Twitter

6 Posts Back Home

#HepimizGezideydik

Baktın bu başlığa. Belki Facebook’ta paylaştığım gönderiye, belki instagram profilimdeki linke, belki de attığım tweete tıkladın. İşte buradasın. Sessiz, konuşulmayan, suçlanan, yargılanan hatta belki evinde oturmuş çayını yudumlarken ‘vatan haini’ damgasına maruz bırakılmış olmanı sağlayan bu başlığın altında. Şimdi sen bu başlıkla bu yazıya bakınca alçak, çapulcu ve vatan haini olarak canlandırdıysan beni gözünde lütfen okuma. Çünkü senin etiketlerin benim ise fikirlerim olduğu sürece biz bu cümlelerden taşarız, birbirimizi kırarız .Ya da gözünde bir anda devrimci, direnişçi ve cesaretli olduysam sen yine yazdıklarımı okuma. Çünkü nasıl yorumladığımı bilmeden, içeriğimi görmeden bir isim, bir paragrafla, Gezi hakkında fikirlerim konusunda yargıların oluştuysa bizim paylaşacaklarımız yine sorun teşkil edecektir. Bil ki etiketin iyisi ya da kötüsü yoktur, inan bana. Ama sen bu başlığa bakınca ‘Acaba bu konu hakkında ne düşünüyor?’ dediysen ve belkide, bildiklerinin ışığında benim gözümden de görmek istediysen devam et. Çünkü bu yazı tamda sana, seninle paylaşmak istediğim fikirlerim adına yazıldı.…

Dijital Pazarlamada Bugün : Sosyal Medya 101

Üniversitenin başında meslek seçimime karar verişimin ardından piyasada okumaya ve yorumlamaya değer gördüğüm tüm dijital pazarlama ve sosyal medya kitaplarını satın almaya başladım. Her şeyden öte sosyal medyanın öncelikle yorumlamaya dayalı bir platform olduğunun ve çabuk tükenen içeriklerin yerine yenilerinin gelişini gözlemlerken hedef kitlenin bu içeriklere yaklaşımlarını ve bunun pazarlamaya yansıma şekli hakkında fikir sahibi olmak için bu kitapların faydalı olabileceği görüşündeyim. Bu dönem Üsküdar Üniversitesi bünyesinde aldığım Dijital İçerik Üretimi ve Yönetimi dersi kapsamında bu yazıyı kaleme alıyorum. Hem dersi daha iyi yorumlamamı sağlayacak hemde üzerine düşünüp fikir yürütebileceğim bir konu seçmek istedim. Bu nedenle bu yazıyı Murat Kahraman’ın ilk baskısını 2010 yılında yaptığı Sosyal Medya 101 kitabı hakkında görüşlerimi belirtmek amacıyla yazıyorum. Sosyal medya ve dijital içerik üretimi üzerine ilk okuduğum kitap olarak bende ayrı bir yere sahip olan Sosyal Medya 101 , benim sandığımın üzerine piyasada görebileceğiniz diğer yeni medya içerikli kitaplardan biraz farklı. En azından ben…

2017’ye veda, 2018’e merhaba!

Gelenektir. İlham Perisinin Kanatlarından beri her sene yeni yıldan beklentilerimi isteklerimi sıralar, ne yaşadıysam, neyi hayatımdan çıkarmak için uğraştıysam yazar, veda ettiğim seneyi yine kelimelerle arkamda bırakırım. Bu sene yazacak o kadar çok şey var ki aslında, yeni yıldan istediklerim saymakla biter mi bilmiyorum ama eski yılda nelere veda ettiğim konusunda şüphesiz, bir liste çıkarabiliyorum. 2017, benim için dolu dolu geçti. Bana artık büyüdüğümü her anında hissettirdi. Hayatımla ilgili önemli kararlar almam gerekti, insanları daha çok tanımam, hissettiklerimi daha çok tanımlamam ve kendimle yüzleşip artık tamamen oturmaya başlayan düzenimi yönlendirmem için çok fazla imkan sundu hayat bana. Bir kere en büyük hayalimi gerçekleştirdim, kendime ait bir platform kurdum, daha fazlası için kendimi ifade etme fırsatı buldum. İkinci üniversiteyi kazandım, alanımda uzmanlaşmak için bir çok deneyim yarattım, yaşadım. Belki de fazla sorumluluk aldım, her anı dolu dolu yaşadığımı hissedemeyecek kadar yoğun bir tempoda koştum. Yıprandığım, düştüğüm çok fazla an var bu…

Sayid Gengeç’in Kaleminden

YAZMAK NEDİR ? Nedir yazmak ? İnsan neden yazar ? Yetmez mi söylemek ? Yetmez. Yazmak derdini anlatmaktır kağıtlara , yazdıkların söylemediklerindir , olur ya hani boğazına düğümlenir de söyleyemezsin derdini, yazarsın o zaman, sevdin mi bir kere yazmayı vazgeçemezsin yazmaktan bütün denizler mürekkep , bütün ağaçlarda kağıt olsa sana, doyamazsın. O kadar zevklidir ki yazmak, yazdıkça yazası gelir insanın doldurur sayfalarca.. Özlemdir yazmak, özlediklerine yazarsın özleyipte yanına gidemediklerine, bir mesaj kadar uzaktır özlediklerin mesafeler engel değildir yazmaya yeter ki sen, yazmak iste. Peki en son ne zaman bir kadına şiir yazdın ? En son ne zaman bir kadını ona şiir yazabilecek kadar çok sevdin ? En son ne zaman sevdiğin kadına şiir okudun ? En son ne zaman bir kadını şiir okuyabilecek kadar çok sevdin ? Sen yazmasan da , okumasan da  kadınlar şiirdir dostum . Gerçekten seven kişi sen değilsen eğer onu asla okuyamazsın , anlayamazsın . Kadın…

Sosyal Medya Psikolojisi: Banu Berberoğlu

Son zamanlarda sıkça sosyal medyada ‘Banu Berberoğlu’ videolarına denk gelmişsinizdir. Çektiği vlog videolar ile birlikte, bir yıldır faaliyet gösteren bir youtuber. Aslında buraya kadar her şey o kadar normal ki, Trabzon’dan bir kız çıkıyor ve video çekip kanalına yükleyerek kendini mutlu hissediyor. Ancak gelin görün ki, twitterda videoların keşfedilip alıntılanması ile birlikte gelen yorumlar o kadar acımasız ki bu kin, bu nefret neden diye soruyorsunuz kendi kendinize. Kendi halinde video çekerek kanalında paylaşan bir kıza, sevgilisiyle birlikte çektiği videolar aracılığıyla o kadar çok yüklendiler ki, eleştiriler, dalga geçmeler bir anda o kadar çok yayıldı ki oturup bu nefretin ortaya çıkış sebeplerine dair görüşlerimi paylaşmak istedim. Youtube, profesyonelliğin ve içerik üretiminin o kadar yoğun yenilendiği bir platform ki, maalesef ‘düşünce özgürlüğü’ kavramının insanlara hakaret etmemize de müsade ettiğine inanarak hareket etmeye başladık. Olay çok basit, Banu Berberoğlu kendi dünyasını anlattığı videolarıyla bu platformda var olmaya devam ederken bir anda ‘trol’ konusunda…

Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Sayılarla ‘Türkiye’de Çocuk İstismarı’

Bugün 20 Kasım, günlerden Pazartesi. Tarihe ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ olarak kaydettiğimiz ama maalesef ne anlama geldiğini bile hatırlamadığımız önemli günlerden biri. ‘Ayla’ filmini izleyenleriniz olmuştur. Ben filmi iki kez izleme şansına sahip oldum. Tüm koltuklar dolu, herkes salya sümük ağlıyor. Film müziğinin yansıyan sessizliğinde burun çeken insanlarla dolu bir salon. Doğru, film çok etkileyici. İnsanda derin izler bırakıyor. Ama oturup düşününce, dışarda daha büyük izlerle hayatta kalma mücadelesi veren binlerce çocuk varken, bir filme ağlayıp gözyaşı dökmemiz ne kadar samimi, bilemiyorum. Çocuklar masumiyetin simgesi, bu ülkenin kapısı savaştan kaçan onlarca çocuğa açıldığından beri hangimiz sokakta gördüğümüz çocukların masum olduklarına inanıyoruz ki? Koskoca insanlar, rahatsız oluyoruz onlardan. Çünkü savaş, yaşam koşulları ve beraberinde getirdiği psikolojik rahatsızlıklar onların masumiyetini hayata karşı ayakta durma zorunluluğuna dönüştürmüş. Herkes farklı büyüyor, her çocuk farklı yetişiyor. Maalesef eşitlik çocuklar için küçücük bedenlerinde kavrayamayacakları kadar zor bir kavram. Bir başkasının elindeki oyuncağa bakmak, onu istemek, arzulamak…

Navigate