Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesi

Bundan bir hafta sonra yaşamının son bulacağını öğrenseydin, muhtemelen o 7 günü doyasıya yaşamak isterdin. Ölüm, sanki her zaman çok uzağımızdaymış gibi, sanki daha yaşayacak çok günümüz, biriktirecek çok anımız ve doya doya nefes alacak çok zamanımız varmış gibi değerini bilmeden sona doğru yürüyoruz.  Evet, belki bir hafta sona öleceğini öğrensen, son kez yapmak istediğin, içinde ukte kaldığını hissettiğin her şeyi yaşar, akan zamanın değerini bilirdin. Bir farkı yok aslında, sonunda ölümün geleceği aşikar. Bu belki 5 yılda, belki de hiç beklemediğimiz bir anda yarın kapımızda. Sonu belli olan bir hikayemiz var. Hepimiz için ortak bir bitiş noktası var ve biz doğumdan ölüme giden o yolda, akan zamanın değerini bilmemekte fazlasıyla ısrarcıyız. Geçen onca günü, akan onca zamanı düşündüğünde ‘Ben, bana verilen bu mucize hayatı doyasıya yaşadım, her anın değerini bildim’ diyebilir misin? Ben kendime bu soruyu sorduğumda kaybettiğim çok fazla zaman olduğunu düşünüyorum. Anı yaşamak elbette ki güzel ama…

#HepimizGezideydik

Baktın bu başlığa. Belki Facebook’ta paylaştığım gönderiye, belki instagram profilimdeki linke, belki de attığım tweete tıkladın. İşte buradasın. Sessiz, konuşulmayan, suçlanan, yargılanan hatta belki evinde oturmuş çayını yudumlarken ‘vatan haini’ damgasına maruz bırakılmış olmanı sağlayan bu başlığın altında. Şimdi sen bu başlıkla bu yazıya bakınca alçak, çapulcu ve vatan haini olarak canlandırdıysan beni gözünde lütfen okuma. Çünkü senin etiketlerin benim ise fikirlerim olduğu sürece biz bu cümlelerden taşarız, birbirimizi kırarız .Ya da gözünde bir anda devrimci, direnişçi ve cesaretli olduysam sen yine yazdıklarımı okuma. Çünkü nasıl yorumladığımı bilmeden, içeriğimi görmeden bir isim, bir paragrafla, Gezi hakkında fikirlerim konusunda yargıların oluştuysa bizim paylaşacaklarımız yine sorun teşkil edecektir. Bil ki etiketin iyisi ya da kötüsü yoktur, inan bana. Ama sen bu başlığa bakınca ‘Acaba bu konu hakkında ne düşünüyor?’ dediysen ve belkide, bildiklerinin ışığında benim gözümden de görmek istediysen devam et. Çünkü bu yazı tamda sana, seninle paylaşmak istediğim fikirlerim adına yazıldı.…

Denebunu : Ücretsiz Ürün Deneyimi

Özellikle biz kadınlar için keşfetmek, henüz piyasaya sürülmemişken yeni ürünleri ilk deneyimleyenlerden olmak, satın almadan önce ürünleri deneme şansı bulmak, yorumlamak ve yorumlarımızı paylaşmak büyük önem taşıyor. Fikirlerimize önem verildiğini hissettiğimiz zaman daha mutlu olduğumuz aşikar. Youtuberların ‘Markalardan Gelen Paketleri Açıyorum’ videoları ve bloggerların -kendimi es geçiyorum- ‘Ürün Yorumları’ yazılarından sonra içlenip, bir köşeye çekilip bize de ücretsiz ürün gelmesini talep ettiğimiz bir çok zaman var. Ancak artık youtuber ve blogger olmanıza gerek duymadan size her ay düzenli kutular göndererek ürünleri deneyip, deneyimlerinizi paylaşmanızı sağlayan bir şirket var! Üstelik tamamen ücretsiz. Bu ay dördüncü denebunu kutum elime ulaştı. Aylar önce internette gezerken denk geldiğim bu fikir önceleri ‘o kadar üye varken bana sıra gelmez’ düşüncesi oluştursa da yanıldığımı farkettirecek kadar ürün deneme ve yorumlama şansım oldu. Bende bu deneyimleri sizlerle paylaşmak istedim! Denebunu her ay deneme boy ürünlerden oluşan kutuları hiçbir ücret talep etmeden ürünleri denedikten sonra yorumlamak şartıyla evinize gönderen…

Sayfalardan Netflix’e : Ölmek İçin 13 Sebep

Bu yazıda muhtemelen youtube videolarından önce bir reklamda, belki Netflix üzerinden La Casa De Papel izlerken ana ekranda, sosyal medyada TT’ye düşen bir kaç hashtag bağlantısında denk geldiğiniz, adını okuyunca dikkatinizi verdiğiniz, kitabından bir haber yalnızca dizi olduğunu zannettiğiniz bir hikayeden söz edeceğiz ; Ölmek İçin 13 Sebep Dizinin yayınlanmış iki sezonunu bitirdikten ve kitabı inceledikten sonra bu satırları dolduracak kadar düşünce biriktirdim diyebilirim. Öncelikle genel hatlarıyla hikayeden söz edelim. 2017 yılında Jay Asher tarafından yayınlanan ‘Thirteen Reasons Why’ tecavüz, zorbalık, taciz, intihar konularını genç kitle üzerinden ele alan oldukça etkileyici bir kitap. Dili, betimlemeleri ve aktarma biçimi açısından zaman zaman arafta bıraksa da kurgusu ve hikayedeki akıcılıkla hayal gücünüzde farklı bir perde aralıyor. Kitabın hikayesi 31 Mart’ta Netflix’te 1. sezonun yayınlamasıyla birlikte ses getirerek en çok izlenen Amerikan dizileri arasına girmeyi başardı. Dolayısıyla kitabın adı diziyle birlikte daha çok anılmaya başladı. Dizi ve kitap bir çok bakımdan farklılık gösteriyor…

Bu Mucize Dolu Hikaye Senin

Hayatımızın bir köşesinde muhakkak bir başkasının hikayesine tanıklık eder, dinler, etkilenir ve kendimize bir parça yaşanmışlık ekleriz. Facebook sayfalarında yazan hikayelerden bahsetmiyorum ama. Gerçekten yaşayan, anlatırken yaşatan insanların sırtlarında taşıdıklarından söz ediyorum. Bugün bu yazıda benim dinlerken kaybolduğum, tutulduğum, kırıldığım, kızdığım, savaştığım bir hikayeden söz edeceğim. Muhtemelen bu satırları okurken gözleri dolacak, bilmiyorum belki bana kızacak, belki de her zaman olduğu gibi sıcacık dostluğuyla bana kendimi özel hissettirecek bir insanı ve hikayesinin hayatıma yansıttığı tüm umutları anlatacağım. Yazarken izin almadığım ve bu gece bu yazıyı yazmak içimden geldiği için, olur da hoşuna gitmezse diye tüm yazı boyunca ondan ‘Güneş’ diye bahsedeceğim. Özellikle İstanbul’a geldikten sonra çok insanı tanıma fırsatım oldu. Yeni bir şehirde yeni bir hayat demek yeni insanlarla tanışmak için büyük bir fırsat demek bence. Aslında ben Güneş’i öyle büyük bir tesadüfle ya da anlattıkça şahlanan bir tanışma hikayesiyle tanımadım. Ama onun hikayesinde beni etkileyen belkide moralimin bozuk olduğunu…

Yazılamayanları Yazma İsteği

Bazen böyle deli gibi yazmak istiyorum. Tam anlamıyla sokak ağzıyla, ne var ne yoksa sayıp dökmek, isim vererek yaşadıklarımı olduğu gibi aktarmaya hasret kalıyorum. Pucca’nın daha sadece blogger olduğu, olan biteni takma isimlerle yazdığı zamanlardan bu yana başına gelenleri tüm yanlışlarına ve baskıcı bir topluma rağmen olduğu gibi kaleme alan bir sürü bloggerla karşılaştım. Özel hayatlarını korkusuzca yansıtıyorlar ya satırlarına bazen gerçekten imreniyorum. Cesaret işi çünkü. Kim ne söyler diye düşünmeden, olduğu gibi her şeyi internet gibi kabus bahçesi bir ortamda yayınlamak baya deli işi. Günlükler öyle değil mesela küfür ede ede içinden geldiği gibi her şeyi yazabiliyorsun. Hani sadece kendine sakladığın sırların, kimsenin bilmediği hiç olmamış saydığın anıların ya da sadece sana özel, seninle alakalı duyguların. Bu insanlar her şeyi, hepsini bire bir döküyorlar bu satırlara, okurken kahkalarla gülüyorsun, şaşırıp kötülüyorsun ama okuyorsun işte. Öyle ya da böyle çekiyorlar seni kendilerine. Bir ara öyle bir şey denemek istemiştim. Hani…

Erkekler ve Stratejiler

Üniversitenin en güzel yanlarından biri ergenlikten yetişkinliğe geçiş döneminde her iki cinsiyeti de yakından gözlemleme şansına sahip olmak sanırım. Aradaki biyolojik ve duygusal farkı görmezden gelip samimi dostluklar kurmaya başladığın noktada her zaman arada derin bir uçurum olduğu varsayılan karşı cinsi düşünce bakımından daha yakından tanıma fırsatı elde ediyorsun. Flört, arkadaşlık ve dostluk üzerine tüm tecrübelerin pekiştiği bu dönemde erkeklerin genelinde bambaşka bir sendrom başlıyor. Popüler kültürde ‘hızlı yaşam’ olarak adlandırdığımız evreyi yaşamanın ardından ‘temiz bir aile kızı bulup, düzenli bir hayat istiyorum’ evresinin tam üzerinde bunlara bir şeyler oluyor. Sanki aylardır tanıdığın adam gidiyor yerine kafayı daha fazla para kazanma ve düzenli bir hayata sahip olma hayalleriyle bozmuş bir kişilik geliyor. ‘Ohoo kopuyor muyuz bu gece’ cümlelerinden sıyrılıp ‘birikim yapmam lazım, yaşım ilerliyor’ cümlelerine maruz kalıyorsun. Bu o kadar ani bir değişim ki, ‘noluyor be’ derken senide içine alıp yutuveriyor. ‘Büyüdük mü cidden o kadar ya’ diye düşünüp dururken…

Kördüğüm

O kadar uzun zamandır yazmadım ki. Defalarca panele girip çıktım oysa. Otobüste başımı cama yaslamış müzik dinlerken binlerce cümle dönüp durdu kafamda, uyumadan önce onlarca konu buldum yazacak. Ne çok eksik, ne çok fazla, yorumlayıp kurdum. Ama ne zaman geçsem bilgisayarın başına bir kelime bile yazamadım. Giriş cümlesi benim için en önemlisi. Doğru bir başlangıçtan sonra akıp gidiyor o yazı çünkü, biliyorum kendimi. Dışarıda kelimeleri ruhumdan süzerken akıp giden o cümlelerden, bilgisayar başına geçtiğim zaman küçük bir parça bile kalmadı. Neredeyse gerçekten yazamayacağımı düşündüm.  Sebeplerim var aslında, anlatmak istediğim bir çok şey var. Bir arkadaşla oturup konuştuğunda yarattığın o samimiyeti hep buraya taşımaya çalıştım. Hep aynı dürüstlükle, belki sadece biraz daha süsleyerek anlattım her şeyi. Şimdi anlatamıyorum, çünkü bazı şeyler sana kalmalıymış, galiba büyüdükçe özelleştiriyorsun hayatı. Yeni fark ediyorum. Son yazımdan bu yana bir çok şey değişti. Hayatımda ilk kez bu panelin başına geçip bazı yazılarımı geri çektim, sanki yazdıktan ve…

Yaş 17 : Üniversite Sınavı

Üniversite sınavı gittikçe yaklaşırken ve işsizlik çığ gibi büyümeye devam ederken bu yeni yolculuğa kendini hazırlamaya çalışan okuyucularıma bir kaç gözlem sunmak istedim. Henüz daha sorumluluk bilincinin farkına varamamışken alınması gereken bir çok kararla yüzleşmek zorunda kaldığımız, daha hayatı anlamamışken ve kendi küçük dünyalarımızda başrol oynamaya devam ederken bir anda büyümek zorunda bırakıldığımız o en dolu dolu yaş 17 için bu yazı. 18 olmaya bir kala, yetişkin ve çocuk olmanın arasında bir yerde, genelde en acımasız taraflarıyla karşıladığımız hayatın seçim yapmamızı beklediği,çevrenin düşünceleri en kolay kirletebildiği aslında küçücük ama kocaman yoran bir 17. Şimdi siz sanıyorsunuz ki, en yakın arkadaşınızla yollar ayrılınca, en yakınınız tarafından ihanete uğrayınca, belkide ilk kez ‘çok seviyorum’ dediğiniz o insan sizi hiç sebepsiz bırakınca hayat yaşanılması çok zor bir hal oluyor. 17 yaşımdayken yazdığım yazıları okusanız şüphesiz ki hayatın bana gerçekten acımasız davrandığını düşünmek için bir çok sebep bulursunuz. Aslında hiç öyle olmayan durumları nasıl…

10 Maddede Ekşi Sözlükte ‘Üniversite’

Üniversite sınavına hazırlanırken rehber öğretmenimiz internette genç kitlenin oldukça aktif kullandığı sözlülerde üniversitenin nasıl tanımlandığına dair bize bir kaç örnek sunmuştu. Üniversite öğrencilerinin ağzından üniversitenin tanımlarını okumak bir fikir edinmek için oldukça iyi bir yöntem gibi gözüküyor. Genelde mizah amaçlı kullanılan bu platformlar farklı tecrübeleri konu başlıkları altında incelemek için fırsat yaratıyor. Bende bu başlık altında ekşi sözlükte ‘üniversite’ konu başlığı altında beğendiğim en iyi on yorumu sizlere sunmak istiyorum! 1- Öğrenciyi adam yapan yer. Lisenin kollektif yaşamından sonra insana kendi sorumluluğunu almasının öğreten, birey olduğunu hatırlatan, sadece hayatta bir süreç olarak görülmemesi gereken, insanın ileriki yaşamında hayattaki duruşunu belirleyen, kişiye, ders dışında da çok şey kazandıran eğitim kurumu. 2- İlk üniversiteler 12. yy’da şekillenmeye başladılar. Rönesansın gelişi ile üniversite hem soylu gençlerin hemde dönemin dahilerinin gittiği bir yer oldu. Pozitif bilimler, tıp, edebiyat ve dinbilim dersleri en popüler olanlardı. Dikte sistemiyle öğretim yapılırdı, kaynak bulmak çok zordu ve genelde okulu…

Navigate
Verified by MonsterInsights