zira burası benim gökyüzüm

5 Posts Back Home

İçimin Derinliğinde Gün Doğdu

Bu giriş paragrafından sonra okuyacağınız yazı, taslakta tuttuğum onlarca içerikten yalnızca biri. Bugün yarım bıraktığım, yayınlamadığım yazıları okurken denk geldim. Neden yayına almadığımı o zaman ki ruh halimle anlayabiliyorum sanırım. Ama bugün, bütün her şeyi aşıp geride bıraktığımdan bir günlük gibi yalnızca okuyup çevirebileceğim bir anı sayfası benim için. Bazen öyle şeyler yaşıyoruz ki  dünya başımıza yıkılmış gibi geliyor. Sanki bir daha hiç iyileşemeyecekmişiz gibi hissediyoruz. Ne garip, bugün evden dışarı adım bile atamayacak durumdayız, gidip o satırları yazan kıza ‘Kendine gel be, bir ay sonra evden çıkamayacaksın psikolojik deli’ desem ne tepki verirdi acaba. Bu satırlar o zaman gerçekten canı yanan ve kabullenmeye çalışan bir kadının cümleleriydi. Bugün, nefret bile etmeyen bir kadının umursamazlığından ibaret.  12 Ocak 2020 – Dipsiz Kuyu Çocukken kendimi yeteri kadar iyi ifade edemediğimi düşünürdüm hep. Sanki anlatmak istediklerimi söylemek hep kötü sonuçlar doğururmuş gibi gelirdi. Belirli bir süre arkadaşlıklarımın sonu hep hüsran doğurmuştu bu…

SIFIRDAN EV DÖŞEMEK / TAŞINDIM

Merhabaaa! Geçen onca zamandan sonra ya işimi ya evimi yazabilirim diyerek oturdum bilgisayar başına. Bitmeyen bir taşınma serüveninin ardından kaleme alıyorum bu yazıyı. Malum öğrencilik bitti. 4 sene önce koca bir kamyonla İstanbul’a taşıdığım eşyaların ömrü de. Bu yüzden hazır tek başıma yaşamaya kalkıyorum, güzelde bir eve geçiyorum tüm eşyaları sıfırdan yenileyeyim dedim. Dedim demesine de o işler öyle kolay olmuyor işte. Öğrencilik zamanında kullandığınız eşyaya ya da evinizde bulunan elektroniğin kalitesine aldırmıyorsunuz. Adı üstünde öğrencilik, zaten genel hatlarıyla fakirlik. Bu nedenle ‘işimi görsün yeter’ diyerek oradan buradan topladığınız eşyaları kullanıyorsunuz. Bahçe katından rezidansa.. Mezuniyetin ardından bahçe katından rezidansa bir sıçrama yaptım. Haftanın altı günü zaten çalışıyorum, ee baktım yeni mezun olmuş birine göre mesleğimde iyi de para kazanıyorum bari yaşam kalitem artsın diyerek gözümü diktim yükseklere. Sosyal hayatı falan bırakıp işten çıkınca sadece eve gidip ayaklarımı uzatma isteğimden, bari dışarıya harcayacağım parayı eve harcayayım mantığıyla başladım ev aramaya. Tabi…

Gökyüzümde Hayal Kırıklığı

Beklentilerimiz sınırsız, hayallerimiz uçsuz bucaksız.. Öyle öğrettiler çünkü bize, öyle gösterdiler. Gerçekten uzak kurmaca dünyalarda düşlere dalarak masallarla büyüttüler. İzlediğimiz dizilerde fakir diye tasvir ettikleri karakterleri müstakil iki katlı evlerin içinde gösterdiler. Acı yalnızca aşktan doğarmış gibi ayrılığa gözyaşı döken kadınlarla çevrelediler etrafımızı. Daima üç kişilik hikayeleri serdiler önümüze, güzel, saf, paraya asla önem vermeyen bir kadının peşinde koşan iki tane yakışıklı adamla doldurdular akşamlarımızı. Kötüyü hep kötü, iyiyi başına gelen onca şeye rağmen cennete ayak basacak nitelikte betimlediler. Kötü karakterlere hep bir sebep verdiler geçmişlerinde, yaşadıklarının sonucu öyle davrandığını izleyen seyirci anlasın da, hikaye sağlam temeller üzerine kurulsun diye. İyi karakter sanki hiç kötü olmaya sebebi olmamış gibi, yaşadığı her şeye rağmen melekler misali dolanırken etrafta, daima onu her zorluktan çekip çıkaran,gözü kara, cebi dolu baş rollere yer verdiler. Masallarda zaten iyiler hep kazandı, kötüler sonunda cezasını bulup akıllandı. Romanların temelinde her zaman karmaşık aşklar vardı, acı çektiren, düşündüren…

Zira Burası Benim Gökyüzüm 9 yaşında!

Merhaba! İlham Perisinin Kanatları’nda yayınladığım Veda Mektubu’ ndan beri yazdığım en duygu dolu yazı olacak sanırım. Ben bu yazının her satırına birer damla gözyaşı akıtıyorum. Gururdan mı, mutluluktan mı yoksa geride bıraktığım bir avuç anıdan mı, bilmiyorum. Hatırlıyorum ama. Tıpkı şu anda olduğu gibi bilgisayarın klavyesinde gezinen küçücük ellerimi, tek tek bastığım harfleri sanki ‘dün’ gibi hatırlıyorum. Seneler önce ilk kez bugün, ben ilk yazımı yayınladım. Benden başka kimsenin zihninde yer etmemiş, belki 10 tıklanma sayısına bile erişmemiş bir yazı. 2 Mayıs 2010 tarihinde ‘Bu Benim Dünyam’ başlığı altında yayınlandı. Blogun ilk mail adresi, bu isimle açıldı. İlk kez kendimi o başlığın altında ifade ettim. Sayfayı yenileyip durduğumu hatırlıyorum. ‘Biri okusun, hadi biri okusun’ diye dua ederek. Sanıyordum ki, biri okuyacak ve ben kimin okuduğunu panelin istatistik kısmından göreceğim. Ne büyük bir heyecan. Türkçe öğretmenimin yazdığım kompozisyonu tahtaya çıkararak okutması ya da 23 Nisan’da Andımız’dan sonra kürsüde okuduğum iki kıtalık…

Kördüğüm

O kadar uzun zamandır yazmadım ki. Defalarca panele girip çıktım oysa. Otobüste başımı cama yaslamış müzik dinlerken binlerce cümle dönüp durdu kafamda, uyumadan önce onlarca konu buldum yazacak. Ne çok eksik, ne çok fazla, yorumlayıp kurdum. Ama ne zaman geçsem bilgisayarın başına bir kelime bile yazamadım. Giriş cümlesi benim için en önemlisi. Doğru bir başlangıçtan sonra akıp gidiyor o yazı çünkü, biliyorum kendimi. Dışarıda kelimeleri ruhumdan süzerken akıp giden o cümlelerden, bilgisayar başına geçtiğim zaman küçük bir parça bile kalmadı. Neredeyse gerçekten yazamayacağımı düşündüm.  Sebeplerim var aslında, anlatmak istediğim bir çok şey var. Bir arkadaşla oturup konuştuğunda yarattığın o samimiyeti hep buraya taşımaya çalıştım. Hep aynı dürüstlükle, belki sadece biraz daha süsleyerek anlattım her şeyi. Şimdi anlatamıyorum, çünkü bazı şeyler sana kalmalıymış, galiba büyüdükçe özelleştiriyorsun hayatı. Yeni fark ediyorum. Son yazımdan bu yana bir çok şey değişti. Hayatımda ilk kez bu panelin başına geçip bazı yazılarımı geri çektim, sanki yazdıktan ve…

Navigate
Verified by MonsterInsights