10. Yıl Özel: Başardık Küçüğüm

10 yıl oldu. İlk yazımı yayınlayalı, en umutsuz gün’lerimi, korku dolu dün’lerimi, hayallerimde büyüttüğüm bugün’lerimi, içimin en derinlerini satırlara dökeli, yazdıkça büyüyeli tam 10 yıl oldu. Ne garip, ne çok şey değişti. Ben değiştim, bakış açım değişti, duygularım, hissettiklerim, özlem duyduklarım ve şükrettiklerim.. Her yazıda, her başlıkta bambaşka bir kadına dönüştüm sanki, kendimle tanıştım, kendimi tanıdım, önce içimdeki küçük kadını anladım, sonra elimden geldiğince size anlattım.

10. yıl özel olmalı, benim için ifade ettiği her şey kadar hatırlanmaya değer bir anlamı olmalı. Bu yüzden bu yazıda, 2013 yılı günlüğümden bir sayfaya, daha önce hiç kimseye okutmadığım, sadece kendime sakladığım satırlara, seneler sonraki ben için yazdığım bir mektuba yer vereceğim.

30 Temmuz 2013 – Pazar 

Sahur vakti, hala uyuyamadım. Geçmiş sayfalara baktım biraz sinirim bozuldu hep olumsuz şeyler yazmışım bu ne böyle, okunmaya değer bir şey var mı bu günlükte diyerek kuşkuya düştüm durduk yere. Biraz şu depresyon kafasından çıkıp düzgün şeyler yazacağım, ileride okuyunca kendimden utanmak istemiyorum. Büyüdüğüm zaman, çok büyüdüğüm zaman bu günlüğü açıp okuyacağım. Ve o zaman yüzümde bir gülümseme olacak. İyi ki diyeceğim kendi kendime. İyi ki gençliğimin en deli dolu, en güzel yıllarını kayıt altına almışım. Kendim için bir şeyler yazıp, geleceğe bir armağan bırakmışım. Tamam şu zamana kadar belli ki hep mutsuz olunca yazmışım ama bundan sonra öyle olmayacak, off ne yapayım mutlu olunca bloga yazasım geliyor. Mutsuz olunca günlüğe koşuyorum. Hayır ileride çocuklarıma falan okutayım desem, Allah korusun benden korkacaklar deli galiba bu diye. Neyse onlar blogu okurlar, orası daha güzel. Yaşayacağım yılların farklı olmasını istiyorum, neden bilmiyorum ama gözümü kapattığım zaman hayallerimde ulaşmayı çok istediğim bir hayat görüyorum. Ergenlik dedikleri şey çok garip, baksana okuduğum kitaplar bile yazdıklarımı etkiliyor, kopyacı mıyım ben acaba be okuduğum yazarın dili hemen kalemime yansıyor. Neyse bu sayfayı gelecekteki Ece’ye yazıyorum, oturup kendimle kavga edemeyeceğim şu an.

Korkak olma Ece, lütfen. Sakın korkak olma. Ne korkak ne de güçsüz değilsin, sadece kendinden büyük hayallerin var. Bugün bu hayattan tek istediğim, tek dilediğim hayallerime ulaşmak. Gözümü ne zaman kapatsam aynı hayale sığınıyorum. İstanbul, güzel bir üniversite, başarabilirsem bambaşka bir dünyada hayal ediyorum kendimi. Bloga yazdıklarım insanlara ulaşırken, onların hayatlarına dokunmak istiyorum. Yazmayı hiç bırakmamak, senelerce o yazıları orada biriktirmek istiyorum. Güzel bir evim, hep gurur duyacağım bir işim olsun istiyorum. Yanımda sevincimi paylaşabileceğim arkadaşlarım, aşık olduğum bir adam, üzüldüğümde sığınabileceğim insanlar olsun istiyorum. Gelecek kaygısı diye bir durum varmış ya hani, kaygılanıyorum evet ama umudum kaygımdan daha büyük galiba. O yüzden sen lütfen korkma Ece, şimdilerde dualarımda Allah’tan hayallerimi bana yakın tutmasını diliyorum. İleride bu satırları okurken önüme çıkan şansları cesaret edemediğim için kaybetmiş biri olmak istemiyorum. Korkma Ece, gelecekten, başarısız olmaktan korkma, çünkü hayat çok kısa. Öyle diyor Cemal Süreya. Sen daima en iyilerden, mutlu yaşayanlardan olacaksın, ben buna inanıyorum. Çok ağladığım zaman böyle diyorum kendime. Adına ego dedikleri şey bu mu bilmiyorum ama içimde bir güç hissediyorum, kendimi göstermeye, başarmaya dair bir hırsım var. Aynaya baktığımda, çok güçsüz yarım yamalak hissettiğim de oldu ama bir şey var adını tam koyamadığım, beni çoğu insandan farklı kıldığına inandığım. Sende gör bunu, farkına var. Mesela aileni üzme, onlar her zaman senin en büyük dayanağın olsun, hayatını yaşa, sahip olduklarının değerini bil. Hep böyle ters düşmeyeceğiz herhalde, sonuçta bir yetişkin olacağım birbirimizi anlamak daha kolay olacak. Ben, ne istediğini bilen güçlü biri olacağım. Bazen anlaşamasakta babama baktığımda görüyorum bunu, en zor gecenin bile sabahında yine devam ediyor çabalamaya. Ona benzeyeceğim ileride galiba, annem kadar duygusalım ama babamın kızıymışım gibi geliyor daha çok. Her gün değişiyorum, büyüyorum. Çok hata yapıyorum şimdi ama herhalde ileride böyle olmayacak dimi? Yok canım, büyümüş olacağım hala salak salak hatalar yapan biri olmam herhalde. Kendime de pek güvenemedim bu konuda, neyse bu gelecekteki Ece’ye bir mektup sonuçta. Eğer bir gün büyüyüp, olgunlaşmış ve bu defteri gülerek okuyorsam gelecekteki bana bir not düşelim : Nasıl? Hayatını yoluna koyabildin mi? Bak, o zaman işleri yoluna koyabilmişsem bu satırları kendi evimde, üniversiteyi başarıyla bitirmiş, çok güzel bir işte çalışıyorken okuyorsam eğer vallahi aferin bana. Başardım demektir. Sen söyle, başardım mı?

‘Korkma Ece’ ne çok tekrar etmişim bunu. Sanırım o zaman çok korktuğum için. Şimdi burada böyle düzgün yazdığıma bakmayın günlüğün sayfalarında bu satırlar yazım hatalarıyla dolu. Ama sadece o gün, o temmuz akşamında umutla yazmışım günlüğümün bir parçasına. Diğer sayfalar hayal kırıklıkları, mutsuzluk ve melankoli dolu, malum en korkunç zamanlar ergenlik dönemi, oturup İngiliz Edebiyatı işleyecek değildim, elimizdeki ile idare edeceğiz artık. O gün, o satırlarda kendime yazdığım mektuba, bugün, bu halimle en içten bir yanıt bırakıyorum buraya. Kendime sorduğum o soruya, içten bir cevap bırakıyorum.

2 Mayıs 2020 – Cumartesi 

Büyüdüm. Çok korktum, sen ‘Sakın korkma’ demişsin ama öyle olmadı. Her takıldığımda, her yorulduğumda, her çıkmaza girdiğimde çok korktum. Büyüdüm, bak hayallerimizin ortasındayım ama gerçekten çok zordu bazı şeylerle baş etmek. Evet, başardım. Bak bu satırlar kendi evimizden, çok güzel biliyor musun? Tam hayal ettiğimiz gibi. Kolay olmadı tabi, ama kurdum. Yavaş yavaş, adım adım o hayallerimizdeki evi kurdum. Üniversitede çok güzeldi, hem de senin bile hayal edemeyeceğin şekilde, aynı anda iki tane. Aşık oldum ama öyle senin okuduğun kitaplardaki gibi değilmiş, keşke Uğultulu Tepeler’i o zaman okusaymışım. Çünkü aşkı en olduğu şekilde süslemeden anlatan kitap o. Nefreti, öfkeyi insanın suratına çarpıyor, anlıyorsun ki o duygularda bir parçası bu durumun. Ama senin okuduğun kitaplarda bambaşka tabi, biliyor musun İzmir’e geldiğimde kitaplığı kurcaladım biraz. Ece, o kitap seçimleri beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Keşke beni duysan, sana onları acilen okumayı kesmeni söylerdim. Geleceğe mektup bırakmak kolay da geçmişe yazmak zor. Değiştirme şansın yok ne yazık ki bazı şeyleri.  Tamam popüler kültür hala var, alıp bende okuyorum bazen. Ama o kitaplarla harcadığın zamanı, çok farklı insanların satırlarıyla doldurabilirsin, gerçekten. Sabahattin Ali ile tanışmadın daha tabi, o saçma şeyleri okumayı bırakırsan, tanışacaksın. Ve en çok onun kalemine hayran olacaksın.  İş konusuna gelince, evet onu da başardım. Çok severek yapıyorum, o konuda baya şanslıydım. Şimdi senden çok farklıyım. Belki ileride yazacaklarım, şu an ki halimden de farklı olacak. Çünkü öyle bir şey ki büyümek, kendini hep yeniden tanıman, yeniden anlamaya çalışman gerekiyor. Babama benzedim evet bir görsen beni, sinirim, öfkem, sevincim bazen aynada onu görüyorum kendimde. Küçükken onda izlediğim şeyleri görüyorum ama annemde çok baskın benliğimde. Duygusallığım aynı o, hatta ilişkilerimde daha çok ona benzetiyorum kendimi. Küsmelerim, gitmelerim, triplerim, çocuklaşan sevinçlerim hepsi ona o kadar çok benziyor ki, görsen inanamazsın. Değiştim tabi ama içimde bir yerde hala o kadar çocuğum ki, hatalarımda sana dair çok şeye denk geliyorum. Bazen hiç büyümemişim gibi, bazen de senden çok alakasız, çok başka biri oluyorum.. Kendimi buldum ama, olanı kabullendim, değiştirebileceğimi değiştirdim. Hayallerimizi gerçekleştirdim, şimdilerde yenileri için çabalıyorum.

Başardık küçüğüm, gurur duy, senin için bu ne demek biliyorum. Başardık. Bu şehirde bir hayat kurmayı, burada kalmayı, hırslarımıza yön vermeyi, düştükçe daha güçlü kalkmayı başardık. Biz yaptık, birlikte. Sen hayal ettin, ben gerçekleştirdim. Büyüdüm, daha çok büyüyeceğim. Yolum uzun.  Değişen çok şey var tabi hayatımızda. Değişmeyen tek şey, hala bıkmadan yazıyorum. Yazılarımız da bizimle birlikte büyüdü, okuyucu sayımız da. Senin başlattığını, şimdilerde ben devam ettiriyorum. Başardık küçüğüm, senin attığın o cesaretli adımı, 10 yıldır sürdürdük ve büyüdük. Bir gökyüzünün altında, aşina olunandan biraz farklı bir blogta, onlarca insana ulaştı satırlarımız. Şimdi sen söyle, gurur duyuyor musun bizimle?

2 Mayıs 2010 ‘da ilk kez seslendim size ben. İlk yazımı sizinle paylaştım, bu serüvenin ilk adımını o zaman attım. O küçücük halim, dünyadan bir haber hayallerim, deli dolu satırlarım, aşklarım, duygularım, hatalarım, umutlarım hepsini burada anlattım. Gözünüzün önünde büyüdüm. Bugün önemli benim için, anlamı çok büyük. Onuncu yıl, içimdeki en derin duyguları burada anlattığım, doğru kelimeleri, doğru satırları, kendi kalemimi bulmaya çalıştığım on koca yıl geçti. Cümlelerim hala çok uzun, virgül hala en çok kullandığım noktalama işareti. Hayallerim hala baki, hala anlatmaya çalıştığım çok şey var.

Yazacak, yaşayacak, büyüyecek ve değişeceğim. Hayat böyle bir şey çünkü. İzlemeye doyamadığım yıldızlarım, güneşli havalarım, yağmurlu zamanlarım, atlatmaya çalıştığım fırtınalarım olacak. Hepsi benim hayatımın bir parçası, hepsi bu blogun birer paragrafı. Her şeyi burada gözünüzün önünde yaşayacağım. Sizinle paylaşacağım, çünkü siz okuyorsunuz diye yazmak bu kadar güzel. Satırlarda kendinizi buluyorsunuz diye bütün cesaretim. Geçen 10 yıl, yayınladığım her yazı, siz okuduğunuz için bu kadar önemli. Bir gün öldüğümde ardımda küçücük bir kızın en büyük serveti olarak bu blogu bırakacağım. Bütün fırtınalar, yeniden doğan her güneş, yağan her yağmur ve karanlıkta ortaya çıkan her dolunay benim için. Zira, burası benim gökyüzüm. Günlüğün tozlu sayfalarından, deli bir cesaretle dijital medyaya taşıdığım tüm satırların 10. yılı, kutlu olsun.

1 Yorum Var

  1. Şenay Ak Reply

    Tebrikler kıvırcığım seninle gurur duyuyorum annecim❤

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: