Yeni Dünya | Ebru Ceylan Özcan

Blog Yazarından Birkaç Cümle: Bazı insanların hayatınıza katılışının sunduğu değer paha biçilemez, sanki yolunuzun bir noktada kesişmesi bu karmaşanın arasında size sunulmuş bir hediye gibidir. Ebru da benim için onlardan biri. Naifliği, eğlenceli hali, güçlü tavrı ve her ne olursa olsun bir arkadaştan alabileceğiniz en güzel duyguları hayatınıza kendi yorumuyla katışı.. Canım Ebru, önce hayatıma sonra kendimi öyle ya da böyle ifade etmeye çalıştığım bu gökyüzüne dokunduğun için çok teşekkür ederim. Bu blogun okuyucuları eminim ki seni çok sevecek, o yüzden en kısa zamanda bir blog açtığın haberini almayı canı gönülden diliyorum. Daha sonra seve seve, büyük bir heyecanla seni Konuk Yazar kategorisinde ağırlayacağım. Bana hayatı en güzel noktasından sevmeyi hatırlatan gözlerindeki o ışık hiç sönmesin. Elinin değdiği her şeyi güzelleştirdiğini asla unutma. Çünkü bu çok nadir sahip olunan bir özellik. Güzel yüreğine, cesur kalemine sağlık. İyi ki yazdın! Söz Sırası Sende: Ebru Ceylan Özcan Herkese merhaba, öncelik canım Ece, bu…

Yasak Elma: Adem, Havva ve Lilith

En başa döndüğümüzde insanlığın Adem ve Havva’nın topraktan yaratılması ile başladığı kabul edilir. Aslında hikaye çok basit, iblis geliyor, yasak elma yeniyor ve insanlık ilk kez iradesizlikle sınanıp cennetten kovuluyor. Gerçi elma olduğu bile kesin değil, bu nedenle çoğu kaynakta cennetin kapılarını biz insanlara kapatan şeyin yasak olan ağaçta yetişen bir meyve olduğu söyleniyor. Bazı kaynaklar Havva’nın cennet bahçelerinde masumca gezerken şeytanın oyununa gelip meyvenin tadına baktığını sonra da Ademe yedirdiğini söylüyor. Bu nedenle insanlık tarihindeki ilk kadın bile yaptığı hatayla, cinselliğin kapılarını aralamasıyla anılıyor. Ancak Musevilik ve Hristiyanlık gibi bazı inançlarda yer alan efsaneye göre Adem’in ilk karısı, yani yaratılan ilk kadın Havva değil, Lilith. Aslında bu yasak elmadan da öncesi, ilk kadının ilk adamın üstünlüğünü reddetmesi var. İlk Kadın, İlk Eş, İlk İsyan: Lilith Bazı inançlarda yer alan, bazılarında hiç anlatılmayan, tüm kötülüklerin ardına adı yazılan, İslam’da hiç yeri olmasa da çoğu inanışta kabul gören bu efsane; Adem’e…

Bu İşte Bir Yalnızlık Var

Bir çoğunuzun hakkımda bir çok yargısı, adımın önüne eklemekten zevk aldığı bir çok sıfatı var. Biliyorum. Siz cesaret edip söylemeseniz de, susup dile getirmeseniz de ben fark ediyorum. Bazen gözlerinizle, bazen sessizliğinizle, bazen arkamı döndüğüm an dile getirdiklerinizle belli ediyorsunuz. Diyorsunuz ki; Kendini nasıl bu kadar önemli zannedebilir, şu koca dünyada eşsizmiş gibi davranabilir?  Aklınızdan geçen her şeyi inanın biliyorum. Hayatınızı öylece kelimelere döküp insanların ayaklarının altına serdiğiniz zaman herkese onun hakkında yorum yapabilme hakkı da sunuyorsunuz bir yerde. Ben bir süre önce yazarken, kelimelerim yanlış anlaşılır korkusuyla defalarca okurdum kalemime yansıyanları. Çünkü onaylanmamak ya da yalnız bırakılmaktan çok korktuğum zamanlarım oldu. Aslında sandığınız gibi kendimi bir şey zannetmek, bu sanal dünyanın içinde olduğumdan fazlasını hissettirmek öylece yaptığım bir şey değildi. Özümde o kadar yoğun bir duygusallıkla baş etmeye çalışıyordum ki yazmaktan ötesi kurtarmadı sadece. İçimi öylesine insanlara açınca en güvendiğim yerlerden gelen saldırıyı göremediğim için durmadan düşüp, kalktım. Sesim…

Aşk Başkaydı Hani Kasım’da?

Ekim ayının sonunda Doku’nun Kasım kampanyası için bir fikir üretmem gerekiyordu. Scarlet Altın İğne uygulamasının pazarlama süreci için Creative Ekibe önce ayakları yere basan bir fikir, ardından da bu fikrin tüm dijital pazarlama kollarını oluşturacak bir planlama sunmak üzere uzunca bir süre düşündüm. Aşkı aldım, tanımladım, önce kendimden, sonra Doku’dan bir şeyler katarak Kasımda Aşk Başkadır projesinin fikir aşamasını tamamladım, Creative Ekip’te bu fikri geliştirerek tüm dijital platformlara Kasım Kampanyası olarak sundu. Peki bunu neden anlatıyorum? Çünkü bugün, aşkı tanımlayarak yazmaya başladığım kampanyanın son günlerinde, aşık hissetmeyi ne kadar özlediğimi gözlemliyorum. Bir yıl önce aşkı bir miktar zayıflık olarak değerlendirecek kadar bıkmış bir ruh hali içerisindeydim. O süreci zaten ‘Bir Tutam Aşk’ kategorisindeki yazılardan biliyorsunuz. Ama kampanya için yazmaya başladığımda aşkı hep iyi, hep güzel yönleriyle, özlenecek bir olgu şeklinde kaleme almışım. Hem aşkı bu kadar özleyip, hem de birini tanımaya nasıl bu kadar kapalı olabildiğim konusunda anlam veremediğim endişelerim var.…

Sosyal Medya Kullanma Kılavuzu

Dikkat! Değerli okuyucular, Sosyal Medya Uzmanınız konuşuyor. Bu yazı, hayatınızın vitrini olan sosyal medya hesaplarınızı düzenleyebilmeniz, popülere ayak uydurabilmeniz ve flört ihtimallerinizi sanal imajınız nedeniyle kaybetmemeniz için hazırlanmış bir kılavuz niteliğindedir. Öyle bir devirdeyiz ki, artık her şeyimiz dijital! Hayatımızın büyük bir kısmını dijitalde paylaşıyor, biriyle tanıştığımız ilk an sosyal medya hesaplarını aratıyor, hatta artık yeni birileriyle tanışmak için doğrudan sosyal medyayı kullanıyoruz. Peki hiç düşündünüz mü, artık herkesin mutlaka katılım sağladığı bu platformlarda nasıl gözüküyoruz? Bazılarımızın daha fazla takipçisi varken ve bunlar günden güne artarken, bir kısmımız neden sosyal medyanın etkileşimsiz mezarlığına gömülmek zorunda kalıyor? İşte bu yazı da tüm bunlara yanıt verecek, ve son cümle bittiğinde sosyal medya hesaplarınızı en cool şekline getirmiş olacağız. En Baştan Başlayalım: Sosyal Medya’nın Dinamikleri Şimdilerde bağımlılık konusuyla oldukça eleştiri toplasa da, bugün haber takibi yapmak için Twitter’ı, en güzel anlarımızı yayınlamak için Instagram’ı kullanıyorsak, günümüzün büyük bir kısmını bu platformlarda harcıyor ve…

Kuzumcu Tayfa, Evlilik Modası ve İsyan

Flörtöz bir kadınım ben. İstemem yeter, çaba göstermekten, uğraşmaktan korkmam, çekingen kalmam, üç adım sonra ne olacağını planlamam. Bazı kadınlar narin, utangaç, kırılgandır hani. Kavanoz kapağı bile açamaz, yanında bir adam olmadan iki adım dahi atamaz. Hani erkekler bayılır böylelerine, onlara kendini dünyanın en mükemmel adamı gibi hissettirenlere.. Ben asla öyle olamadım. Çok güzel bir kadın değilim, hiç öyle olduğumu da düşünmedim. Ama akıllıyımdır, kendime baktırırım. Auram güçlüdür, özgüvenim yüksektir, yürürken bile bunu yansıtırım. Aşkı gelişi güzel yaşarım, hep uç noktalarda. Plansız, ani, sürprizlerle dolu. Yüzümü hiç beklemediğim zamanda güldürene, beni dünyadaki tek kadınmışım gibi hissettirene kalbime açarım. Özellikle son bir yıldır özgürlüğüme çok düşkün bir yapıya büründüm. İlişki ya da evlilik sahip olduğum bu özgürlüğün yanında neredeyse tüm cazibesini kaybetti. Etrafımdaki hemen her evliliğin sorunlarını duymak, ilişki içerisindeki kısıtlamalara ve kavgalara şahit olmak beni boğan bir kıvama geldi. İyice soğudum, uzaklaştıkça da yalnızlığa daha çok yaklaştım ve alıştım. Ama…

Kadın, Erkek ve Kutsal Şehvet

*Bu yazı internet denetiminde 18+ olarak kabul edilen cinsel terimler içermektedir.   Türkiye’nin toplumsal yapısı göz önünde bulundurulduğunda kadınlar için bırakın cinselliği keşfetmeyi, açık açık konuşmak bile söz konusu değil. Erkekler bir köşede öyle ya da böyle cinsel arzularına yönelik  eğitilirken, daha ilk andan, sünnet deneyiminde bile sebepleri en açık haliyle öğrenirken, biz, herkesin bildiği ama kimsenin dile getirmediği bir bilmecenin içinde, şehveti kendi kendimize keşfetmeye mahkum edildik. Peki neden? Kadının libidosu erkekten daha az olduğu için mi? Saçmalık. Ya da söz konusu bekaret olduğunda toplumsal normlar baskın geldiğinden mi? Gerçekten şehvet dediğimiz şey bakirelikten öteye bir yol olmadığını kabullendirmek için ergenlikten itibaren kızlardan gizlenen bir tanımdan ibaret mi? O kimsenin konuşamadığı ama hissettiği bu duygu, ilk kıvılcımını nerede vermişti? Şehvet 101: REGL Regl ile yüzleşmeye hazırlandığımız o dönemi bir düşünün. Göğüslerin yavaş yavaş belirmeye, vücudumuzun şekillenmeye, hislerimizin kuvvetlenmeye başladığı, herkes tarafından kabul görülen ergenlik dönemi. Düzen şimdi nasıl bilmiyorum ama…

Bir Belgesel Drama: The Social Dilemma

Dijital medyanın arka yüzünde çalışan biri olarak belgesele bir başka bakış açısı getirecek olsaydım, hele bir de bunu Dünya’nın en çok izlenen online platformunda yayınlasaydım, herhalde Sosyal İkilem’den daha yaratıcı bir içerik ortaya koyamazdım. Belgesel kültürü olmayan bir insan olmama rağmen Netflix’in ilk 10 listesine aniden düşen ve zirveye yerleşen bu yapımı merak etmekten kendimi alamadım. Mesleki bir yönlendirme düşüncesiyle izlemeye başlamış olsam da, bu kadar etkili bir içerikle karşılaşacağım doğrusu aklımın ucundan bile geçmezdi. Netflix: Sosyal İkilem (The Social Dilemma) İncelemesi Sosyal İkilem, orijinal adıyla The Social Dilemma, 9 Eylül 2020 tarihinde belgesel drama türünde, Netflix’te yayınlandı.1 saat 34 dakikalık yapım, En İyi Haber ve Belgesel dalında Emmy ödülü kazanan Buzun Peşinde’nin yönetmeni Jeff Orlowski imzası taşıyor. Yapımcılığını Larissa Rhodes’in yaptığı Sosyal İkilem’in senaryosunu ise Davis Coombe, Vickie Curtis ve Jeff Orlowski gibi isimler üstleniyor. Belgeselde günümüzün en önemli sosyal medya ve dijital teknoloji devleri Google, Twitter, Instagram, Apple,…

Müsaitseniz size aşık olabilir miyim?

Uzun zamandır yazışamadık, ee tabi bende durumlar bir hayli yoğun olduğundan yazdıklarımı düzenleyip yayınlamaya hiç fırsatım olmadı. Muhtemelen sitenin taslak kısmını görseniz, beni yayınlamadığım her yazı için küçümser bir eleştiriyle üzersiniz. Ama işte özel hayat, iş telaşı, kafa yoğunluğu derken kalemimden çıkan şeyler gözüme çok pasif görünmeye başladığından yayınlamak yerine kendime saklamayı tercih ettim. Ancak yazmadığım dönemde istatistiklerde yarattığınız değişim dikkatimi çekti. Neden bilmiyorum dönüp dolaşıp ‘Bir Tutam Aşk’ kategorisini okuyorsunuz. İflah olmaz bir aşk bağımlısı gibi yazdığım her yazıyı durup durup okuduğunuz için bu kategoriye bir güncelleme yapma zamanının geldiğini hissettim. Çünkü zaman geçiyor, ben değişiyorum, düşüncelerim farklılaşıyor. İki ay önce hissettiğimle şimdi düşündüklerimin arasında bile bir uçurum açılıyor. Günlük tarzı bir blog tutmanın olumsuz taraflarından biri de bu. Yıllar önce, o an hissettiklerinle yazdığın bir yazıya bir eleştiri geliyor, ‘Ama ben onu yazdığımda çok küçüktüm, şimdi öyle düşünmüyorum ki’ diyemiyorsun. O yüzden yazarı, eski cümleleriyle değil, güncellediği yazılarla…

Haber Üsküdar Röportajı | Kendimi hırslı, duygusal ve hayalperest olarak tanımlarım!

Geçtiğimiz ay Haber Üsküdar muhabirlerinden Nursena Aksemer ile yaptığımız keyifli röportajı burada da yayınlamak istedim. Haberin tamamını buradan okuyabilirsiniz. Bonus: Röportajda sözü geçen aynı anda iki örgün üniversite okumakla alakalı bütün detayları Tüm Yönleriyle İkinci Üniversite yazısında bulabilirsiniz. Ecenur Ak kimdir, neler yapar, dün nasıldı, bugün nasıl bir Ecenur Ak var? Bize kendinizden bahseder misiniz? Ben genel anlamda kendimi hep hırslı, duygusal ve hayalperest olarak tanımlarım. Sanırım bu nedenle üreten tarafta olmayı seviyorum. Ürettiğim, hayal ettiğim şeylerin tüketildiğini, beğenildiğini görmekten farklı bir haz duyuyorum. 10 senedir kendi blogumda yazmaya devam ediyorum. Şu sıralar iki farklı şirketin sosyal medya uzmanlığını ve içerik editörlüğünü üstleniyorum. Kendime baktığımda dün daha tecrübesiz ama hedefleri olan, bugün ise daha özgüvenli birini gördüğümü söyleyebilirim. Yüzeysel olarak tanımladığımda böyle biriyim. Sıradanlığın içinde biraz sıradışı diyebilirim. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi size ne kattı, şu anki işinize etkileri nelerdir? Küçüklüğümden beri İletişim fakültesi hedefimdi. Kafamda kodlanmış gibi hayal ettiğimden hiç…

Navigate