Şehit Piyade Uzman Onbaşı Mustafa’ya

Mustafa’ya

Farkettim ki, istemsizce dua ederken konuşuyorum seninle.
Üzüldüğümde ‘Mustafa görüyor musun?‘ diyorum, aklımdan geçen ufacık bir şeyde kaldırıp kafamı yukarı bakıyorum. Sanki orada bir yerde konuşabilirmişiz gibi seninle.
Sanki eğer istersem yine kahkalarla gülebilirmişiz gibi geliyor.
Bazen çok eğleniyorum, utanç kaplıyor içimi. İnsanız işte, acıya bile alışıyor yüreğimiz dimi?

Bugün ilk kez seni yazmak istedim.
Unutuyor muyum diye korktum çünkü.
Kızıyorum kendime, bir şeylerin hep eksik olması gerekiyordu diyorum. Neden aklımdan çıkıp gidiyor,  vefasız mıyım ben, nasıl hayatıma devam edebiliyorum diye sorguluyorum. Bunlar senin gidişinden ziyade benim bir insanı yitirişimi kabullenememem aslında.
Nasıl tepki verilir bilmeyişimden.

O kadar özel bir yerin varmış ki bende, inan çok üzgünüm. Sana, seni ne kadar çok sevdiğimi yeterince söyleyemediğim için. Sana aslında ne kadar değer verdiğimin kendim bile farkına varamadığım için, çok üzgünüm Mustafa.

Birlikte dans ettiğimizde, kahkaha atıp güldüğümüzde bunun değerinin farkında olmadığım için, seninle geçen zamanın lütuf olduğunu anlayamayacak kadar aptal olduğum için çok üzgünüm.

İyisin biliyorum, huzurlusun sen, hissediyorum. Gittiğin yer çok güzel bütün kalbimle buna inanıyorum. Çünkü biliyorum ki eğer şehit olmasaydın, yine cennetin en güzel yeri senindi. Öyle güzeldi kalbin, belki ömrümde bir daha göremeyeceğim kadar temizdi yüreğin. Bence sana bakmak, dünyanın hala güzel bir yer olduğuna yeniden inanmak gibiydi. Ne çocukluğumuzda, ne büyüdükçe değişen hayatımızda bir an olsun incitmedin beni. Sana dair ne varsa hatırlamak, hep gülümsemek, inan, hep mutluluğa açık bir kapı bırakmak. Ben bayrağa sarılı o tabuta bakana kadar, senin dahil olduğun hiçbir anda mutluluk dışında bir şey hissetmemiştim. Sana, yanına gelene kadar, yokluğuna, çocuk gibi inanamadım galiba. Çok ağladım, ama inanamadım. Hani başka bir şeydir dedim, utanç verici ama, başkasıdır belki dedim. Başkası olmasını diledim.

O kalabalığı görmek, bir film sahnesi gibiydi. Her şey sustu, sanki herkes durdu. Ben bir an için, seni onca insanın arasında görmeyi çok istedim. Gülümsemeni, hani her zaman yaptığın gibi, bir akraba düğününde uzun zaman sonra birbirimizi görmüşüz gibi, neşeyle ‘Kız, geldin mi?’ demeni, sana sımsıkı sarılmayı bekledim. Elimde bir fotoğraf, yakamda ismin, son kez sana dokunuşum, canımdan bir parçayı dualarla o toprağın altına koyuşum.. Sen, kızgın bile değilsindir bana eminim, öyle güzeldi çünkü yüreğin. Belki canın çok sıkıldı, belki moralin çok bozuldu ben sana gelip ‘Nasılsın?’ demedim. Ben seni arayıp, seni ne kadar merak ettiğimi söyleyemedim. Çünkü hep buradasın zannettim, benden önce gideceğin, aklımdan hiç geçmedi. Benim sadece bir kuzen değil bir arkadaş olmam gerekirdi, paylaştığımız her şey şimdi çok yetersizmiş gibi. Daha fazlasını yapmadığım için bütün pişmanlığım. Dans edişlerimiz bir şarkılık kaldığı için, yanında daha çok duramadığım için.. İhtiyacın olduğunda yanında olduğumu sana belli edemediğim için. İnsan kendi yaşamadan, o acı kendi ocağını yakmadan anlamıyormuş..

Gidişinde bile büyüttün beni, gidişinle bile çok şey öğrettin bana. Şimdi, bambaşka bakıyorum insanlara. Geçen zamanın kıymetini bilmeyi öğrendim. Bir şehit haberi görünce bir anlık üzülürdüm, yitip giden o canların ne demek olduğunu ben senin toprağının kokusunu içime çekince öğrendim. Mesafeliydim insanlara karşı, belki kuzendim sadece. Ben şimdi arkadaşta olmaya çalışıyorum. Düğünden düğüne değil, sevdiklerimle her anı paylaşmaya çalışıyorum. Kör ve sağır olmamayı öğrendim. Şehit ne demek, ben senin yaşadıklarını silah arkadaşlarından dinleyince öğrendim. O mezarın başındaki onca insandan, tabutun geçerken yol kenarında seni hiç tanımadan ağlayan İzmir halkından, yengemin sana verdiği sözün arkasında duruşundan, insan olmak ne demek, yeniden öğrendim. Ömrümde öyle güzel bir yerin varmış ki, ben aptallığımdan bunu sana hiç söyleyemedim. Bu satırlar bunun için.

Teşekkür ederim Mustafa, çocukluğumu, gençliğimi, ömrümü o güzel yüreğinle süslediğin için. Beni hiç incitmediğin, bizi böyle onurlandırdığın için. O kadar kocaman ki yüreğin, gidişinle bile bana çok şey öğrettin. Seninle geçirdiğim her saniye için minnettarım Allah’a. Seni tanımayı, seninle gülmeyi bana nasip ettiği için. Koşup sana sarılmakta geç kaldım ama sen bunu da affedersin biliyorum.
Ben konuştukça seninle beni duyuyorsun, inanıyorum. Çok mutlu ol orada, gittiğin yerde, her şeyden uzakta, yine aynı gülümsemenle, huzurla dinlen. Buluşacağımız güne kadar, sana kavuşacağımız güne kadar bekle bizi. Adını hiç unutturmayacağız, yemin ederim. Boynumuzun borcudur, uğruna can verdiğin bu vatan bunu, sana borçlu. Helal et hakkını. Dualarım her zaman seninle.

Bekle, zamanı geldiğinde, yeniden gülümseyeceğiz birlikte. 

orum yapılmış

  1. Furkan Erşahin Reply

    Allah Rahmet eylesin.. Başınız sağ olsun.

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: