Zira Burası Benim Gökyüzüm 9 yaşında!

Merhaba! İlham Perisinin Kanatları’nda yayınladığım Veda Mektubu’ ndan beri yazdığım en duygu dolu yazı olacak sanırım. Ben bu yazının her satırına birer damla gözyaşı akıtıyorum. Gururdan mı, mutluluktan mı yoksa geride bıraktığım bir avuç anıdan mı, bilmiyorum. Hatırlıyorum ama. Tıpkı şu anda olduğu gibi bilgisayarın klavyesinde gezinen küçücük ellerimi, tek tek bastığım harfleri sanki ‘dün’ gibi hatırlıyorum. Seneler önce ilk kez bugün, ben ilk yazımı yayınladım. Benden başka kimsenin zihninde yer etmemiş, belki 10 tıklanma sayısına bile erişmemiş bir yazı. 2 Mayıs 2010 tarihinde ‘Bu Benim Dünyam’ başlığı altında yayınlandı. Blogun ilk mail adresi, bu isimle açıldı. İlk kez kendimi o başlığın altında ifade ettim. Sayfayı yenileyip durduğumu hatırlıyorum. ‘Biri okusun, hadi biri okusun’ diye dua ederek. Sanıyordum ki, biri okuyacak ve ben kimin okuduğunu panelin istatistik kısmından göreceğim. Ne büyük bir heyecan. Türkçe öğretmenimin yazdığım kompozisyonu tahtaya çıkararak okutması ya da 23 Nisan’da Andımız’dan sonra kürsüde okuduğum iki kıtalık…

Beyaz Atlı Prens ve Mavi Sakal Aynı Kişiymiş / Netflix YOU

”Nasıl oldu da buraya düştün? Kendini bir battaniye gibi peri masallarıyla sarmalardın. Ama asıl soğuğu severdin. Mavi Sakal’ın karılarının cesetlerini keşfettikçe ürperirdin. Beyaz Atlı Prens ufak ayak parmaklarından cam ayakkabıyı geçirince tüylerin diken diken olmuştu. Biçilmiş kaftan. Ama okul bahçesinde, gerçek prensesler güz rüzgarlarında yanından süzülürdü. Zengin kızlarla arandaki uçurumu gördün. Ve peri masallarına inanmayı bıraktın. Ama hikayeler içine işlemişti, zehir gibi derinden. Beyaz Atlı Prens gerçek olsaydı, seni kurtarabilseydi.. Her şeyin adaletsizliğinden kurtarılmaya ihtiyacın vardı. Ne zaman gelecekti? Cevap, uçup giden anların içindeki acımasız bir iç çekişteydi. Sana şişko dediğinde Stevie Smith’in yüzündeki alaycı ifadede, Şükran Günü mutfağında sana dokunan Jeff amcanın elinde, olanları anlattığında babanın gözlerindeki suçlayıcı ifadede.. Vücudunu, kalbini açtığın erkek kılığındaki her çocuktan, canavarı prense dönüştüren sihre sahip olmadığını öğrendin. Hep sinir olduğun kızlarla çevreledin kendini. Güçlerini paylaşmayı umdun ve nefret ettin kendinden. Bu şekilde daha da küçüldün. Tam da ortadan kaybolabileceğini sandığın anda, o seni…

VAVEYLA

Hep başka hikayelerimiz. Anlatabildiklerimiz, ortaya dökmekten çekinip içimize sindiremediklerimiz. Endişelerimiz, başımızda yadırgamak için bile savaş verdiğimiz namus bekçilerimiz. Dekoltemizle üstümüze yük ettikleri isimlerimiz, eteğimizin boyuna göre akıllarına düşen tercihlerimiz. İlk reglimiz, ilk sevgilimiz, onlarda ‘milli olma’ egosunun karşısında çarşaftaki kanla kontrol edilen bakireliğimiz. Onu giyme adın çıkar, onunla yürüme yanlış anlar, çok eğlenme hoppa derler, kezbanlık yapma sevmezler. Üzülme yuvan yıkılmasın katlanırsın derler, aldatıldın mı kocanı nasıl başka bir kadına kaptırdın dedikodularıyla ömründen bezdirirler. Annesin, çocukların için yaşa. Kocanı ütüsüz pantolonla insan içine çıkarma. Evin tertemiz olsun, konu komşu ne der sonra. Erkek arkadaşın olamaz, yakışmaz evli bir kadına. O etekle o saatte dışarıda ne işin var zaten, yolun belli, boşuna kendini savunma. Tesettürde makyaj olmaz, komik olma. O ne öyle deneme yanılma, kaç tane sevgilin oldu saçmalama. Sus, sevgisizliği görmezden gel. Saygısızlık değil, kıskanıyorum derler. Yalnız başına çıkma, arandığını zannederler. Seni değil vücudunu tanımak isterler. Onlarda ihtiyaç, sendeki namusa…

Tanışalım mı?

Hazır ‘Ben Kimim?’ kategorisini düzenleyip hayatımı anlatmışken oturup bana dair özellikleri sıralayayım dedim. Son zamanlarda oldukça popüler olan ‘Arkadaşını ne kadar tanıyorsun?’ testlerinin hazır sorularının aksine gerçek sorular ve cevaplarla tanışmanın anlamını sorgulamak gerekiyor sanırım biraz. Aşağıda cevapladığım tüm sorular genel hatlarıyla önce kendinizi sonra çevrenizdekileri gerçekten tanımanızı sağlayan basit klişelerden ibaret. Ee gelin tanışalım o zaman. 40 SORUDA BEN  1- En sevdiğin yazar? Sabahattin Ali 2- En sevdiğin kitap? Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna (okuduğum tüm kitaplar arasında yeri hep başkadır) 3- En sevdiğin renk? Siyah  4- En sevdiğin yemek? Biber Dolması / Çiğköfte 5- En sevdiğin şarkı? Iron & Wine – Flightless Bird, American Mouth 6- En sevdiğin yabancı şarkıcı? Bruno Mars 7- En sevdiğin yerli şarkıcı? Gökhan Türkmen / Edis 8- En sevdiğin film? Romeo and Juliet 9- En sevdiğin şair? Ümit Yaşar Oğuzcan / Özdemir Asaf 10- Olmazsa olmaz sebzen? Domates  11- Olmazsa olmaz meyven? Çilek …

Güzel gel 2019!

Allaaah! İşte en sevdiğim yerdeyiz. Zira Burası Benim Gökyüzüm’ün geleneksel yıl sonu yazısı. Her senenin sonunda geriye doğru şöyle bir bakıyoruz ve ileriye dönük hayallerimizi, beklentilerimizi yazıp yeni yılı selamlıyoruz. Anlamı çok büyük, çünkü yeni gelen her seneyi ‘Bu senede blogu kapatmadım, bol bol yazdım’ gururuyla karşılıyorum. 2018 şey nasıl desem pek içime sinen bir yıl olmadı gibi. Bir kere çok hızlı geçti ne olduğunu anlayamadım sanki. Yorucu ve gerçekten sinir bozucuydu. İkinci üniversite serüvenimde bol bol sinir krizi geçirdim. Ev sahibimle bitmeyen kavgalar sonucu kışın ortasında taşınmak zorunda kaldım, yine. Zaten 2018’e dolandırılarak girdiğim için pek hayırlı bir sene beklememiştim. İlişki problemleri alıp başını yürüyünce, kafa karışıklığı dolu bir yaz dönemi geçirdim. İnsan boğazlamama gram kalan bir sene oldu da denilebilir. Mia’nın hastalığı yüzünden şırıngayla onu besleme serüvenime değinmiyorum bile. ‘Ya ölürse’ korkusundan günlerce ağladım. Dolar fırladı, her şey ateş pahası derken gereğinden fazla parasız kaldım. Geçen yıla nazaran…

Netflix’in İlk Türk Yapımı Dizisi : Hakan Muhafız

Birinci sezonu hızlıca bitirdiğime göre bu yazıyı yazma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Öyle ya da böyle bir şekilde gündeme oturmuş, imdb puanıyla şaşırtmış, yorumlarıyla kafa karıştırmış, sahneleriyle ön yargı yaratmış bir dizi var bugün mercekte ; Hakan Muhafız. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere Hakan : Muhafız Netflix’in ilk Türk yapımı orjinal dizisi. Her şeyden önce bu noktada biraz gururlanmak hakkımız çünkü bu denli önemli ve popüler bir platformda bizi başkasının anlatmadığı, kendi kendimizi ifade edebildiğimiz bir diziyle var olmamız onur verici. Dünyanın bir çok ülkesinde, farklı yapımlar İstanbul’u içeriklerine konu edip, yaşantılarımızı, hayatlarımızı, her şeyden öte bizi, millet olarak Türkleri belirli kesitlerle bir çok kez gösterdi. Suya sabuna dokunmadan manzara paylaşanda oldu, takkeli, uzun sakallı amcaları sokaklarda yürüterek farklı imajlar çizeni de. Genel olarak filmlerine, içeriklerine, kitaplarına baktığımızda biz, tasvir edilen görüntünün aslında oldukça uzağında bir milletiz. Kasıtlı ya da gelişigüzel ortaya konulan yapımlarla yaratılan bu algıya en güzel cevabı…

Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesi

Bundan bir hafta sonra yaşamının son bulacağını öğrenseydin, muhtemelen o 7 günü doyasıya yaşamak isterdin. Ölüm, sanki her zaman çok uzağımızdaymış gibi, sanki daha yaşayacak çok günümüz, biriktirecek çok anımız ve doya doya nefes alacak çok zamanımız varmış gibi değerini bilmeden sona doğru yürüyoruz.  Evet, belki bir hafta sona öleceğini öğrensen, son kez yapmak istediğin, içinde ukte kaldığını hissettiğin her şeyi yaşar, akan zamanın değerini bilirdin. Bir farkı yok aslında, sonunda ölümün geleceği aşikar. Bu belki 5 yılda, belki de hiç beklemediğimiz bir anda yarın kapımızda. Sonu belli olan bir hikayemiz var. Hepimiz için ortak bir bitiş noktası var ve biz doğumdan ölüme giden o yolda, akan zamanın değerini bilmemekte fazlasıyla ısrarcıyız. Geçen onca günü, akan onca zamanı düşündüğünde ‘Ben, bana verilen bu mucize hayatı doyasıya yaşadım, her anın değerini bildim’ diyebilir misin? Ben kendime bu soruyu sorduğumda kaybettiğim çok fazla zaman olduğunu düşünüyorum. Anı yaşamak elbette ki güzel ama…

#HepimizGezideydik

Baktın bu başlığa. Belki Facebook’ta paylaştığım gönderiye, belki instagram profilimdeki linke, belki de attığım tweete tıkladın. İşte buradasın. Sessiz, konuşulmayan, suçlanan, yargılanan hatta belki evinde oturmuş çayını yudumlarken ‘vatan haini’ damgasına maruz bırakılmış olmanı sağlayan bu başlığın altında. Şimdi sen bu başlıkla bu yazıya bakınca alçak, çapulcu ve vatan haini olarak canlandırdıysan beni gözünde lütfen okuma. Çünkü senin etiketlerin benim ise fikirlerim olduğu sürece biz bu cümlelerden taşarız, birbirimizi kırarız .Ya da gözünde bir anda devrimci, direnişçi ve cesaretli olduysam sen yine yazdıklarımı okuma. Çünkü nasıl yorumladığımı bilmeden, içeriğimi görmeden bir isim, bir paragrafla, Gezi hakkında fikirlerim konusunda yargıların oluştuysa bizim paylaşacaklarımız yine sorun teşkil edecektir. Bil ki etiketin iyisi ya da kötüsü yoktur, inan bana. Ama sen bu başlığa bakınca ‘Acaba bu konu hakkında ne düşünüyor?’ dediysen ve belkide, bildiklerinin ışığında benim gözümden de görmek istediysen devam et. Çünkü bu yazı tamda sana, seninle paylaşmak istediğim fikirlerim adına yazıldı.…

Denebunu : Ücretsiz Ürün Deneyimi

Özellikle biz kadınlar için keşfetmek, henüz piyasaya sürülmemişken yeni ürünleri ilk deneyimleyenlerden olmak, satın almadan önce ürünleri deneme şansı bulmak, yorumlamak ve yorumlarımızı paylaşmak büyük önem taşıyor. Fikirlerimize önem verildiğini hissettiğimiz zaman daha mutlu olduğumuz aşikar. Youtuberların ‘Markalardan Gelen Paketleri Açıyorum’ videoları ve bloggerların -kendimi es geçiyorum- ‘Ürün Yorumları’ yazılarından sonra içlenip, bir köşeye çekilip bize de ücretsiz ürün gelmesini talep ettiğimiz bir çok zaman var. Ancak artık youtuber ve blogger olmanıza gerek duymadan size her ay düzenli kutular göndererek ürünleri deneyip, deneyimlerinizi paylaşmanızı sağlayan bir şirket var! Üstelik tamamen ücretsiz. Bu ay dördüncü denebunu kutum elime ulaştı. Aylar önce internette gezerken denk geldiğim bu fikir önceleri ‘o kadar üye varken bana sıra gelmez’ düşüncesi oluştursa da yanıldığımı farkettirecek kadar ürün deneme ve yorumlama şansım oldu. Bende bu deneyimleri sizlerle paylaşmak istedim! Denebunu her ay deneme boy ürünlerden oluşan kutuları hiçbir ücret talep etmeden ürünleri denedikten sonra yorumlamak şartıyla evinize gönderen…

Sayfalardan Netflix’e : Ölmek İçin 13 Sebep

Bu yazıda muhtemelen youtube videolarından önce bir reklamda, belki Netflix üzerinden La Casa De Papel izlerken ana ekranda, sosyal medyada TT’ye düşen bir kaç hashtag bağlantısında denk geldiğiniz, adını okuyunca dikkatinizi verdiğiniz, kitabından bir haber yalnızca dizi olduğunu zannettiğiniz bir hikayeden söz edeceğiz ; Ölmek İçin 13 Sebep Dizinin yayınlanmış iki sezonunu bitirdikten ve kitabı inceledikten sonra bu satırları dolduracak kadar düşünce biriktirdim diyebilirim. Öncelikle genel hatlarıyla hikayeden söz edelim. 2017 yılında Jay Asher tarafından yayınlanan ‘Thirteen Reasons Why’ tecavüz, zorbalık, taciz, intihar konularını genç kitle üzerinden ele alan oldukça etkileyici bir kitap. Dili, betimlemeleri ve aktarma biçimi açısından zaman zaman arafta bıraksa da kurgusu ve hikayedeki akıcılıkla hayal gücünüzde farklı bir perde aralıyor. Kitabın hikayesi 31 Mart’ta Netflix’te 1. sezonun yayınlamasıyla birlikte ses getirerek en çok izlenen Amerikan dizileri arasına girmeyi başardı. Dolayısıyla kitabın adı diziyle birlikte daha çok anılmaya başladı. Dizi ve kitap bir çok bakımdan farklılık gösteriyor…

Navigate