Bir Belgesel Drama: The Social Dilemma

Dijital medyanın arka yüzünde çalışan biri olarak belgesele bir başka bakış açısı getirecek olsaydım, hele bir de bunu Dünya’nın en çok izlenen online platformunda yayınlasaydım, herhalde Sosyal İkilem‘den daha yaratıcı bir içerik ortaya koyamazdım. Belgesel kültürü olmayan bir insan olmama rağmen Netflix‘in ilk 10 listesine aniden düşen ve zirveye yerleşen bu yapımı merak etmekten kendimi alamadım. Mesleki bir yönlendirme düşüncesiyle izlemeye başlamış olsam da, bu kadar etkili bir içerikle karşılaşacağım doğrusu aklımın ucundan bile geçmezdi.

Netflix: Sosyal İkilem (The Social Dilemma) İncelemesi

Sosyal İkilem, orijinal adıyla The Social Dilemma, 9 Eylül 2020 tarihinde belgesel drama türünde, Netflix’te yayınlandı.1 saat 34 dakikalık yapım, En İyi Haber ve Belgesel dalında Emmy ödülü kazanan Buzun Peşinde’nin yönetmeni Jeff Orlowski imzası taşıyor. Yapımcılığını Larissa Rhodes’in yaptığı Sosyal İkilem’in senaryosunu ise Davis Coombe, Vickie Curtis ve Jeff Orlowski gibi isimler üstleniyor. Belgeselde günümüzün en önemli sosyal medya ve dijital teknoloji devleri Google, Twitter, Instagram, Apple, Facebook, Ndivia gibi şirketlerin temsilcileri ile yapılan röportajlar yer alıyor. Yapım yayınlandığı günden itibaren IMDB’de 7 bini aşkın kişi tarafından oylandı ve 8,1’lik puanıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Sosyal İkilem belgeseli temelde sosyal ağların insan ve toplum üzerindeki etkilerini anlatıyor ancak bunu aktarış şekli alışık olduğumuzdan biraz farklı. Teknoloji şirketlerinin ve sosyal medyanın karanlık yüzü, onu yaratan teknoloji uzmanları tarafından röportajlarla anlatılıyor ve bu platformların en tehlikeli yanları yaratıcıları tarafından izleyiciye aktarılıyor. Bağımlılık seviyemizin günden güne arttığı sosyal medyanın tehlikeli etkileri ve özünde insan yaşamını ele geçirme yöntemleri Silikon Vadisi’nin arka bahçesinde çalışmış olan uzmanların saklı gerçekleri ifşa edişiyle gün yüzüne çıkıyor.

Ölümlülerin hayatına giren tüm büyük olaylar beraberinde lanet getirir! – Sofokles

Sosyal İkilem açılışını ünlü tragedya yazarı Sofokles’in “Ölümlülerin hayatına giren tüm büyük olaylar beraberinde lanet getirir” sözüyle yapıyor ve izleyicisine daha ilk sahneden gelişen teknolojinin beraberinde getirdiği lanetleri anlatacağının sinyalini veriyor. Belgesel en basit tabirle günümüzün teknoloji devlerinin hayatlarımızı bizden nasıl çaldığını anlatmak üzerine kurgulanmış. Üstelik bunu, Silikon Vadisi’nin içinden gelen insanların röportajlarıyla yapıyor. Eski Facebook gelir kazandırma yöneticisinden, tasarım geliştiricisine, reklam düzenleyiciden Facebook like butonunu yaratan kişiye kadar bir çok uzman, yarattıkları platformların beraberinde getirdiği sorunlarla bu belgesel kurgusunda yüzleşiyor. Aslında belgeseli izlemeye başladığınız ilk andan beri aklınıza takılan bir soru var; Silikon Vadisi bu insanların bu kadar şeyi anlatmasına nasıl izin verdi?

Tarihte hiçbir zaman 50 tasarımcı, iki milyar insanı etkileyecek kararlar almamıştı!

Belgeselin içerisinde konuşan tüm isimlerin titr’lerinin önünde birer ‘former’ sıfatı olduğuna dikkat çekmek gerek. Yani her biri ‘önceki’ kariyerinden bahsediyor ve ekliyor “Daha fazla olumlu etkim olamayacağını fark ettiğim için istifa etmeye karara verdim.” Google, Twitter, Facebook, Instagram, Youtube, Pinterest ve hatta Uber’in yaratıcı, üretici ve karar verici pozisyonlarında olan bu gerçek kişiler, insanlığa sundukları teknoloji hizmetlerinin sonuçlarını görmeye başladıklarında etik kaygılara düşüyor ve bu kaygıların baskısında yarattıkları her şeyden vazgeçiyorlar.

Ben, bir Sosyal Medya Uzmanı olarak anlatılanların temelde bu denli planlı ve güçlü algoritmalara sebep olduğunu bilmediğim için 1 saat 34 dakikanın sonunda bir vicdan azabıyla yüzleştim. Bunu önce kendime, sonra para kazanmak uğruna kullanıcılara nasıl yaptığımla ilgili içsel bir hesaplaşmaya girdim. Sosyal İkilem’de yer alan uzmanların anlattıklarına göre sosyal platformlarda beğendiğimiz veya paylaştığımız içerikler sayesinde; bizi ve kişiliğimizi kodlayıp, kullanıcı bilgilerimizi birer veri haline getirerek, önümüze çıkardıkları reklamlarla satın almaya açık bireyler yaratıyorlar. Önümüze çıkacak gönderiyi belirleyen algoritmalar sayesinde bu programlara uzun süredir giriş yapmadığımızda sahte ama gerçekmiş gibi hissettiren bildirimler göndererek bizi uygulamaya girmeye ve sürekli aktif olmaya zorluyorlar. Çünkü uygulamada geçirdiğimiz her saniye, teknoloji şirketleri için para demek. Ve burada biz satın alma eğilimlerimizle bir tüketici değil, teknoloji devleri için birer ürün niteliğindeyiz.

Yapay Zeka Üzerine Erdi Şener’in Yazısından Bir Alıntı;

2015 yılında Stanford Üniversitesi, üniversite bünyesinde yapay zeka çalışmaları gerçekleştiren araştırmacı Dr. Michal Kosinski’nin elde ettiği sonuçları bir basın bülteni ile şu şekilde paylaşmıştı: “Algoritmalar, artık kişilik özelliklerinizi arkadaşlarınızdan daha iyi algılıyor”… Kosinski’nin araştırmasına göre, yapay zeka bırakın yakın arkadaşlarınızı, eşinizden bile daha iyi şekilde sizin hakkınızda daha doğru çıkarımlar yapabiliyor. Bunun nedeni, bilgisayar algoritmalarının sosyal medyada bıraktığınız yorumlar, beğeniler, ilgilendiğiniz içerikleri de tarayarak, detaylı bir analiz çıkarabilmesi. Her geçen gün gelişen yapay zeka ve makine öğrenmesi ile birlikte kişilik analizinde, bilgisayarların insanlara göre önemli avantajları bulunuyor. Gelişmiş bilgisayarlar, doğru algoritmalar ile büyük miktarda geçmiş veriyi inceleyerek, kişinin dışarı yansıtmadığı psikolojisini de anlamlandıracak şekilde çok daha doğru analizler çıkarıyor. Sonuç olarak, yalnızca 10 beğeniyi analiz ederek iş arkadaşından daha doğru bir şekilde kullanıcının kişiliğini tahmin edebilirken, 70 beğeni ile sıradan bir arkadaştan veya oda arkadaşından; 150 beğeni ile bir aile üyesinden; ve 300 beğeni ile eşinden daha iyi sonuçlar çıkarabilmekte. Tabii burada analizin sadece beğeniler doğrultusunda yapılmadığını, kişilerin geçmiş paylaşımları, demografik bilgileri, bağlantılı olduğu arkadaşları, paylaşımları, takipleri, abonelikleri de hesaba katılarak, oldukça detaylı bir dijital iz üzerinden anlam çıkarıldığını belirtmekte yarar var.

Stanford Üniversitesi’nin bu araştırmayı resmi olarak açıklamasından yaklaşık bir yıl sonra, 2016’da Donald Trump’ın Amerika Başkanı olduğu seçimin ardından, Cambridge Analitik skandalı ile sosyal medya üzerinden kullanıcıların yönlendirilmesi tekrar gündeme geldi. İşin gerçeği, Cambridge Analitik, Facebook’tan edindiği kullanıcı verilerini, makine öğrenimi ile on milyonlarca kullanıcı profilini analiz etmek ve kullanıcıların psikolojik profillerini anlamak için kullanmıştı. Örnekle anlatmak gerekirse, Cambridge Analitik’in, psikolojik profil analizine dayanarak, bir kullanıcının muhtemelen hangi adaya oy vereceği anlaşılıyordu. Desteklediğiniz adaya, oy vereceğini bildiğiniz kişilere para harcamak gereksiz. Bu nedenle, Cambridge Analitik de öncelikle kararsızları hedef aldı ve bu insanlara yönelik rakip karşıtı içeriği teşvik etti. Bu şekilde, ya rakibe oy verme potansiyeli olanları oy vermemeye teşvik etti ya da destekledikleri adaya oyları kaydırmış oldu. Gelişen yapay zeka algoritmaları, büyük veri setleri ile eğitilmekte, bu doğrultuda kullanıcının önceki tercihleri doğrultusunda öngörü analizleri oluşturulmakta ve kullanıcı sistemin çıkarları doğrultusunda yönlendirilmekte. Belgeselin de ana fikri bu aslında… Ayrıca, belgeselde, Dünya’nın yapay zeka tarafından yönetilmeye başlandığı, Terminator, Neuralink gibi girişimleri beklemeye gerek olmadığı da önemli bir tespit.” *

Belgeseli izlediğinizde göreceksiniz ki dijital medyanın karanlık tarafı hakkımızda her şeyi biliyor ve biz farkında olmadan bu verileri sürekli olarak kullanıyor. Yani artık, çıkmak istesek de bu pek mümkün görünmüyor. Sosyal medya kullanıcılarının tümünün izlemesi gereken Sosyal İkilem belgeseli, teknolojinin kalbinde yer alan insanların anlattıklarıyla bu sanal dünyanın tüm gerçeklerini gözler önüne seriyor. Geriye çok fazla soru, bolca kaygı bırakan bu belgeselin ardından ‘Bir şeyleri düzeltmek için hala şansımız var mı?’ diye sorulduğunda bir anlığına, ‘İnsanoğlu yarattı, insanoğlu düzeltebilir’ cevabını veriyor, sonra bunu yapabilecek sayılı insanın etik değerleri göz ardı ettiğinin farkına varıyorsunuz.

Teknolojinin karanlık yüzünü anlamak, her gün içinde saatler kaybettiğimiz sosyal medyayı tanımak ve daha fazla ürün muamelesi görmemek adına; Sosyal İkilem’i izleyin ve izlettirin. Bir şeyleri değiştirmeye bilinçlenmekle başlarsak, geleceğimiz adına hala bir umut var demektir.

Not: The Social Dilemma’yı buradan izleyebilirsiniz.

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: