Aslında hiç yazmayı düşünmediğim akşamlardan biri. Balkonda oturdum twitterda zaman öldürüyorum.. Ama bu yazıyı yazmama sebep olucak biri çıktı karşıma, onun sayesinde parmaklarım klavyeyle buluştu. İlk yazmaya başladığım zamanı hatırlıyorum. Günlüğümü önüme koyup, tek tek beğendiğim cümleleri ayırıp güzel bir yazı çıkarmıştım ortaya. Paylaşmaya bile korkmuştum. Nasıl oldu acaba ? Çok mu basit ? Ya beğenmezlerse? diye. Sonra yavaş yavaş anladım ‘blog’ denilen şeyin ne anlama geldiğini. Burası bizim kişiliğimiz, umutlarımız, hayallerimiz. Etrafımızdaki insanların ön yargılarından uzak, yepyeni insanların bizi biz olarak görüp tanıdığı yer. Burası aslında bizim ruhumuz.. Her paylaşımda içimizi döküyoruz. Her paylaşımda tanımadığımız insanlarla dertleşiyoruz belkide. Bazıları bunu anlayamaz. Bir kitabın içinde kaybolmamış, kahve kokusunun verdiği huzurla yağmurlu bir günde pencereden dışarıyı seyretmemiş insanlar bilemez bu duyguyu. Gülüp geçerler, alay ederler. Bu öyle güzel, öyle özel bişey ki. Başka insanlara ulaşabilmek. Başka insanların seni okuduğunu bilmek. Seni sen olduğun için, seni senin edebiyatınla, seni senin yazılarınla seven…
YÜZYILIN EN BÜYÜK TARTIŞMASI
ERKEKLER SEVEBİLİR Mİ ? Gelelim şu malum aşk hayatımıza. ‘Erkekler asla sevemez’yargısına inancı tam olan kızlardanım ben. Benim için erkeklerin düşünceleri sadece cinsellik üzerine. Kalplerinin bile tek işlevinin vücuda kan pompalamak olduğunu düşünüyorum. Yani bizim gibi sevelim, aşk acısı çekelim falan onlarda yok bu duygular. Tamam kabul ediyorum . Arada sevenler, aşk acısı çekenler falan çıkıyor. Ama o filmlerde ki gibi aşkından ölen, gözü sevgilisinden başkasını görmeyen erkek yok canım. Yalan bunlar. Yıllarca bizi Mecnunlarla, Romeolarla, Edwardlarla kandırdılar ama yok yani. Onlar sadece hayal ürünü. Eminim o karakterleri yaratanlarda kadındır. Çünkü biz kadınların hayalindeki erkek tipi hep aynıdır. Hep ilk 10 maddemize uyan erkekleri ararız ama asla bulamayız. Aramaktan bıkmayız, yılmayız. Ama bir süre sonrada anlarız ki aslında o erkek dünya üzerinde yok. Bu yüzden de elimizdekiyle yetinmeye bakarız. İşte ben hala dünyanın bir köşesinde ilk 10 maddeme uygun, mükemmel erkeğimin olduğuna inananlardanım. Olmadığını bile bile ‘Belki bir Umut’ diyerek…
BLOG SAHİBİ TEDİRGİNLİKLE SUNAR..
Belki yazacağım en sorgulayıcı yazı olacak ama buna değer olduğunu düşünüyorum.. Küçüklüğümden beri Allahın varlığını, gücünü, büyüklüğünü, kudretini öğrenmeye çalıştım. Daha okuma yazma bilmiyoken annem sayesinde Kuran harflerini öğrendim. Duaları ezberledim, namaz kıldım.. Ailem tarafından dinime bağlı bir birey olarak yetiştrildim. Ama şimdi herşey çok farklı. Duyduklarım, okuduklarım, gördüklerim. O kadar fazla düşüncenin içinde bir an kendimi Tanrı’nın (hangi ismi verdiğimizin bir önemi yok, sonuçta hepimiz için tek bir yaratıcı var) varlığını sorgularken buluyorum. Ona inanıyorum evet. Peygamberlerine, kitaplarına, yarattığı herşeye inancım sonsuz. Ama gelin görün ki bazen aklım karışmıyor değil. Diyorlar ki Allah bizi dünyaya sınamak için gönderdi ve onun kuralları altında kullarına irade gücünü verdi. Onun kudreti anlatılmaz, onun büyüklüğü tartışılmaz. Öyle öğrendik, öyle inandık. Peki gelelim kafa karıştırıcı sorulardan birine. Neden bütün insanlara aynı imkanlar verilmedi ? Dışarıda aç gezen o insanların, sıcacık evinde çeşit çeşit yemeğinin bulunduğu sofrasında oturan insandan ne farkı var ? Evet, biliyorum…