blogspot

5 Posts Back Home

İçimin Derinliğinde Gün Doğdu

Bu giriş paragrafından sonra okuyacağınız yazı, taslakta tuttuğum onlarca içerikten yalnızca biri. Bugün yarım bıraktığım, yayınlamadığım yazıları okurken denk geldim. Neden yayına almadığımı o zaman ki ruh halimle anlayabiliyorum sanırım. Ama bugün, bütün her şeyi aşıp geride bıraktığımdan bir günlük gibi yalnızca okuyup çevirebileceğim bir anı sayfası benim için. Bazen öyle şeyler yaşıyoruz ki  dünya başımıza yıkılmış gibi geliyor. Sanki bir daha hiç iyileşemeyecekmişiz gibi hissediyoruz. Ne garip, bugün evden dışarı adım bile atamayacak durumdayız, gidip o satırları yazan kıza ‘Kendine gel be, bir ay sonra evden çıkamayacaksın psikolojik deli’ desem ne tepki verirdi acaba. Bu satırlar o zaman gerçekten canı yanan ve kabullenmeye çalışan bir kadının cümleleriydi. Bugün, nefret bile etmeyen bir kadının umursamazlığından ibaret.  12 Ocak 2020 – Dipsiz Kuyu Çocukken kendimi yeteri kadar iyi ifade edemediğimi düşünürdüm hep. Sanki anlatmak istediklerimi söylemek hep kötü sonuçlar doğururmuş gibi gelirdi. Belirli bir süre arkadaşlıklarımın sonu hep hüsran doğurmuştu bu…

Kabullenişin Çaresiz İnkarı

Bir avuç güneş sızdı penceremden içeriye, sessizce yeniden doğan güneşi izledim. Her gecenin ardından geleceği belliyken gündüzün, karanlığın tüm gece yarattığı korkuyu düşledim. Bir gece bir karara uyanmak zorunda kaldığınızı bilerek koyuyorsanız başınızı yastığa, bir his doğuyor insanın ruhuna. Ya o güneş bile yetmezse içinizi aydınlatmaya? Sonra düşünmeye, düşlemeye başlıyorsunuz. Muhattap olduğunuz bir tek kendiniz, içiniz. Soru aslında basit, ‘Ben ne istedim?’ ‘Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir’ demiş Goethe. Benim cehennemim genelde içimde. Dert ettiğim her şeyi fiziksel bir sancıya dönüştürecek kadar çok büyütüyorum içimde. Galiba bu hayatta en çok istediğim şey, kendimi olduğundan daha farklı bir hassasiyet seviyesinde yeniden tanımak olurdu. Cam kırıklarının üzerinde yürürken bile gülümsemeyi öğrenebilmek isterdim. Keşke bastığım her yer kanasa bile asla belli etmeyebilseydim.  Bir nefes vermek kadar kolay olsaydı keşke bazı şeyler, ruhuma karışan her şeyi, yutkununca kaybetmek isterdim. İçim inlese huzursuzluktan, dışım kahkalar atsın, tüm huzursuzluklarım yerini doğru kararlara bıraksın isterdim. İnsanlara yüklediğim…

Gece Sürücüsü / Evren Ata Deniz

Uykuyu kaçıran çok şey vardır bu hayatta. Hele benim gibi takıntılı biriyseniz. Geceler saat saat bölünür, bir noktada ne zaman uyuyorsunuz ne zaman uyandınız ucunu kaçırırsınız. Aklınızda cevaplanamayacak sorular birbirini çoğaltır, bilinmeyenler ve deli gibi merak edilenler labirentinde yolunuzu kaybedersiniz. Yapabileceğiniz tek şey sabretmektir, yapılabilecek en zor şey de sabretmektir. Peki yok mu alternatif? Yok mu başka bir seçenek? Bisiklet! Benim için bisiklet. Dünya üzerinde bir sürü kimyasal var. Aklınızın yükselttiği nabzı düşürecek ve size sahte bir uyku sunabilecek. Ama bu gerçektir. Saat 3:00, 4:00 ya da 5:00, bu sularda, kıyafetlerimi giyip bisikletime atladığımda şehrin sessizliğinde sadece tekerleklerin altından akan asfalt sesini duyarım. Bacaklarınızdaki, kollarınızdaki, sırtınızdaki ve vücudunuzun geri kalan her yerindeki yüklenme, ağrı, hepsi gerçektir. Bisiklette hayatta da olduğu gibi fedakarlık ve birliktelik önemlidir (toplu turlara ve yarışlara başka bir yazıda değineceğim için şimdilik bunu size kendi kendinize anlamlandırmaya bırakıyorum). Gece, yani zaten tek başınıza yaşadığınız bu mükemmel tecrübeyi…

Zira Burası Benim Gökyüzüm 9 yaşında!

Merhaba! İlham Perisinin Kanatları’nda yayınladığım Veda Mektubu’ ndan beri yazdığım en duygu dolu yazı olacak sanırım. Ben bu yazının her satırına birer damla gözyaşı akıtıyorum. Gururdan mı, mutluluktan mı yoksa geride bıraktığım bir avuç anıdan mı, bilmiyorum. Hatırlıyorum ama. Tıpkı şu anda olduğu gibi bilgisayarın klavyesinde gezinen küçücük ellerimi, tek tek bastığım harfleri sanki ‘dün’ gibi hatırlıyorum. Seneler önce ilk kez bugün, ben ilk yazımı yayınladım. Benden başka kimsenin zihninde yer etmemiş, belki 10 tıklanma sayısına bile erişmemiş bir yazı. 2 Mayıs 2010 tarihinde ‘Bu Benim Dünyam’ başlığı altında yayınlandı. Blogun ilk mail adresi, bu isimle açıldı. İlk kez kendimi o başlığın altında ifade ettim. Sayfayı yenileyip durduğumu hatırlıyorum. ‘Biri okusun, hadi biri okusun’ diye dua ederek. Sanıyordum ki, biri okuyacak ve ben kimin okuduğunu panelin istatistik kısmından göreceğim. Ne büyük bir heyecan. Türkçe öğretmenimin yazdığım kompozisyonu tahtaya çıkararak okutması ya da 23 Nisan’da Andımız’dan sonra kürsüde okuduğum iki kıtalık…

Bazı Şeyler : Bir Çare Olarak Müzik

Merhaba arkadaşlar ben başka bloglarda da içerik üreten genç blogger. Genç dediğime bakmayın bu hayat bana fazladan 75 yıl daha yaşattı. Böyle zekiliklerim vardır. Bugün Ece Hanım’ın bloguna konuğuz. Hanımefendinin blogunda muazzam şeyler olup olmadığını bireysel olarak değerlendiremem. Çünkü herhangi birinin, herhangi bir şeye yaptığı en ufak katkı bile o detayı o kişi için muazzama sabitler. Hal böyle olunca benim kapasite böyle şeyleri sorgulamak için fazla duygusal kalıyor. Neyse ben size bu yazımda her zaman olduğu gibi hayatın bohemliğinden, yaşama arzumun gitgide azalmasından veya sonsuz bir üzüntünün içinde her gün eksildiğimden bahsetmeyeceğim. Hayır bugün bambaşka bir konseptimiz var; müzik… Yıllar evvel MTV Türkiye’de yabancı rap şarkıları arka arkaya dönerken ben de müzikle tanışmıştım. İlk kendi irademle dinlediğim şarkının bir Kanye West şarkısı olduğunu hiç unutmam. Hatta o dönemlerde MSN diye bir şey vardı ya hani, o platformdan benden şarkı önermemi isteyen insanlara değişik tarzda amerikan şarkıları atıyordum. Onlar da “ıyy…

Navigate