Üniversitenin Ardından | İş Hayatı

Üniversite hayatının bir parçasında, belirli bir karar mekanizması odağında kendinizi mezun olduktan sonra yapacaklarınızla ilgili sorgulamaya başlıyorsunuz. Genellikle bunun lise son sınıfta bölüm seçerken, yapmak istediği mesleğe karar verme olarak algılayanlar olsa da ben 2 üniversitelik tecrübemle bunun yanlış bir düşünce olduğu kanaatindeyim. Asıl kararınızı, seçtiğiniz bölüme adapte olup olamadığınızda ya da ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu net bir biçimde gözlemlediğinizde veriyorsunuz.

Ben kendimi bildim bileli, İletişim Fakültesi diye yanıp tutuşan bir insandım. Yazmak, okumak, konuşmak, göz önünde olmak ve kendimi ifade etmekte daha özgür olduğuma inanan bir parçamla üniversite hayatımı bu yönde çizmek istedim. Bu noktada kendimi tanıdığıma ve karakterimi iyi analiz edebildiğime inanıyorum. Çünkü ne okuduğum bölümden ne de şu anda yapmakta olduğum mesleğin getirilerinden pişmanlık duymadım. Çevremden gördüğümün aksine ben, seçimimin sonuçlarından mutluluk duydum. Bu belki biraz şansla, biraz hırsla alakalıdır, inanın bilemiyorum. 

Mesleğime karar verme sürecim çok uzun sürdü diyemeyeceğim. Lisans eğitimimde Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünü seçmiştim. Bu bölümü seçmemdeki en büyük etken, herhalde benim için biçilmiş kaftan olmasıydı. Yazı yazmayı seviyordum ve o zamanlar yerel gazetede köşe yazarlığı yaparak kendimi ifade etmeye çalışıyordum. Bu noktada gazetecilik sevdası oradan geliyor. Dijital medyaya olan ilgim, kendi blogumu oluştururken bilgisayar başında geçirdiğim saatlerim de bir noktada beni yeni medyaya itti diyebilirim. O zamanlar, blogların zirvede olduğu dönemlerde, bu mecrada varlık gösterebilmek için çok fazla araştırma yapmanız ve durmadan dijital yayınları takip etmeniz gerekiyordu. Genel blog yayıncılarının aksine ben, blogspot uzantısında yer alan ilk adıyla ‘Bu Benim Dünyam’ daha sonra ‘İlham Perisinin Kanatları’ olan küçük, sevimli blogumu kişisel meselelerimle birlikte bir günlük misali kullanıyordum. Tasarımından tutun resimlerine kadar en ufak detaylarıyla bile kendim ilgileniyordum. Bu yüzden tüm bunları düşününce kendime en uygun bölümü tercih ettiğimi düşünüyorum.

İlk Sosyal Medya Danışmanlığı işimi üniversitenin birinci yılında aldım.

Sonraki hepsi gibi, mülakatlarda işverenleri etkileyen en büyük etken blogumdu. Şimdi düşünüyorum da herhalde o blogu tutmuyor olsaydım, asla şu an bulunduğum konumda olamayacaktım. Sanılanın aksine genelinde dijital medya, özelinde sosyal medya için danışmanlık yapmak sadece post paylaşmak ya da bu tasarımları planlamaktan ibaret değil. Ancak ilk işimde, bundan daha ötesini yapmadığımı söylemem yerinde olacaktır. Çünkü henüz bölüm dersleri bile görmediğim bir dönemde, tasarım programlarına yalnızca blog için yaptığım bir kaç küçük grafik üzerinde hakimdim ve tecrübesizliğimin getirdiği bir çekingenliğe sahiptim. Bu yüzden, uzun süre orada çalışamadığımı rahat rahat belirtebilirim. Galiba benim tecrübe edinmemde ki en büyük unsur, biten her işin ardından, bir yenisine başlamadan önce kendime olan güvenimi kazanmak için sarf ettiğim çabaydı. Çünkü bir işte yetersiz olduğumu hissettiğim zaman, yeni bir işe başvurmadan ve çalışmaya başlamadan önce saatlerce dijital medyayla alakalı araştırmalar yapıp, sektör ve meslek üzerine sayfalarca kitaplar okudum.

Kendimi hazır hissetmemin ardından yeniden denedim, böylece yeniden başladığım her sefer daha çok şey öğrendim. 

Üniversite boyunca bir çok deneyim elde etmemin şu an bulunduğum işte olmama katkısı tartışılamaz herhalde. Geçmişe çok girmeye gerek yok diye düşünüyorum, gelelim üniversitenin ardından, bugüne. İkinci üniversite, mezuniyet tezi derken iki üniversitede fırlattığım keplerin ardından işe giriş sürecim çok hızlı oldu. Aslında son sene 4.00 olan ortalamamın ardından Londra’da dil eğitimi hazırlıklarıyla meşguldüm. Planım, Oxford’da bir dil okulunda dil eğitimi aldıktan sonra İstanbul’a dönüp yüksek lisans eğitimi sırasında üniversitede çalışmaya başlamaktı. Daha sonra doktora falan derken sonu görünmeyen, uzun yıllar sürecek bir planım vardı. Ben ailemden de son onayları alıp Londra’ya gidiş tarihimi kesinleştirmişken Doku’dan davet telefonunu aldım. Görüşmeye gelmekte bir sakınca görmediğim için, zaten planımın hazır olduğunu düşündüğümden dolayı daveti kabul ettim. Sanırım hayatımın en uzun mülakatlarından bir tanesiydi.

Doku Tıp Merkezi ve Dr. Serkan Aygın Klinik aynı çatı altında iki ayrı kurum aslında. Zaten kapıdan içeriye girdiğiniz an sizi büyüleyen bir atmosfere sahip. Mülakat boyunca gururumu okşayan sözcükler duyduğum, bugün çalışma arkadaşlarım ve yöneticilerim olan kişiler, o gün öylesine güzel anlattılar ki bana kurumu, etkilenmemem elde değildi zaten.

Blog okunmuştu, sosyal medya hesaplarım incelenmişti, benim kendimi anlatmama gerek yoktu, onlar zaten beni tanımak için önemli bir çaba sarf etmişlerdi. Bu insanın gururunu okşayan ve kuruma duyduğu saygıyı arttıran bir durum. Bir saati aşan görüşmenin sonunda ikinci mülakat için sözleşerek ayrıldık. Tabi benim için hiç hesapta olmayan bir seçenek daha ortaya çıkması bir noktada kendimi önemli bir kararın ortasında bulmama neden oldu. İkinci mülakatımda, şimdilerde kendisini daha bir çok sevdiğim kişilerden biri bana ‘Bazı insanlar bazı meslekler için yaratılmıştır, bence sende bu meslek için yaratılmışsın. Çok başarılı olacağını görebiliyorum.’ demişti. Unutamadığım sözlerden biri olduğundan, bu yazıyla kayda geçsin.

Sonrası zaten malum, planlarım bir süreliğine rafa kalktı ve ben Doku Tıp Merkezi‘nin Sosyal Medya Danışmanı ve İçerik Editörü olarak işe başladım. 

Deneme süremde ortak bir şüphe söz konusuydu, ”22 yaşında bir kız bu işin altında kalkabilecek mi?’. Ama aynı şüphenin filizlendiği yerde, bir toplantı masasında ‘İlk başta gerçekten inanmamıştım. Ama şu anda iyi ki buradasın’ cümlesini de duyma şansı yakaladım. Bu meslek bir noktada, yoğun bir iletişim ve bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji gerektiriyor. Hiç bıkmadan üretmeli, yazmalı ve planlamalısınız. Zaman zaman beni yorsa da, eleştirilerle baş ederken biraz zorlansam da olduğum konumdan mutluluk duyuyorum. Çünkü bugün bir parçası olduğum kurum, bana kendimi ifade etme, inandıklarımı savunma ve hayallerimi ortaya koyma şansı verdi. Size duyulan güvenle birlikte şahlanmanız, insanın mesleğine olan inancını arttırıyor. Takip eden bir çok kişinin bildiği üzere Doku, benim önümde sayısız fırsat kapısı açtı. Sektörden çok önemli insanlarla tanıştım, çok önemli organizasyonların içerisinde yer aldım ve elimin değdiği güzel işlerde bir çok başarıya imza attım.

Bu yüzden önüme çıkan fırsatlara, bugün olduğum insan olmamı sağlayan her detaya minnettarım.

Son sözlerimde şunu vurgulamak istiyorum.
Fırsatlar önemli ve değerlidir.

Ben, önüme çıkan fırsatlar konusunda hep şanslı oldum. Ama şunu biliyorum ki, oturup beklemek bir fırsatı ayağınıza getirmez. Özellikle İletişim Fakültesi okuyan, içinde bulunduğum sektöre hazırlık yapan öğrencilere nacizane bir önerim var. Üniversite hayatım boyunca elim boş dönmediğim her iş görüşmesinde ve bugün yaşımdan ve tecrübemden fazla sorumlulukla parçası olduğum bu kurumda kabul görmemi ve istenmemi sağlayan şey, beni diğerlerinden farklı kıldıklarına inandıkları özelliklerimdi. Yazılarımdı, çabamdı, aynı anda okuduğum iki üniversiteydi ve hırsımdı. Bunu bizzat, neredeyse her iş görüşmemde karşımda oturan insandan duyma şansım oldu.
Eğer kendi sınırlarınızın ötesine geçerseniz ve kendinizi tanıyarak kararlarınızı yönlendirirseniz hayat size o kapıları açacaktır. Doku, biraz benim çabamla, biraz karşımdaki insanların güvenip inanmasıyla bana açılan bir kapıydı.
Size de açılmayı bekleyen bir çok kapı var. Yalnızca biraz aralamanız gerekiyor.
Siz çabanızla o kapıyı biraz zorlayın, inanın bana çabanızın ardından, birileri o kapının kalan kısmını size ardına kadar açacaktır. 

1 Yorum Var

  1. Şenay Ak Reply

    Kendini eleştirmek hataları bulup tekrarlamamak belki yeni başlangıçlar için daha büyük bir şanstır.İnşaallah

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: