşımları ile Viyana polis teşkilatına cinayetlerin çözümü için yardımcı oluyor.” Okuduğum tüm incelemelerde ve dizi üzerine yayınlanan haberlerde bu cümleye rastladım. Cümleden de anlaşılacağı üzere Freud bir dönem dizisi. Psikolojik yaklaşımlar dizi içerisinde suç, polisiye ve mistik ögelerle harmanlanmış. Ancak bir Sherlock Holmes havasında izlemeye başlarsanız hayal kırıklığına uğramanız mümkün. Bir kere dizinin oldukça gotik bir havası var. Öyle dedektifle hadi gel cinayetleri çözelim durumu, yalnızca ilk iki bölümde seyirciye aktarılıyor. Bu nedenle bölümler ilerledikçe olayları anlamak imkansız bir hal alıyor. Tarihsel ögeleri hemen hemen her bölümde görmek mümkün. Zaten dizi ‘Macaristan’a özgürlük’ planının aşamaları. Temelde Freud’un hipnoz tekniğini kanıtlama ve meslektaşlarına kabul ettirme çabasıyla şekillense de 8 bölümlük süreçte, hipnoz alıp başını gidiyor yerini fantastik ögeler, mitler ve anlam veremediğiniz iğrençlikte ayinlere bırakıyor. Tamam dizi zaten +18 ibaresiyle yayınlandı ama ben şahsım adına o iğrenç şeyleri görmeye hazır değildim. Ve ne yazık ki bu durum bir süre sonra beni bıktırdı.

İnsanların en çok arzuladıkları şeyler toplum tarafından kabul edilmeyenlerdir, bu yüzden daima şüphe duyarız. Bu bastırılan düşünceler farklı şekillerde dışarıya bizim tarafımızdan kimi zaman dil sürçmesi, kimi zaman rüyalarda akseder. Freud bu durumu anlamak için insan özünü sorgulamıştır.

Bir kere diziyi izlerken o dönemi, kafa yapısını ve normları anlamak zorundasınız. Çünkü psikanaliz o dönem medyumculuk olarak görülüyor ve kimse ciddiye almıyor. Sanırım mistik ögelere yer verilmesinin bir nedeni de dönemi  anlatabilmek ve bilim insanları tarafından psikanaliz yönteminin medyumculuk olarak görülmesini seyirciye hissettirebilmek. Diziye hakim psikolojik gerilim havası çok iyi yansıtılmış. Dekor, kostüm ve tarihsel detaylar gerçekten muazzam, kendinizi 19. Yüzyıl Viyana’sında hissetmeniz için uygun ortam kesinlikle yaratılmış. Bu sayede Freud’un o dönem ki kafa yapısını çok daha rahat analiz edebiliyorsunuz. Oyunculuk konusunda bence kimse ağzını açmamalı diye düşünüyorum. Şayet Robert Finster benim kafamda an itibari ile ölene kadar Freud olarak kalacak. Psişik bir medyum karakteri olan Fleur Salomé ile karşımıza çıkan Ella Rumpf, inşallah o sahneleri çekerken kusmuşsundur. Biz izlerken baya bir bu duruma maruz kaldık çünkü. Dedektif Alfred Kiss’i canlandıran Georg Friedrich için kelimelerim kifayetsiz. Seyirciye vermen gereken duygu bir karmaşa ise çok başarılı bir oyunculuktu, 8 bölüm sonunda nasıl bir insan olduğun konusunda hala bir fikrim yok. Yönetmen Marvin Kren kariyerinin bir köşesine mutlaka altın harflerle yazsın bu projeyi, harikalar yaratmış. Farkındaysanız herkesi kendi branşında değerlendiriyorum. Senaristlere geleceğim, bekleyin. Onlara edecek çok lafım var.

Freud, bastırılan arzunun bilinç dışı başka bir formda kendini göstereceğini düşünüyordu. Dizi, özellikle son bölümlerinde bu düşünceye vurgu yapıyor. Bastırılan her arzu, fantastik her ögenin hükmettiği bir kölelik olarak karşımıza çıkıyor.

Şizofreni hastalarına ‘İçine şeytan girmiş’ tanısı koyularak kiliseye yönlendirildiği bir dönemden söz ediyorsak, şüphesiz ki akıl sağlığımızı etkileyen unsurlar ile karşılaşmamak imkansız. Dizide sıkça gördüğümüz akıl hastanesi ve Freud’un yöntemlerine karşı çıkan doktorların hastalara yaklaşımları insana cinnet geçirtecek bir gerilim veriyor. Her şey tamam ama sevgili senaristler, o mistik havayı Freud’un tüm benliğinin önüne koyup, Fleur odağında ilerleyerek neyi amaçladığınız konusunda hala düşünmekteyim. Fantastik ögeler bir noktaya kadar rahatsız etmeyecek ayardaydı, sonra ne yazık ki ipin ucu kaçtı. Fleur karakteri başlı başına insanı kahrediyor zaten, bütün psikolojinizi önünüze koyup incelemek istiyorsunuz. Ne gerek vardı, fantastik ögelerin dozunu arttırıp, bilimi medyumculuk ile harmanlamaya? Amaç güzel, Macaristan’ın İmparatorluk döneminde arzuladığı özgürlük arayışını böyle bir karmaşa ile yansıtmak, kilit unsur. Saygı duydum. Hipnoz’un kabul görmediği dönemde, bu tekniği uygulayabilen karakterlerin tanrılaşarak insanları köleleştirmesi dört dörtlük bir yansıtma, mükemmel buldum. Ama niye, niye fantastik olan her şeyi bir anda seyircinin karşısına çıkarıp tüm psikolojik çıkarımları yok ediyorsunuz, beni en çok rahatsız eden nokta bu oldu. Gelelim çıplaklık unsuruna, o kadar aşırı ve o kadar rahatsız ediciydi ki okuduğum eleştiri ve yorumlardan anladığım kadarıyla bu durumdan memnun olan hiç kimse yok.

Bütün Anlam Ayrıntılarda Saklı

  • Histeri, Travma, Uyurgezerlik, Totem ve Tabu, Arzu, Regresyon, Katarsis, Bastırma. Bunlar Freud dizisinin ilk sezonunda yer alan sekiz bölümün isimleri. Bu isimlerden histeri, totem ve tabu, regresyon, katarsis kavramları, Freud’un yazına kazandırdığı çalışmalarından geliyor ve dizinin genel örgüsünde de bazen birebir bir alıntı, bazen de karşılaşılan bir sembol olarak karşımıza çıkıyor. Başta anlamını pek keşfedemediğiniz unsurlar olarak ele alınsa da aslında bölümlere verilen bu isimler ayrıntıda çok değerli.  Her bölüm; bölümün adına manalı bir atıf yaparak dönüşüm geçiren Freud heykelinin introsuyla başlıyor.
  • Dizi boyunca karşımıza çıkan istisnasız bütün karakterler psikoloji için birer vaka resmen. Oturup inceleyip, farklı kuramlar ışığında tanı koyasınız geliyor. En çok etkileneceğiniz unsur da bence bu. Normal bir tane insan yok, hepsi manyak bunların.
  • Derinlerdeki cinsellik ve hayvansal arzular. Bir düşününce hak veriyorsunuz. Freud’un gerçek hayatına dair sizi uyaran etkenlerden biri. Cinsel birleşmelerde çok anlaşılır şekilde yansıtılmış. Hayvansal arzular, Fleur’u tetikleyen tüm rüyalarda ve cinayetlerde net bir biçimde karşımıza çıkıyor. Bu da istemsizce Freud’un makalelerinde yer alan saptamalarına doğru olumlu adımlar atmanızı sağlıyor.
  • Martha karakteri ile mektuplaşma, Freud’un yaşam öyküsünde yolunun kesiştiği gerçek kişilerin dizide gösterilmesi güzel bir ayrıntıydı. Mistik ve fantastik ögelerin arasında bir Sigmund Freud hikayesi izlediğinizi size anımsatan nadir ögelerden biri olarak karşımıza çıktı.
  • Dizinin geçtiği dönem, imparatorlukların yıkıldığı ve ilk büyük dünya savaşının gerçekleştiği zamanlar. Viyana’da, Avusturya-Macaristan gibi büyük bir imparatorluğun iki parçasının ortasında bir yerde buluyorsunuz kendinizi. Olay örgüsü, Avusturya ve Macaristan’ı temsil eden karakterler ve bu karakterlerin çatışması üzerinden ilerliyor olsa da ne yazık ki sekiz bölümü bitirmeden bu çatışmaya anlam yüklemek kolay olmuyor. Entelektüel hayatı Freud, siyasi hayatı polis teşkilatı ve Avusturya ordusu, birtakım fantastik maceraları ise Macar tarafı üzerinden görerek tüm bunları birleştirmeye çalışıyorsunuz. 

Freud, izlemeye değer mi?

Aradığınız bir biyografik belgesel ise diziye başlamanızı tavsiye etmem. Özellikle kendi içinizde Sigmund Freud üzerine etkili bir bağlılık geliştirdiyseniz, dizide yer alan bazı unsurlar sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Ancak farklı bir bakış açısında, eleştirmeye açık bir dizi izlemek ise amacınız, başlamanızı öneririm. Benim için dizinin en büyük kazanımı, Psikoloji derslerinden beri derin bir biçimde araştırmadığım bu ismi, merak unsuru haline getirmesi. Çünkü diziyi doğru yorumlayabilmek adına hemen her bölüm sonunda internette araştırma yaparken buldum kendimi. Dizi kurgusal bir temele gerçek bir karakterin yedirilmesi olarak yorumlanabilir. Tarih açısından bakınca, Macaristan’ın özgürlük arayışına ve dönemin Viyana’sına ilgi duymanızı, gerçekte olup biten her şey adına daha fazlasını öğrenmek istemenizi sağlıyor. Belirli tutarsızlıklar da yok değil, ancak ikinci sezona şans verilebilir. 

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: