Öyle bir duruma geldik ki partilerin birbiriyle, AKP’nin Cemaatle olan kavgasını film izler gibi izliyoruz. Şimdi diceksiniz ‘Hah bi bu konu kalmıştı yazmadığın Ece.’. Belki öyle ama o kadar canım sıkılıyo ki bu konulara dedim en iyisi yazayım, burası bunun için değil mi zaten ? Malum hepiniz az çok biliyosunuz Türkiye gündemi yaklaşık bir haftadır ‘YOLSUZLUK OPERASYONU’ Duymayan, bilmeyen ‘Yolsuzluk ne beğğ’ diyen kalmadı heralde. Zaten artık sadece gazetelerden yada televizyondan değil sosyal medyadanda bu tür gelişmeleri takip edip adeta bir siyasetçi havasıyla o konu üzerine yorum yapabiliyosunuz. Gelelim operasyonumuza. Herkes konuştu üzerine, çok dalga konusu oldu, meclis birbirine girdi, başbakan Fethullah Gülenle yollarını tamamen ayırdı ee halkımızda şaşkınlıkla bu olanları izledi. AKP ve Cemaatin yolları dershanelerin kaldırılması konusunda ayrılmıştı zaten. Başbakan cemaate açık bir şekilde meydan okudu bunu görmeyende yoktur heralde. Cemaat tam anlamıyla ‘evlilik vaadiyle kandırılıp kenarı atılan kız’ modunda. Kullanıldı, atıldı. Haa birde şu ayakkabı kutusu olayı…
Ah ne güzel şey sevmek..
Aşk kusurludur, insan kusurlu olduğu için.. Hiç beklemediğin bir anda hayatına balıklama dalan bir insan varsa sıkı sıkı sarıl ona. Kimi der ki ‘Aşk nedir bilmem ben, hiç yaşamadım’ Onlar için bu yazı, aşkı anlatabilmek anlayabilmek için. Aşk zamansızdır bi kere. Ne oluyoz olum demeye kalmadan bakarsın oluvermiş. Mantığını devre dışarı bırakır. Düşünemezsin. Biz birbirimize uyuyomuyuz, mutlu olabilir miyiz, geleceğimiz var mı , acaba kafalarımız uyucak mı. Düşünmezsin. Gözlerine bakınca hızlanır kalp atışların. Elini tutunca sanki elektrik veriliyomuş gibi olur. Keremle Zeynep’in değişine göre kirpidir aşk. Acı verir. miğdene oturur, varlığı da yokluğu da yetmez. Bile bile ateşe yürümektir der çoğu şair. Bile bile cayır cayır yanmaktır. Güzel bi yanı yok mu la bunun diyenler için.. Nefes almak için sebep verir aşk size. Kendi mutluluğunuz, kendi hayalleriniz yoktur artık. Hep ‘O’ vardır. Onun üzerine kuruludur hayatınız. Aman o mutlu olsun, aman beni daha çok sevsin. İlişkiden bahsetmiyorum bakın dikkat edin,…
Aşk sen ne güzel şeysin öyle..
‘İlişki gittikçe boka saran bişey. Aman ya yürütebilcez mi acaba’ derken kavga, kıyamet koskoca bir ayı doldurduk. Koskoca diyorum çünkü benim için öyle. Ben kim birisine katlanıp onunla uzun bir ilişki kurmaya çalışmak kim… Çoğu zaman uğraşmam, emek bile harcamam. Üzülmek istemediğimden mi yoksa fazla bencil olduğumdan mı bilinmez. Ama öyle işte. Kavga, kıyamet doldurduk bir ayı. Ama ne kavga. Sanırsın evli çift. ‘Mesaj atmadın hani öldüm meraktan’ cümlesinden bi başlıyo ‘Sen beni sevmiyosun aq’ kadar gidiyo. Kimi zaman fazla çocuklaşıp ‘Ne kadar seviyosun beni söylesene’ dediğim bile oldu galiba.Kavgalar, tartışmalar. İki lafımdan biri ‘Eee ayrılalım o zaman’ zaten. Bi gün tamam dicek mal gibi kalıcam ortada ama hayırlısı. Her seferinde ‘Bu kez farklı’ diyip başladığım o ilişkiler bi tarafımda patladığından pek bu sefer olucak diye başlamıyorum artık. Ki bu ilişkiye balarkende çok güven yoktu içimde. Zamansızdı, anlıktı, bir anda oluverdi işte. Baktım zamanla bağlanıyom ‘Oha noluyoz lan’ paniği başladı…
‘Ne yapmışım abi ben yaaa’ dememek için…
Geçmişte yaptığım hatalara dönüp bakıyorum şimdi. Hayatıma aldığım beş para etmez insanlara falan. ‘Ne yapmışım abi ben yaa’ diyorum kendi kendime. Ama olgunlaşmamızı sağlayan da yaptığımız hatalardan ders almak değil mi zaten? Bakıyorum şöyle, Oturup iki kelime konuşamayacağım insanlarla ilişki yapmışım. Hani sorsan ne benim müzik zevkime, ne okuduğum kitaplara, ne izlediğim filmlere hitap ediyor. Aramızda ortak paylaşabileceğimiz en ufak şey yok ama yapmışım işte. Neden ? Çünkü yakışıklıydı. Dünyanın en saçma neden bu sanırsam. Ama çocuktuk işte herkes gibi bizde hata yaptık. Diyoruz ya hani ‘Şimdi ki aklım olsa’ diye, aynen. Şimdi ki aklım olsa ne o gereksiz insanları alırdım hayatıma , ne de aynı hataları tekrar yapardım. Ama dedim ya işte bu hatalarla büyüyoruz. Şimdi ki önceliklerimiz çok farklı. Bundan 5 sene sonra daha da farklı olucak. Önemli olan herşeye rağmen doğru olana yaklaşabilmek. Hayatınıza birini alırken dikkatli olun, ileride ‘keşke..’ dememek için. Çünkü sizin ani aldığınız bir…
Sahi, ben neden terketmiştim seni ?
Bazı anlarda öyle bir noktaya geliyoruz ki, yalnızlıktan eski ilişkilerimizde bir umut aramaya başlıyoruz. Yeni birine alışmak, kendini anlatmak, huyunu bilmek, tenine dokunmak, ten uyumunu yakalamak çok zor. Madem öyle ben bildiğimi okuyayım diyerek eskilerimize yanaşıyoruz.. Yine kendimden örnek vericem, zaten bok çukurundayım bu saatten sonra saklasam nolur? Sürekli yan yanayız, gözümün içine içine bakıyor. ‘Gel sev beni’ dermişçesine. Yaklaşsam bir dert uzak kalsam kafam karışıyor. Böyle saçma bir durumun içindeyim. Her adımımda hissediyorum bakışlarını. Dönüp yüzünede bakamıyorum çünkü bilindik, saçma bir nedenle bitirmişim ilişkimi. Arkadaş kal desen olamıyosun, daha ilerisi desen ne hissettiğinden haberin yok. Dünyanın en salak durumu yani. Eee durum böyle oluncada insan kendini düşünmeye itiyor. Ne gördümde ben bu çocukta ayrıldım demeye geliyor iş. Hatta bazen öyle bir duruma geliyosun ki; SAHİ NEDEN TERKETMİŞTİM BEN SENİ? diyesin geliyor. Şimdi ki aklım olsa.. diyosun. Ama olan oldu dimi ? Bırak hayatına devam etsin. Bırak başkasını sevsin. Emin…
TÜRK İNSANININ GÖZÜNDEN YABANCI DİZİLER
Dizimag saolsun kendi ülkemizin dizileri yetmezmiş gibi bir de yabancı dizilerle kafayı kırmış durumdayız. Baktım yabancı diziler bu kadar izleniyor, dedim yeni başlamak isteyenler için ülkemizde en çok izlenen dizileri kısa bir özet geçeyim. Bu kıyağımıda unutmayın hanii :)) #THEVAMPİREDİARİES ‘Ohh biz bir tanesi bulamıyoz kıza bak iki kardeşi birden avcuna almış, pis sürtük’ diye diye 5. sezona geldik vallahi. Bilindik vampir hikayesi gibi ama aslında değil. İzlemek lazım ya yani biri TVD son bölüm neydi öylee abi yağğğğ dediğinde salak salak bakmamak lazım ama dimi ? #SUPERNATURAL ‘Deağğğğğğğğn, Sağğğğğğğğğğğm’ diye diye koskoca 9 sezon. Heheyyyyyt beğğğğğ. Evet biliyorum ‘Herkes çok güzel diyo da 9 sezonu nasıl izleyeyim aq’ diyosunuz içinizden . Bende öyle diyodum. Ama zaten sezonların nasıl geçtiğini anlamıyosunuz. Korku filmi, komedi nasıl karışık olurmuş bu dizi bunun cevabı. İzlemeyen çok şey kaybediyor benden söylemesi.. #PRETTYLİTTLELİARS ‘Abi bana sadece Avea mesaj atıyo, şu kızlara bak A’dan mesaj geliyo…
Bak kış geldi, sende gel..
Ahh ahh. Sonbaharı direk atlayıp kışa geçince bir darbe yedik tabii. Ee haliyle kış beraberinde kahve, kitap, yağmur, battaniye altında film mutluluklarını da getirdi. Getirdi getirmesine de biz hala yalnız, biz hala sap. Hani battaniyenin altında beraber film izleyebileceğimiz, atkıyı boynuna dolayıp yağmurun altında dolaşabileceğimiz,gülümseyerek soğuk havaya aldırmadan pazar kahvaltısı yapabileceğimiz biri yok henüz. Yalnızsak nolmuş falan olaylarına girmeyin şimdi. Kaçırdığımız güzelliklere bir baksanıza.. Bir sevgilinin sıcaklığı, sevilmenin verdiği mutluluk önemli şeyler bunlar. Beraber aynı kazağı giyebileceğin, kışın en güzel günlerinde sarılabileceğin biri lazım. En kötü anında bile gülümsemene sebep olabilecek biri. Gelecekteki sevgilim; Bak.. Kış geldii. SENDE GEL.
Yıllar önce kaybettiğim DEDEM İÇİN..
Ben sana hiç sarılamadım, elini tutup dolaşamadım, kucağında masal dinleyemedim, doya doya öpemedim.. Hep başkalarından dinledim seni, nasıl biri olduğunu, nasıl konuştuğunu hep başkaları anlattı bana. Seninle olan anılarım o kadar az ki. Hayal meyal. Onlarda da yataktasın zaten. Felçlisin, kıpırdamadan yatıyosun. Bugün konuştuk daha senden. Annem anlattı. Nasıldı dedim? Nasıl bir insandı? Anlattı seni bana. Annem bana hamileyken iş yaptırmazmışsın ona. Otur dermişsin, başkası yapsın iki canlısın sen. İnsanın dedesiyle hiç anısı olmaz mı ? İnsan dedesine doya doya sarılmaz mı ? Ablam anlatırdı. Onlarla oynarmışsın. Kucağına alırmışsın. Hep kıskandım, çocukluk işte. Hayal meyal hatırlıyorum bayramda elini öpmeye gelirdim koşa koşa. Annem tutardı, sarılamazsın ‘hasta’ derdi. İçimde kalırdı hep. Dedeciğim ben geldim derdim kaldırır başını usulca bakardın bana. Yastığının altından para çıkarır verirdin. Dahası yok ama. Ne sarılabildim ben sana ne de doya doya öpebildim. Doğumgünlerimi sırf sende gör diye yanında 2. kez kutlarmışım annem söyler. Mumu…
Gözyaşlarına elveda, Yeni Bir Güne Merhaba
Belki yazmaman gereken bir yazı, belki fazla özel hayatım ama en azından paylaşmak iyi olur diye düşünüyorum. Dün babamla ufak bir tartışma yaşadım. Altta kalmayan bir yapıya sahip olduğumdan ben bağırdım o da bağırdı. Anlıycağınız küçücük bir tartışma alevlenerek büyük bir soruna dönüştü. Tabi bağrışmalar falan olunca ağlamak kaçınılmaz. Hele ki benim kadar duygusalsanız. Kaç saat ağladığımı bilmiyorum. Kendimi çantamın içine birkaç parça eşya koyarken buldum. Her zaman böyle yaparım. Sorun olduğu zaman savaşmak yerine kaçarım,uzaklaşırım evden. Genelde gittiğim yer anneannemin yanıdır. Bahçesinde zaman geçiririm. Düşünmek kendinle baş başa kalmak için harika bir yerdir. Yine öyle yapmaya karar verdim. Planı kafamda hemen oluşturdum. Çantayı kenarıya koyup dünyanın en güzel uykusunu uyudum. Bilirsiniz işte ‘Ağladıktan sonra uyunan uyku, dünyanın en güzel uykusudur’.. Sabah gözlerimi açtığımda Gizem yanıbaşımdaydı. Önce şaşırdım, sonra anladım. Annem arayıp çağırmış, çünkü aile sorunlarında en iyi gelen şey olayın dışında bir arkadaştır. Zorla yataktan kaldırdı beni…
Patrick Süskınd’ın KOKU romanı üzerine..
BİR CANİNİN HİKAYESİ.. İki gün önce okumaya başladığım bu güzel roman hakkındaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim. Romana konu olan olay 18. yy’da Fransa’da geçiyor. Jean-Baptiste Grenouille tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten çekinmeyen bir katildir. Evet kitaba ilk başladığımda koku için cinayet mi işlenir ? şeklinde eleştiri yapmıştım. Ancak ilk 50 sayfadan sonra yazar sizi kitabın içine öyle bir çekiyor ki kalkıp insanları öldürüp kokularından parfüm yapasınız geliyor. Gülmeyin, ciddiyim. Grenouille daha bebek yaştayken süt anneler tarafından Pariste büyütülüyor. Ama onu alan her süt anne iki gün sonra geri getiriyor. Diyorlar ki ‘Bebekler masumdur, kokularıda öyle. Ama bu bebek kokmuyor. Bu bebek şeytanın yavrusudur’.Şeytanın yavrusu fazla mı abartı bilmem ama Grenouillenin kötülüğü temsil ettiği bir gerçek. Yazar öyle farklı tanıtmış ki Paris’i, hani şu bildiğimiz, aşıklar şehri olan Paristen eser yok. Pis kokuların hakim olduğu, hastalıkların…