bir tutam aşk

SEVEMİYORUM ARTIK

Çığlık çığlığa yazmalı mı ? Yoksa içime atıp susmalı mı ? Hep sevilmemekten yakınan ben bu kez fazla sevilmenin verdiği yorgunlukla sarıldım kalemime. Bir kadın için en güzel şey sevilmek, el üstünde tutulmaktır heralde. Güçlü, akıllı olduğumuzu bile bile korkak numarası yaparız. Sırf o güvenli kollarda sarıp sarmalanıp kendimiz değerli hissetmek için. Ne saçma aslında. Ama maalesef o duygunun yeri başka hiçbirşeyle dolmuyor. Yalnızlığımın başlarında sevilmeyi, ilgiyi özlüyorum sanmıştım. Yanılmışım. Sevmeyi özlüyorum ben aslında. Güvenmeyi, fedakarlık yapmayı, kızdırıp, sinir edip sıkı sıkı sarılmayı. Nasıl yandıysa canım, nasıl korktuysam kalbimi saklamışım ruhumun derinlerine.Ben bile ulaşamıyorum. Sevmeye ihtiyacım var. Yeniden güvenebilmeye, biri uğruna saatlerce gözyaşı dökebilmeye ihtiyacım var. İsterse yansın canım, yansın. Ama birşeyler hissedebileyim yeter ki. Hissizlik kötü, fazlasıyla yorucu. İnsanlar ‘seviyorum’ dedikçe irkiliyorum. Biri ilgi göstermeye başlayınca savaşa hazırlıyorum kendimi. Kendi kendime yetebilmeyi öğrendiğimi sanmıştım bunca zaman. Hiçbir erkeğe boyun eğmeyen başına buyruk kızın doğru olanı yaptığını sanmıştım.Meğer en büyük…

BİR DEVİR BİTTİ

Başkasını eleştirmek, onun hakkında yorum yapmak kolaydır. Zor olan benliğine dönüp kendi ruhundaki eksiklikleri farketmek, onları dile getirebilmektir. İşte ben bu yazımda zoru başarmayı amaçlıyorum ve sonunun nereye varacağını düşünmeden yazmaya başlıyorum. En başından başlamam gerek sanırım. Hayattan ilk tekmeyi yediğim ve artık kendi başıma olduğumu anladığım zamandan.. BİR YANIM ÇOCUK HALA Hayatımın  bu evresini sanırım anı defterimin arasında rafa kaldırmışım. Hatırlamak istemediğim zamanlar çünkü çok fazla olay atlattım. İlk kez sorunlarla kendim uğraşmam gerektiğini anladığım ve çuvalladığım dönem.. Önce ilk aşkım dediğim insanın kalbimi kırmasıyla boşluğa düştüm. O yaşarken bitmezmiş gibi gelen duygu yerini hafif bir sancıya, yorgunluğa, kırgınlığa bıraktı. Sonra hayatımın en büyük darbesini yedim, arkadaş kazığı. Yıllarca yanımda taşıdığım, arkadaşlığımız için ailemi bile karşıma aldığım insanın maskesinin ardını gördüm. Ucuzluğunu, yalanları, düştüğü çaresizliğe benide nasıl sürüklemek istediğini.. Arkadaşken farkına varıp gözardı ettiğim ne varsa bir tokat misali yüzüme çarptı ve kesin bi kararla çıkardım o insanı hayatımdan.…

İLK AŞKIM

Aslında nasıl yazacağım, kelimelere nasıl dökeceğim konusunda hiçbir fikrim yok. Yoğun istek üzerine yazıyorum bu yazıyı. Olay ağırlıklı yazmam pek, doğrusunu söylemek gerekirse sevmemde. Düşünce yazılarıdır benim limanım ama bir blog yazarı olarak istisnalara her zaman açığım. Gelelim konumuza, ilk aşkım.. Üzerimde beyaz tişört, altımda okul eteği. Saçlarım topuz. Okulun ilk günü. Olabildiğine gülümsemeye, arkadaş edinmeye odaklamışım kendimi. Dudağımın o günkü ağrısını hala hatırlıyorum. Heyecan, endişe gibi duygularda dudağımı ısırma alışkanlığım var. O gün nasıl kemirdiysem kanamıştı garibim. Sınıfa girdiğim an onu gördüm. Herkes gibi forma giymişti ama yok onda farklı duruyordu sanki. Boyu uzun. Hani sarılsam kalp atışlarını hissedicem öyle bir uzunlukta. Göz göze geldiğimiz ilk an dünya durdu sanki benim için. O gün koymuştum kafaya ‘Bu çocuk benim’ demiştim. Sanmayın ki o zamanlar şimdiki gibi özgüveni fazla, erkek ırkına savaş açmış bir kızım. Uslu, günlüğüyle baş başa, utangaç bir Ece’den bahsediyorum. Şuraya bir parantez açalım bu satırları yazarken gülümsüyorum.…

DUYGULARLA DANS

 Sedat Balun der ki ‘Asla bir şairi sevme  Seni ‘yazmak’ için terkeder’ Bu satırları ilk okuduğumda üzerine  baya düşünmüştüm. Sonra hayatımda belkide hiç  yapmamam gereken bir şey  yaptım.Bir karar aldım. AŞK’ı yazıcaktım. Ama insan yaşamadığı, bilmediği  bir şeyi yazamaz. İşte tamda sırf bu yüzden, sırf  ‘yazmak’ için bir insann duygularını  kullandım. ‘Ne adilik’ diyenler vardır aranızda  eminim. Ama hayatını bir defter sayfasına  sığdıran bir kıza güvenmek  yapılabilecek en büyük hatadır. Bu satırları yazmak için uzunca bir süre bekledim, gözlemledim. Tam bir yıl.. Bir koca yılımı yazabilmek adına gözlem gözlem yaparak geçirdim. İşte bu yazıda ‘deney’ imin sonuç raporudur. Ve inanın gelmiş geçmiş en acımasız yazım budur. Önce hayalimdeki aşkı planladım. Deneyim için birine ihtiyacım vardı. En zor ve ilk adımda buydu zaten. Şansa bakın ki arayışıma cevap çok kısa bir sürede geldi. Hiç tanımadığım bir insanı hiç bilmediği  bir oyunun içine sürükledim. Ve gözlemledim. Önce kendi duygularımı, sonra onun duygularını..…

Yaşama isteğimi arttıracak tüm sebepler sende, sen de bendesin..

”Teninin esmerliği beni tutuşturuyor farkında değil misin? Ve gamzelerin… Onlar zaten benim ölüp ölüp tekrar görmek için dirilme sebebim. Yaşama isteğimi arttıracak tüm sebepler sende. Sen de bendesin. Bende olduğunu bilmek bana nasıl mutluluk veriyor farkında değil misin?” Okul, sınavlar, aile sorunları derken nefes almaktan bıktığımız şu zor zamanlarda yüzümüzü güldüren o özel insanlara sıkı sıkı sarılmalı bana kalırsa. Hele ki o insan kalbinizin en güzel köşesine yerleşmişse, mutluluk zaten onun yanındayken sizinledir.. Gözlerden uzak, nazar değmesin diye sakınılan o değerli insan, ne güzellikler getirir hayatınıza. Mutluluk sizin oluverir. Sevilmenin, sevmenin telaşı sarar etrafınızı. Özel olursunuz, özel olduğunuzu hissedersiniz. Öyle güzel gülümser ki dünyanın merkezi oluverir. Gamzelerinde hayat bulursun. Geçip karşısına saatlerce onu izlemek, senin olduğu için Allah’a saatlerce dua etmek istersin. Sana bakışı, elini tutuşu, kulağına usulca fısıldadığı her sözcük yaşamın olur. Herşeyden önce arkadaşın olur mesela. Ağlamak istediğinde koşup gidebilceğin, seni yakınmadan saatlerce dinleyebilcek iyi bir dost. Sonra ailen…

Sen affet. Tüm hatalarımı, yanlışlarımı, umursamayışlarımı hep affet…

”Suçum yok sevgilim.  Kızma bana, bakma öyle hissedemezmişçesine..  Sevmeyi bilmiyodum, aşkı anlayamıyodum..  Sen affet..” Bazen diyorum ki ; Ah ne salağım. Sevmeyi değer vermeyi, güvenmeyi bilmiyorum. Canımdan çok sevsemde yapamıyorum. Geçmişteki yanlışlarım önümde duvar olmuş. İnanamaz olmuşum kimseye. O kadar kırgın geldim ki sana, o kadar yorgun. ‘Bu da olmaz’ diyerek sevdiğim sen şimdi hayatımda yeni bir umut.. Önce kırgınlıklarımı onardın, sonra tutup ellerimden sevmeyi öğrettin. Sıkılırdım, bıkardım, umursamazdım. Bazen geride kalanlardan sanada bir kaç parça bişey düşüyor. Onca umursamazlıklardan, hatalardan.. Sevilmek bile yoruyor bazen.. Bazen aşkın bana bile fazla. Bazen sevginde boğulacakmışım gibi. Bazen çok sevicekmişim, hiç bırakmayacakmışım gibi. Bazen diyorum ki ‘Ben seni hakedicek ne yaptım?’ Tanıdığım onca erkekten sonra öyle farklı bakıyosun ki bana ‘Aman üşüme, aman üzülme, aman ağlama’ senin yanın o kadar güven o kadar huzur ki.. En ufak bi kavgada, en ufak bi tartışmada kalbini o kadar kırıyorum ki. Farkediyorum sonra daha çok üzülüyorum.…

Ah ne güzel şey sevmek..

Aşk kusurludur, insan kusurlu olduğu için.. Hiç beklemediğin bir anda hayatına balıklama dalan bir insan varsa sıkı sıkı sarıl ona. Kimi der ki ‘Aşk nedir bilmem ben, hiç yaşamadım’ Onlar için bu yazı, aşkı anlatabilmek anlayabilmek için. Aşk zamansızdır bi kere. Ne oluyoz olum demeye kalmadan bakarsın oluvermiş. Mantığını devre dışarı bırakır. Düşünemezsin. Biz birbirimize uyuyomuyuz, mutlu olabilir miyiz, geleceğimiz var mı , acaba kafalarımız uyucak mı. Düşünmezsin. Gözlerine bakınca hızlanır kalp atışların. Elini tutunca sanki elektrik veriliyomuş gibi olur. Keremle Zeynep’in değişine göre kirpidir aşk. Acı verir. miğdene oturur, varlığı da yokluğu da yetmez. Bile bile ateşe yürümektir der çoğu şair. Bile bile cayır cayır yanmaktır. Güzel bi yanı yok mu la bunun diyenler için.. Nefes almak için sebep verir aşk size. Kendi mutluluğunuz, kendi hayalleriniz yoktur artık. Hep ‘O’ vardır. Onun üzerine kuruludur hayatınız. Aman o mutlu olsun, aman beni daha çok sevsin. İlişkiden bahsetmiyorum bakın dikkat edin,…

Aşk sen ne güzel şeysin öyle..

‘İlişki gittikçe boka saran bişey. Aman ya yürütebilcez mi acaba’ derken kavga, kıyamet koskoca bir ayı doldurduk. Koskoca diyorum çünkü benim için öyle. Ben kim birisine katlanıp onunla uzun bir ilişki kurmaya çalışmak kim… Çoğu zaman uğraşmam, emek bile harcamam. Üzülmek istemediğimden mi yoksa fazla bencil olduğumdan mı bilinmez. Ama öyle işte. Kavga, kıyamet doldurduk bir ayı. Ama ne kavga. Sanırsın evli çift. ‘Mesaj atmadın hani öldüm meraktan’ cümlesinden bi başlıyo ‘Sen beni sevmiyosun aq’ kadar gidiyo. Kimi zaman fazla çocuklaşıp ‘Ne kadar seviyosun beni söylesene’ dediğim bile oldu galiba.Kavgalar, tartışmalar. İki lafımdan biri ‘Eee ayrılalım o zaman’ zaten. Bi gün tamam dicek mal gibi kalıcam ortada ama hayırlısı. Her seferinde ‘Bu kez farklı’ diyip başladığım o ilişkiler bi tarafımda patladığından pek bu sefer olucak diye başlamıyorum artık. Ki bu ilişkiye balarkende çok güven yoktu içimde. Zamansızdı, anlıktı, bir anda oluverdi işte. Baktım zamanla bağlanıyom ‘Oha noluyoz lan’ paniği başladı…

Sahi, ben neden terketmiştim seni ?

Bazı anlarda öyle bir noktaya geliyoruz ki, yalnızlıktan eski ilişkilerimizde bir umut aramaya başlıyoruz. Yeni birine alışmak, kendini anlatmak, huyunu bilmek, tenine dokunmak, ten uyumunu yakalamak çok zor. Madem öyle ben bildiğimi okuyayım diyerek eskilerimize yanaşıyoruz.. Yine kendimden örnek vericem, zaten bok çukurundayım bu saatten sonra saklasam nolur? Sürekli yan yanayız, gözümün içine içine bakıyor. ‘Gel sev beni’ dermişçesine. Yaklaşsam bir dert uzak kalsam kafam karışıyor. Böyle saçma bir durumun içindeyim. Her adımımda hissediyorum bakışlarını. Dönüp yüzünede bakamıyorum çünkü bilindik, saçma bir nedenle bitirmişim ilişkimi. Arkadaş kal desen olamıyosun, daha ilerisi desen ne hissettiğinden haberin yok. Dünyanın en salak durumu yani. Eee durum böyle oluncada insan kendini düşünmeye itiyor. Ne gördümde ben bu çocukta ayrıldım demeye geliyor iş. Hatta bazen öyle bir duruma geliyosun ki; SAHİ NEDEN TERKETMİŞTİM BEN SENİ? diyesin geliyor. Şimdi ki aklım olsa.. diyosun. Ama olan oldu dimi ? Bırak hayatına devam etsin. Bırak başkasını sevsin. Emin…

Bak kış geldi, sende gel..

Ahh ahh. Sonbaharı direk atlayıp kışa geçince bir darbe yedik tabii. Ee haliyle kış beraberinde kahve, kitap, yağmur, battaniye altında film mutluluklarını da getirdi. Getirdi getirmesine de biz hala yalnız, biz hala sap. Hani battaniyenin altında beraber film izleyebileceğimiz, atkıyı boynuna dolayıp yağmurun altında dolaşabileceğimiz,gülümseyerek soğuk havaya aldırmadan pazar kahvaltısı yapabileceğimiz biri yok henüz. Yalnızsak nolmuş falan olaylarına girmeyin şimdi. Kaçırdığımız güzelliklere bir baksanıza.. Bir sevgilinin sıcaklığı, sevilmenin verdiği mutluluk önemli şeyler bunlar. Beraber aynı kazağı giyebileceğin, kışın en güzel günlerinde sarılabileceğin biri lazım. En kötü anında bile gülümsemene sebep olabilecek biri. Gelecekteki sevgilim; Bak.. Kış geldii. SENDE GEL.  

Navigate