Bazı Şeyler : Bir Çare Olarak Müzik

Merhaba arkadaşlar ben başka bloglarda da içerik üreten genç blogger. Genç dediğime bakmayın bu hayat bana fazladan 75 yıl daha yaşattı. Böyle zekiliklerim vardır. Bugün Ece Hanım’ın bloguna konuğuz. Hanımefendinin blogunda muazzam şeyler olup olmadığını bireysel olarak değerlendiremem. Çünkü herhangi birinin, herhangi bir şeye yaptığı en ufak katkı bile o detayı o kişi için muazzama sabitler. Hal böyle olunca benim kapasite böyle şeyleri sorgulamak için fazla duygusal kalıyor. Neyse ben size bu yazımda her zaman olduğu gibi hayatın bohemliğinden, yaşama arzumun gitgide azalmasından veya sonsuz bir üzüntünün içinde her gün eksildiğimden bahsetmeyeceğim. Hayır bugün bambaşka bir konseptimiz var; müzik…

Yıllar evvel MTV Türkiye’de yabancı rap şarkıları arka arkaya dönerken ben de müzikle tanışmıştım. İlk kendi irademle dinlediğim şarkının bir Kanye West şarkısı olduğunu hiç unutmam. Hatta o dönemlerde MSN diye bir şey vardı ya hani, o platformdan benden şarkı önermemi isteyen insanlara değişik tarzda amerikan şarkıları atıyordum. Onlar da “ıyy bu ne be” tarzında cevaplar vererek beni üzüyordu. Tabi şu an bile o şarkıları (2007-2010 kuşağı sanırım) hala dinler dururum. Tabi bu daha nadir olur. Şimdilerde telefonumda 1247 şarkıyı tamamen keşfederek edindiğim için dinlenecek çok şey oluyor. Evet burada kendi müzik birikimimle kendimi övmüş oldum. Çokta kızmayın yav, başka övünecek bir şeyim bile olmayabilir. Türkçe şarkılara önyargım var sanırım ancak bazı zamanlar Türkçe şarkıların da bir numaraya oturduğu oluyor.

Daha sonra üniversite hayatım falan başladı, kendimi asosyallik, yalnızlık ve depresyon gibi normal günümüz sorunları içinde buldum. Ancak sarılacak bir dalım vardı. Müzik.. üç dakikalık bir şarkının içinde kendinizi bir can simidi içinde bile bulabilirsiniz. Ben kendimi yalnız hissettiğim zamanlarda açarım bir şarkı başka hiç bir şeyle ilgilenmeden dinlerim. Bazen Florence gelir misafir olur, bazen Lenkacığım bazen ise karışık listeden herhangi birisi. Florence dediysem demek ki kendisini biraz fazla seviyorum oradan bunu anlayın.

Florence demişken; “Breaking Down” ne kadar güzel şarkıydı öyle? Bence öyle.

Hayat sizi sallana sallana savursa da asla unutmayın. İçinizde en ufak yaşam pırıltısı bile kalsa ona tutunacak dal bulduktan sonra gerisi bitti. Ben buldum harika hissediyorum. Siz de hissedin olur mu? Bence olur.

Hatta becerebiliyorsanız müzik yapmaya çalışın. Benim o kadar beynim olmadığı için beceremiyorum. Flüt de çalamazdım zaten. Bildiğim tek şarkı yağ satarım bal satarım. Onun da notaları kolaydı ya sanki “la la la la sol la la la sol sol fa sol fa la la la sol” muazzam hafızama bir alkış alabilirim sanırım. Ancak bakarsınız sizde yetenek falan çıkar piyasayı sallarsınız.

Peki doğru müzik nasıl bulunur?

Bu soruya verecek hiç bir cevabım yok. Sanırım bu sizinle alakalı. Kimisi aşk meşk kaptırır arabeske sarar, kimisi dinlendirici müzik sever, kimisi öyle takılır. Ben öyle takılan gruplardanım sanırım. Yeter ki hoşuma giden şarkı olsun. Hemen o sanatçının tüm şarkılarını dinliyorum. Böyle de değişik huylarım olduğu gerçeği peşimi bırakmıyor. Müzikten bahsetmek iyi hoş oluyor da, beni yanlış tanımanızı da istemem şimdi. Beni özetlemek istersek, ilk paragrafta dile getirdiğim, o sürekli bahsettiğim konulardan ibaretim. Hayatın bir çeşit oyunlar oynadığı, çoğu zaman şanssızlık ve mutsuzluğu harmanlayarak bir tokat gibi yapıştırdığı kişi benim. Üst paragraftaki soruyla bu paragrafta yazdıklarım ne kadar da örtüşüyor değil mi? Kesinlikle bu dünya için fazla ciddiyetsizim. Neyse bu yazıda intihar eğiliminde bulunmayacağım. Zaten benim içerik oluşturabilmem demek, tüm dünyanın bir araya gelip barış marış ilan etmesi gibi bir şey. Ancak deniyoruz işte.. Denemektir hayatın başlangıcı diye garip bir söz de bırakayım şuraya. Neyse müzik demişken, kendinizi keşfetmeye adayın. Bazen farklı dillerde şarkılar hoşunuza gidiyor olabilir. Bunu fark etmek için sadece şans verin. Mesela Soundcloud’da listelere atın kendinizi beş on saniye bakın hoşunuza gitmezse geç diyin. İlla bir şeyler çıkar hoşunuza giden. E tabi deneyim de ister müzik birikimi. Benim hayatımda şu an herhangi bir insan yok dostluk arkadaşlık anlamında, yani ben öyle hissediyorum. Ancak eskiden varken, yani olduğu zamanlar onların bana kattıkları çok şey var müzik anlamında. Ayrıca o müziklerden ilerledikçe gitgide artıyormuş bunu fark ettim. Ha şimdi kendi zekamla kendi seveceğim şeyleri buluyorum ayrı…

Bazen sözlere değil melodiye bırakın kendinizi. Bazen de melodiyi boşverin sözlerin içinde boğulun. Çünkü her zaman derim hayat bizi bir çiçek gibi koparacak, vaktimiz belki de çok kısıtlı o yüzden keşfedecek şeyler bulup kendimizi eğlendirmeliyiz.

Lisede takıldığım gotik kafelerde arka planda çalan her şarkıyı herkes beğenirdi çünkü gotik olmak bunu gerektirirdi. İşte siz de o kafelerdeki müzikleri hazırlayan insanlar olun. Beğendirilmeyin direk beğenin. Ne kadar da anlamlı bir metafor attım ortaya değil mi? Ayrıca bu yazıda ne kadar imlalara dikkat ettiğim de bir takdiri hak ediyor. Misafiriz diye muazzam şekilde uğraşıyorum. Yoksa bilen bilir…

Bilen bilir diyorum da sanki Türkiye Bloggerlar Dernek Başkanıyım.

Her neyse müzik ruhun gıdası falan değildir. Kimi zamanlar bir çıkış kapısıdır. Kimi zaman bir kayboluştur. Kaybolmak da bazen çıkış kapısı olabildiğine göre, üzüntülerinizde, bunalımlarınızda müzik sizi kurtabilir. Keşfetmeye adayın kendinizi.

Ben de çok kişisel gelişim uzmanıyım da atıp tutuyorum ancak benim gibi hisseden insanlar illa ki vardır ve bu yazıyı okurlarsa belki bir şeyler yaparlar. Ne kadar da polly ve annacı bir şahsım ya. Her neyse dünya biz dönmesek bile dönmeye devam edecek. Ne demiş Yasemin Mori? “Yine buluşuruz, yine buluşuruz…”

Blogumun reklamını da şuraya sıkıştırayım. “http://anlamadigimseyler.blogspot.com” siz de müzik haricinde bunalım ve üzüntü seviyorsanız buyrun beklerim. Üç okuyucum var zaten belki dörtleriz okey falan atarız. Ehuhe ne kadar da komik espri yaptım değil mi? Bence değil..

Peşinen söyleyeyim öyle müzikli sinemalı paylaşımlar beklemeyin. Hani var da bunalım kadar eleştiri kadar yok. Çünkü niye? Bilmiyorum kafama öyle esmiş sanırım.

Sevgiler..

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: