Kadınlığın Hüzünsel Alıntıları

Yazmayı sevmenin özünde okumayı sevmek yatıyor, bu aşikar.
Bazen yazmaya cesaret edemediğimiz, hissedip kelimelere dökemediğimiz şeylere başkalarının kalemlerinde denk düşüyoruz. Başka birini okumak, kalemine yansıtamadıklarına içlenip, cesaretine hayran kalmak, muhtemelen kıskanmakla bağdaşan bir durum. Bu yazı, beni kıskandıran tüm alıntıları topladığım, yazamadıkça dönüp okumakla yetinmeye çalışacağım bir insanın kelimelerini sakladığım, kendime yasakladığım bir arşiv olsun istiyorum.

Kendime gelirken yoruldum, işte bütün hikayem budur.

Bugün biriyle tanıştıracağım sizi. Kalemi bir başka, mutlaka bir noktada kelimeleriyle kesiştiğiniz bir insanla. Muhtemelen bir akşam Twitter‘da, ya da tadına vardıysanız Tumblr‘da denk geldiğiniz ama yeteneğini bu denli derinden keşfedemediğiniz bir kadınla. Lora. Bana kalsa, blogu kapatır sadece onu okurum. Öyle bir etkisi var üzerinizde çünkü. Onu okurken zaman zaman yetersiz kalıyor kelime hazneniz, anlam vermek güç oluyor. Ama anlamaya başladığınız zaman, yaranıza bir panzehir, ruhunuza bir tercüman bulmuşçasına takılıp kalıyorsunuz kelimelerinde. Bir başka hissetmenin, farklı bir pencerenin, alışık olduğumuz manzarasını yeniden keşfetmek gibi yazdıkları.
En iyisi, yazının bundan sonraki kısmında onunla baş başa bırakayım ben sizi.

Erkekler hep inkâra, kadınlar kabullenmeye hazırken
Sen de açık sandığın yere saldırırken bende
O dram diye gördüklerinin için için hayalin olduğunu biliyorum.
Yine de ben o geçmişi bugünüme referans almıyorum. – Lora

Âşık olmaktan da korkup, sonra köpek gibi seven bir kadın olarak, ne yapacağımı bilemiyordum karşısında. Belki bu sefer değerdi, denemeden bilemezdim ki. Aslına bakarsanız; belkiler heyecan verici ama tatmin edici de değildi. Benim için hava hoştu da, o kıyımsızdı. Sesli konuşuyorum, onu tatmin edebilmek için. Gülüyorum da hem, istemem ki diyorum bir daha âşık olmak. Bilhassa sana âşık olmak hiç istemem. Kendimi bir inandırabilsem, onu da kandırabilecekmişim gibi geliyordu. Aslında nasıl özlemişim, birilerini gecemi gündüzüme katıp düşünmeyi. Birileri için endişelenmeyi, merak etmeyi.

Yapamadım, senden hiç cayamadım. Olsun, canı sağ olsun diyecek kadar olgunlaşamadım. Olgunlaşmak da bir çeşit kürtajdı sana göre, aldıramadım seni çocuk içimden. – Lora

Dört mevsimi bana güz kıldın, aldırmadım. Ben de herkes gibi yazı getirmek isterdim. Bahar veda ederken, asfalt yanarken sıcaktan be, insanlar plajlarda seriliyken hani, ben toplamaya çalıştım kendimi, olmadı. Yalan söyledim, hiç çabalamadım. Yaşattığım kadar yaşamadım seni. Çok sevdim ama. Çok sevdim be. Kırıntı gibi ufalandım da ses etmedim. Hiç eder miyim, aşk olsun sana çocuk. Yas vardı bende, onu getirdim. Elimde bu vardı, ben de bununla yetindim. Nesi vardı ki hem. İçinde buram buram o miss kokuna duyduğum özlem vardı, tuzluydu ama olsun. Hem özlemin mevsimi mi olurmuş, özlemin meyvesi olur. Kupkuru dal gibi meyvesi olur. Yağmur gibi ıslak deniz gibi tuzlu yaşı olur. Yaprak gibi titreyen vücudu olur. Kaya gibi gururu olur. Onuru olur. Bir fırtınaya bakar parçalanması. Fırtına dediğim de, bir damla sıcak yaş işte. Göz pınarı diye bir yerden süzülüyor. Çatallanıyor bazen, sarmaşık gibi dalgalı saçları olur. Toprak gibi bereketli hatıraları olur özlemin. Ağla ağla bitiremezsin. Ben bitiremedim, bittim.

Sana adadığım ne varsa başkasına kurban ediyorsun. Merak ediyorum; hangi kadın yanında, hangisi içinde. Aklındaki bile değilim, değil mi. Geçtim artık yanımda olmanı. İçimden çık, yeter. – Lora

Aslında beni sevmediler hiç. Bakışlarımı sevdiler, gözlerimi içi gülen. Baktığımda içlerini ısıttığı için.
Zerafetimi sevdiler, çıtı pıtı narin duruşumu. Sonra içime girdiler, gücümü gördüler kırılganlığımın altındaki. Şaşırdılar.  Kırmaya çalıştılar. Bazen daha da çok. Kırıldım. Ben kolay kırılırım. Gücüm kırılmamaktan değil; ne kadar kırılsam da, ne kadar kanasam da, paramparça da olsam tekrar ayağa kalkıp gülümseyebilmekten. Başına buyruk çizgilerimi, onları aklamak için karaladığım siluetlerini sevdiler. Umamayacaklarınca ağır gelen zekamı, bakış açımı sevdiler. Şaşırtıcılığımı sevdiler. Beklenmedikliğimi. Merhametimi, hiç ummazlarken çıkıveren. Öfkemi, safça. Yaşattıklarımı sevdiler. Heyecanları. Kavgaları. Sarsmalarımı sevdiler onları. Tokatlarımı çoğu zaman. Hayatı hafife almamı sevdiler en olmayacak zamanlarda. Ağırlığımı sevdiler, doğrularım uğruna fütursuzca büründüğüm. Sürprizlerle dolu olmamı sonra. Sıcaklığımı sevdiler, tutuşturan. Eritişlerimi sevdiler onları. Sonra buza çevirip tekrar tekrar eritebilişlerimi. Maskesizliğimi sevdiler. Zincirleri paramparça edişlerimden korktular hep. Ona rağmen karşı koyamadılar bana hiç. Karşı koyamayışlarını sevdiler. Teslim oluşlarını bana kayıtsızca. Zamanı durduruşlarımı, karamsar edişlerimi, mutlu edişlerimi ve hepsini birer oyunmuşçasına teatral ve acısız yapışlarımı sevdiler. Perde kapandığında, yüzlerinde en çok bir gülücük kalmış olmasını sevdiler. Ama içimin, dışımdan daha çok ağladığı yalnız gecelerim, Acı dolu nefeslerim tek başıma aldığım, Yaşamanın ağırlık gibi geldiği ve ağırlığının onlar tarafından arttırıldığı anlarım şahit olsun, Onlar beni sevmediler. Beni bir tek babam sevdi.

Kulağıma fısıldadıklarına nasıl inanırdım, içi basbas başkasını bağırırken. Yine de kulaklarımı ona tıkayamazdım, fısıltılar içtendi. İçime içime işlerdi. Nefesi, sesi. Gözyaşsız ağlıyorum. Tek bir damla bile akmadan gözlerimden, bir şeyler akıp gidiyor içimden. Can gidiyor. O’ndan sonrası, kilide oturmayan anahtarları tek tek sabırla denemekle geçiyor. Bir şekilde bulurum onu. Yeniden tamamlanırım diye. Ah, nafile. – Lora

O’ndan sonra kimsenin kalbime dokunmasına izin veremezdim. İçimdeki adamı görürlerse yanımda duracak kadar güçlü erkekler değildi hiçbiri. Belki de zaten onunla birlikte kalplerine sığdıracak kadar yürekli de değillerdi beni. Bilselerdi onu, içime girmeye hiç cesaret edemezlerdi. Mevsim güzdü. Üzmüştü, çok üzmüştü. Sadece bir kere, ilk kez ve son defa nasıl da üzmüştü. Hala üzülüyorum. Bir daha üzmeyeceğine mi üzülmeliydim. Yok yere üzülme mi. Bana veda edecek fırsat vermeyişine mi. Neye. Hepsine mi. Hep mi. Ellerine aşık olduğunuz bir adamın dokunuşları zamanla silinmez. İçinize işler, en derininize. Merak ediyorum, onlar da benim gibi bakıyorlar mı ellerine. Saçlarını benim kadar seven var mı. Varsa söylesin ama, o inanabiliyor mu benden çok olduklarına. Kokusunu bilen kaç kişinin benim gibi gözleri kör oluyordur. Kaçı o hiçbir yerde yokken, her yerde onu görüyordur. Bir tek ben mi, harika.

Sen görmesen bile, her şey sen yokken de mutlu olduğun şekilde ilerlesin istedim. Cam kırıklarının üzerinden parmak ucumda sekerek geçtim. – Lora

Kelimelerin yetmediği falan yok. Sen dolduramıyorsun içlerini. Büyük duruyorlar üzerinde, hele bir de benim yüklediğim anlamlar gelince üstüne. Kelimelere değil sana. Sen hiçbirini taşıyamıyorsun. Ve sana taşıyamayacağın anlamlar yükleyip, seni bu anlamda tüm bunlardan mesul tuttuğum için özür dilerim, kabahat benim. Hani şu çok küçükken babanın aldığı yere sürüp bıraktığın bi’ yere çarpmadıkça durmayan son sürat giden oyuncak arabalar gibisin. Çarptığında, büyüyeceksin çocuk. Gerçek bir erkek olduğunda, seni adam yerine koyan bir kadına koca olacaksın. Büyüyeceksin de, ah şunu kendini küçültmeden yapabilseydin. Beceremedin.

Beni idare etmeyi beceremeyenler, benden sonra ellerindeki ile idare etmeyi öğrendiler. – Lora

Bu adamların hepsi bir değil, hatta bir çoğu bir olmadı benim için. Tek bir ortak noktaları var o da hep yarım kaldılar. Dün akşam onu da onların arasına gömmek istemezdim ama bana başka bir şans vermedi. Sürekli başka başka adamlara şans vermek de benim şanssızlığım olsa gerek. Çünkü giden hiç kimsenin peşinden gidemem ben. Ne yerimde sayarım ne hikayeyi sil baştan yaşarım. Böyle kutulara sığdırırım. Sığdığı kadar. Gittiği yere kadar, nasılsa inceldiği yerden kopar. Bir gün bir adam gelecek ama. Onunla yaşadıklarımdan ufak bir parça kalan son kırıntılardan toparlayıp, kutuya koyup, kapağını sıkıca kapatıp, ağzımı da adını anmamak üzere mühürlememe gerek kalmayacak. O adam kutulara sığmayacak, kursağımda kalmayacak. Hep yanımda kalacak, hep benimle.

Daha güzel keşiflerde buluşmak dileğiyle.

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: