Ah be Sabahattin Ali

‘İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için, bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercik ediyorlar.’
Yürekleri dev insanlarla rastlaşırız bazen.
Sabahattin Ali’yi bilirsiniz. Bilirsiniz diyorum çünkü henüz o kelimeleri dans ettiren adamın kitaplarında yok olmadıysanız hayatta biraz eksiksiniz demektir. Ben Kürk Mantolu Madonna ile birlikte hayatıma soktum bu adamı. Çok kızdım kendime, çok geç kalınmış bir karar olmuş.
Bir kitap, bir sohbet, bir insan aşka hatta hayata bile bakış açınızı değiştirebilir. İnanın iki paragraflık bir yazıyla bile kendinizi büyülenmiş hissedebilirsiniz.
O Haydarpaşa’da trenin ardından el sallayan kalbi kırık aşıklardan sonra devirle birlikte aşkı da farklı bir çerçeveye soktuk. Kolaylaşan her şey gibi, yitirmeye yüz tuttuğumuz değerleri basitleştirdik. Ucuzlaştırıp, edebi değeri olmayan satırlarda sakladık. Kendimle bile kavga etmişimdir bu yüzden. Ben bir link altında yaşattığım şu blogta bile ona değinmemeliyim aslında. Koskoca okyanusta küçük bir balığım, ne haddime en büyük değerleri bünyesinde barındıran bir konuyu satırlarla okuyanıma anlatmak? İşte tam bu noktada Sabahattin Aliyi olabildiğine kıskanıyorum. Öyle bir adam ki, ömrümüz boyunca okuyabileceğimiz en cana dokunan cümleleri bir kadına armağan edip, onu nesiller boyu farklı yüreklerde de ölümsüzleştirmiş.
Farklı yüzyıllara ait olsak , belki aşkı solmaya yüz tutmuş bir çiçek gibi samimiyetsiz görsek bile hala onu anlatabilen insanlar var etrafımızda.
Çok zor bir adamın satırlarına ilham olabilmek. Satır satır kendini yazdırıp, başkalarında büyüyebilmek. Kimi Tutkular der kitabında. ‘Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca.’
Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir adamım diyor. İşte ben o kafasının içinde yaşayan adamın Maria’ya olan sadakatine aşık oldum. Farklı bakıyorum artık. Öyle güzel anlatılmış bir aşk ki insana günümüzde yaşanılanların ne kadar ucuzlaştığını kocaman bir perde de izletiyor. Yürekleri dev insanlarla rastlaşmak demiştim ya hani. Ben bu insanlarla rastlaşıyorum. Her insanda Sabahattin Ali’den bir parça hissediyorum. Lakin sadece satırlarda. Çünkü böyle insanlar harcanmaya çok müsait.
Biz harcarız, varlıklarını yokluğa çevirmek için elimizden geleni yaparız. Bir Sabahattin Ali, Bir Franz Kafka bulsak onların değerlerinide geçmişe gömüp başkalaştırırız. O yüzden satırlarda saklamışlar kendilerini. Gerçek hayatta, Af buyrun gerçek hayatta diyorum çünkü biz bu değerleri filmlerimize, dizilerimize konu edebilecek kadar yalan görmeye başladık. Bir hayli meşakatli şimdilerde o masum aşklara ulaşmak.
Anlattıkları aşklarda kaybolup giderek iyice koparıyoruz kendimizi asıl dünyadan. Şimdiki zamandan, var olduğumuz hayatın diğer insanlarla bağ kurmaya çaışmasından. Satırlarla hepsinden kopuyoruz. O mucize adamlar şimdileri görüyor olsalardı eminim kahvelerini yudumlarken aralarında münakaşaya tutuşurlardı. Ben tahmin edebiliyorum. Şimdi o münakaşanın içine süzülsem ‘Bu eksik sana değil bana ait Sabahattin Ali. Bende inanmak noksanmış’ derdim. Kendi cümlesini benimsemiş olmama içlenicektir mutlaka. Ama vereceği cevabı bilecek kadar iyi tanıyorum onu.
Kuzum derdi, Öyle hitaplardan hoşlanır ya, o sebepten gülümser usulca devam ederdi.
‘Aşk hiçte sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen sevgi değildir. O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki nereden geldiğini bilemediğimiz gibi günün birinde nereden kaçıp gittiğini de bilemeyiz’
‘Ben böyleyim işte’ derdim.
‘Ben garip bir kadınım. Benimle ahbaplık etmek isterseniz bir çok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız.. Çok manasız kaprislerim, birbirine uymaz saatlerim vardır. Hulasa arkadaş olduğum kimseler için pek müziç ve anlaşılmaz bir mahlukum.’
Son noktayı o koyardı eminim. Hatta en sevdiğim cümleleriyle.
‘Mucizeler kediler gibidir. Aramaya çıktığınızda asla bulamazsınız, fakat beklemediğiniz anda kucağınıza atlayıverirler.’
Sabredin kuzum, kısmet bu işler.
Ah be Sabahattin Ali.
Alıcağın olsun, ‘seninle şöyle bir oturup konuşamadık’

http://www.facebook.com/ak.ecenur

http://whatisthemeaningofmylife.tumblr.com/

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: