‘Tam iki yıl önce, böyle aşık oldum’

Birlikte geçen iki senenin sonuna gelmişken uzun zamandır yazmak istediğim ama bir türlü karar veremediğim bir yazının ilk satırları. Kendi ilişkilerimi eskiden daha kolay yazar, daha net anlatırdım belkide yaşımın verdiği rahatlıktan dolayı pek ardını arkasını düşünmezdim. Ama bu kez, gerçek ve karmaşık bir ilişkinin ortasında satırlarla çok buluşturmadım kelimelerimi. Hissettiklerimi yalnızca o insana yazdım. Bugün üzerinden tam iki yıl geçen hikayemizi paylaşmak istiyorum, çünkü tam bu zamanlar, havanın soğuk, iklimin yorucu, hayatın kasvetli olduğuna inandığım bir dönemde tanıştım kendileriyle, hayatıma damdan düşer gibi girdi. Şimdi anlatacaklarım bizim tanışma hikayemiz, en sevdiğim kısım bu çünkü hiç kolay bir başlangıç değildi.

O zamanlarda şimdilerde hayatımda adını bile anmadığım bir arkadaşım var. Aynı evde kalıyoruz, sevgilisinden yeni ayrıldı ve toparlanmaya çalıştığı zamanlardı. Unutmak istediği eski erkek arkadaşının ardından, bir çocuktan bahsetmeye başladı. Aynı okuldayız ama kampüslerimiz farklı. Benim bu süreçte bir şeyden haberim yok anlattıklarını dinliyorum ve unutma sürecinde olduğu için pek umursamıyorum açıkçası. Aylardan Aralık, finaller yaklaşıyor. Okulda gece ders çalışalım deyip duruyor, ev kampüse çok yakın olduğu için bu isteğini kırmıyorum ama gündüz değil akşamları okula gidiyoruz. Tabi benim dikkatimi çekmeye başlıyor bu durum, o zamana kadar akşam okulda durduğumuz falan yok evimizde hazırlanıyoruz, sonradan öğreniyorum ki bu çocuk ikinci öğretim. Ders çalışalım diye çıkıp gittiğimiz okulda arkadaşım çocuğu görmeye çalışıyor bende saf gibi onun peşinde dolanıyorum. O dönemler kafam zaten karışık bir yıl önce ayrıldığım erkek arkadaşım çat diye sarhoş kafayla aramış, yok işte özlemiş, yapamıyormuş falan. Bu erkeklerinde alkolle gelen bu geç kalmışlık hislerini pek anlayamıyorum, bir yıl sonra rakı masasında aklına düşüyor sonra hop kendimi hatırlatayım muhabbetine dönüyor iş. Ulan bir yıl olmuş, başka şehirdeyim zaten saçma sapan bir durumun içindeyim. O yüzden görmüyorum etrafımda olup biteni. Ben, okula ders çalışmaya gittiğimiz bu günlerden birinde arkadaşımın gözüne girmek için uğraştığı o çocuktan bahçede çakmak istemişim, ki bu kısmı hiç hatırlamıyorum ve çakmağı geri vermediğimi bile sonradan hikayeyi ondan dinleyince öğreniyorum. Günler böyle geçip gidiyor, arkadaşım farklı isimlerden bahsediyor, arada yine o çocuğu anlatıyor, ben dinliyorum, yorum yapıyorum, alakalı davranmaya çalışıyorum. Başımda bir ton dert var zaten İstanbul’a ayak uydurmam lazım, parasal meselelerde problem yaşıyorum alışkın değilim harcayacağım parayı kontrol etmeye, bocalıyorum.

Yine bir gün koşarak geldi bu yanıma, okulun cafesine gitmemiz lazımmış apar topar çıktık. Belli çocuk orda, bir şey demekte istemiyorum zaten zor bir ayrılık yaşadı geçici bu durum diyorum kendi kendime. Oturduk bir masaya. Yan tarafta çocuk arkadaşlarıyla oturuyor. Arkadaşım kafasını bile kaldırmıyor ama, baksana diyorum ‘yok’ sen bak bana bakıyor mu diyor . İşte bu an, benim hafızamda ilk kez anımsadığım, hatta onunla ilk tanıştığım andır. Yan masaya kafamı çevirmemle bana kilitlenmiş bir çift göz gördüm. İki sene geçti, asla o bakışı unutamıyorum. Gözünü bile kırpmadan, bana kilitlenmiş öylece bakıyor. Tabi bende tutuldum, ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Gözümü kaçırıyorum, sonra tekrar bakıyorum ama evet orda işte. Hala bana bakıyor. Maalesef ki tam o anda benim jeton düştü. Arkadaşıma bakıyor mu diye bakmam gereken çocuk gözlerini dikmiş bana bakıyor ve sağ yanımda kız durmadan ‘söylesene bana bakıyor mu?’ diye sayıklıyor. Bende kısa bir devre yanması oluştu tabi ama durumu toparlamam da lazım. Arkadaşım söz konusu, üzülsün istemiyorum ama yalanda söyleyemem derken ‘Bakıyor’ kelimesi çıktı ağzımdan. Bakıyor tamam da ona değil, hiçbir şey yokmuş gibi konuyu kapatmanın derdindeyim ama yan masadan gelen o bakışı üzerimde hissetmeye devam ediyorum. Apar topar kalktık masadan, eve gitmek istedim. Yanlış anladığıma kendimi inandırdım ve konuyu kendi içimde kapattım.

Aralık ayının sonunda KYK başvuru sonuçları geldi. O para benim için o kadar önemli ki dört gözle bekliyorum. KYK çıkmış, ama ekranda kocaman bir ünlem var ve okulun öğrencisi olduğumu ıslak imzalı bir belgeyle kanıtlamam gerektiği yazıyor. Çıldırıcam, ev arkadaşım ailesinin yanına gitmiş, belgeyi 3 gün içinde göndermem lazım ve mümkün değil yetiştirmem. Okulla konuş, kargoya ver, havalar kötü yetişmesi lazım bu düşüncelerle deliricem. Zaten duygusalım, aileden uzak olmaya alışamamışım, okul biz bir şey yapamıyoruz diyor, oturdum okuldaki bir cafeye başladım ağlamaya. Etraftaki kimseyi umursayamayacak kadar yorgun hissediyorum. Neden çok basit ama duygusal olarak ‘bu şehirde başaramazsam’ düşüncesi beynimi kemiriyor.
İşte tam o anda önümde peçete tutan bir el belirdi, gözlerimi kaldırdım Allahım yine o çocuk. Masum masum bakıyor bana. ‘Neden ağladığını bilmiyorum ama gözyaşlarına değmez’ dedi. Oturdu yanımdaki sandalyeye bir şeylerden bahsediyor, beni güldürmeye çalışıyor. Kendimi sohbete kaptırmaya başladığım noktada, ev arkadaşımın muhabbetini açıyorum. Ben ondan bahsediyorum, o konuyu değiştiriyor. İnatla kızın adını söylüyorum o başka bir şeyler anlatıyor, böyle biz konuşurken zaman akıp geçmiş. Saatlerce sohbet ettik, okul kapandı, biz başka bir cafeye kahve içmeye gittik. Ben bu arada ev arkadaşıma yazıyorum ama senin çocuklayım böyle böyle oldu diye. Yanlış anlaşılmakta istemiyorum, önlem alıyorum kendimce. O gün orada ne konuştuk, hatırlamıyorum bile. Tek hatırladığım ağlamayı bırakıp kendimi daha hissettiğim. Bana eve kadar eşlik etti, klasik erkek mantığı akşam vakti yalnız yürümememiz gerektiği. Yağmur yağıyor ve ellerim donmuş vaziyette.Elimi aldı ceketinin cebine koydu, yolun ortasında durdurdu. ‘Aynı adımlarla’ dedi, ve aynı adımla yürümeye devam ettik. Ben evime girdim, o gitti. İçimde bir şey hissediyorum, ama Allah kahretsin ki yanlış işte. O dönem twitterdan yazdı tabi bizimki ben iki günde bir arkadaşça cevaplar veriyorum. Olan biten her şeyi, hissettiklerim dışında arkadaşıma iletiyorum. Ama tabi böyle sürüp gitmedi. Arkadaşım ilgisini belli edince ikisinin arasındaki bir tartışmanın sonucunda ona her şeyi ortaya çıkaran bir mesaj geldi. Başından beri ilgilendiği kişinin ben olduğumu çok net bir biçimde belli etmişti. Bu hiçbir şeyi değiştirmezdi benim gözümde başlamadan biten bir durumdan ibaretti. O yazıyor, ben uzağım ‘olmaz’ diyorum, o ısrarla benimle ilgileniyor, ben yapamam ortada böyle bir durum var biliyorum. Böyle yazınca kolay gibi ama yaşarken hiçte öyle değildi. Sonra bir mesaj ‘Ben halledicem, görüceksin.’ dedi. O hafta ev arkadaşım çok mutlu, ben bu hikayenin eksik kalan kısmını aylar sonra öğrendim. Daha önce ev arkadaşımın ilgi gösterdiği bir başka arkadaş, bizimkinin en yakın arkadaşıymış. Bu düğümü çözecek adımı, bizimkinin ricasıyla o çocuk atmış. İkisi konuşmaya başlıyorlar, arkadaşım hep birlikte takılırız diyerek beni ona bir şans vermeye ikna etmeye çalışıyor. Hayır kızın ayran gönüllü oluşuna mı yanayım, düştüğüm duruma mı yoksa bir anda değişen ruh halime mi bilemiyorum. Ev arkadaşımın ısrarları sonucu biz dört kişi buluştuk. Benim dışımdaki herkes halinden memnun ama. Beyefendi benimle konuşmak istedi, ayrı bir masaya geçtik. Ben ‘Yapamam, olmaz’ diyorum. Nedenim yan masada halinden memnun sohbet eden arkadaşım. Tuttu elimi, gözlerimin içine o ilk gün nasıl baktıysa baktı. ‘Bana bir şans ver, sen çok güzel sevilirsin’ dedi. Öyle bir bakıyor ki bana sanki dünyada ki tüm kötülükler biz birlikte olursak bitecek, öyle bir konuşuyor ki ben sanki dünyanın en özel insanıyım bir de öyle bir gülümsüyor ki ben nefes alırken zorlanıyorum sanki. Direnmedim daha fazla, tamam dedim. 

Yağmurun altında birlikte yürüdüğümüz o gün ‘Aynı adımlarla’ demişti, iki yıldır aynı adımlarla yürüyoruz. O günlerde kalbi kırılmasın diye reddettiğim arkadaşımın arkamdan kuyumu kazdığını aylar sonra öğrendim. Ağlarken yanımda o vardı. Yaptığı her şeyi ailem diye saydığım arkadaşımın yüzüne vurduğumda elimi tutup evden çıkarken yanımda yine o vardı. Bütün düzenimi yıkıp, yeni bir eve yerleştim. Koltukların yerine karar verirken yine yanımdaydı. Kavga edip birbirimizi kırdığımız zaman bile o hep buradaydı.
Sebebini yüzüme bakıp ‘çok güzelsin’ dediğinde, en çirkin, en yorgun halimle bile beni sevdiğinde, dünyadaki bütün kötülüklere karşı beni korumak istediğinde anlıyorum. Güzel olan ben değilim aslında, o öyle bakıyor. Biliyorum ki incitmek istemiyor, biliyorum ki yaptığı her şeyde bana yanında yer ayırıyor. Tam iki yıl önce böyle aşık oldum, ben ‘olmaz’ dedikçe o ‘olur’ dedi ve biz o günden beri tüm olmazları olduruyoruz.
O’nun sayesinde. 

orum yapılmış

  1. Ahmet Sümer Reply

    Yazdığın bu yazı, okuduğum her satır her kelime bende öyle anlam yüklü şeyler ki. Tüyleri diken diken eden o anlatımın bir de. Okuduğum her cümle, zihnimde an an canlandı. O ilk gün ki havanın soğukluğuna kadar hissettirdin, hatırlattın her seyi. Ve yine dokundun yüreğime. Yaptığın en güzel şeyde buydu ya zaten. Sen hep güzel geldin yüreğime. Arkadaşın için bakarken bile güzel geldin yüreğime. O yüzden alamadım bende zaten gözlerimi üzerinden. İlk gördüğüm an, benden istediğin ilk şey, kırmızı bir çakmakla başladı her sey. Hani bir filmde anlatmıştı. Onu ilk gördüğün an; Düşen yağmur damlasına kadar her sey yavaşlar ve kafanda güzel bir müzik çalmaya başlar. Öyle hissettirdi iste. O müzik kafam da durmadığı için o kırmızı çakmak sende kaldı ya zaten. O gün sen de kalan tek şey o çakmakta değildi ayrıca. Önce aklım, sonra da yüreğim sende kaldı. Bir saniye bile karşı koyamadım. Öyle masum öyle saftı ki yüzün, sen benim “onu buldum, bu o” cümlemsin. Hani dedik ya yağmurun altında “aynı adımlarla”. İki yıldır her adımım da bana eşlik ettiğin için sana sonsuz teşekkür ederim. Biliyorum ki daha atacağımız çok adım var seninle. Sende bil, her adımın da yanında olmaya hep hazır olucam. Sen bugün bir seye yine olmaz de ve sonra gel yine onuda ol’duralım. Sen benim içim, sen benim için..

  2. Busenur Ak Reply

    Çok çok çok güzelsiniz,mükemmelsiniz.Nice Nice yağmurun altında,aynı adumlarla,birlikte mükemmel yıllara.

  3. Pingback: Bu ilişki nereye gidiyor? Evliliğe mi? - Ecenur AK

Yorum Yazın

Navigate
%d blogcu bunu beğendi: