Dizi Eleştirisi

Beyaz Atlı Prens ve Mavi Sakal Aynı Kişiymiş / Netflix YOU

”Nasıl oldu da buraya düştün? Kendini bir battaniye gibi peri masallarıyla sarmalardın. Ama asıl soğuğu severdin. Mavi Sakal’ın karılarının cesetlerini keşfettikçe ürperirdin. Beyaz Atlı Prens ufak ayak parmaklarından cam ayakkabıyı geçirince tüylerin diken diken olmuştu. Biçilmiş kaftan. Ama okul bahçesinde, gerçek prensesler güz rüzgarlarında yanından süzülürdü. Zengin kızlarla arandaki uçurumu gördün. Ve peri masallarına inanmayı bıraktın. Ama hikayeler içine işlemişti, zehir gibi derinden. Beyaz Atlı Prens gerçek olsaydı, seni kurtarabilseydi.. Her şeyin adaletsizliğinden kurtarılmaya ihtiyacın vardı. Ne zaman gelecekti? Cevap, uçup giden anların içindeki acımasız bir iç çekişteydi. Sana şişko dediğinde Stevie Smith’in yüzündeki alaycı ifadede, Şükran Günü mutfağında sana dokunan Jeff amcanın elinde, olanları anlattığında babanın gözlerindeki suçlayıcı ifadede.. Vücudunu, kalbini açtığın erkek kılığındaki her çocuktan, canavarı prense dönüştüren sihre sahip olmadığını öğrendin. Hep sinir olduğun kızlarla çevreledin kendini. Güçlerini paylaşmayı umdun ve nefret ettin kendinden. Bu şekilde daha da küçüldün. Tam da ortadan kaybolabileceğini sandığın anda, o seni…

Netflix’in İlk Türk Yapımı Dizisi : Hakan Muhafız

Birinci sezonu hızlıca bitirdiğime göre bu yazıyı yazma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Öyle ya da böyle bir şekilde gündeme oturmuş, imdb puanıyla şaşırtmış, yorumlarıyla kafa karıştırmış, sahneleriyle ön yargı yaratmış bir dizi var bugün mercekte ; Hakan Muhafız. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere Hakan : Muhafız Netflix’in ilk Türk yapımı orjinal dizisi. Her şeyden önce bu noktada biraz gururlanmak hakkımız çünkü bu denli önemli ve popüler bir platformda bizi başkasının anlatmadığı, kendi kendimizi ifade edebildiğimiz bir diziyle var olmamız onur verici. Dünyanın bir çok ülkesinde, farklı yapımlar İstanbul’u içeriklerine konu edip, yaşantılarımızı, hayatlarımızı, her şeyden öte bizi, millet olarak Türkleri belirli kesitlerle bir çok kez gösterdi. Suya sabuna dokunmadan manzara paylaşanda oldu, takkeli, uzun sakallı amcaları sokaklarda yürüterek farklı imajlar çizeni de. Genel olarak filmlerine, içeriklerine, kitaplarına baktığımızda biz, tasvir edilen görüntünün aslında oldukça uzağında bir milletiz. Kasıtlı ya da gelişigüzel ortaya konulan yapımlarla yaratılan bu algıya en güzel cevabı…

Sayfalardan Netflix’e : Ölmek İçin 13 Sebep

Bu yazıda muhtemelen youtube videolarından önce bir reklamda, belki Netflix üzerinden La Casa De Papel izlerken ana ekranda, sosyal medyada TT’ye düşen bir kaç hashtag bağlantısında denk geldiğiniz, adını okuyunca dikkatinizi verdiğiniz, kitabından bir haber yalnızca dizi olduğunu zannettiğiniz bir hikayeden söz edeceğiz ; Ölmek İçin 13 Sebep Dizinin yayınlanmış iki sezonunu bitirdikten ve kitabı inceledikten sonra bu satırları dolduracak kadar düşünce biriktirdim diyebilirim. Öncelikle genel hatlarıyla hikayeden söz edelim. 2017 yılında Jay Asher tarafından yayınlanan ‘Thirteen Reasons Why’ tecavüz, zorbalık, taciz, intihar konularını genç kitle üzerinden ele alan oldukça etkileyici bir kitap. Dili, betimlemeleri ve aktarma biçimi açısından zaman zaman arafta bıraksa da kurgusu ve hikayedeki akıcılıkla hayal gücünüzde farklı bir perde aralıyor. Kitabın hikayesi 31 Mart’ta Netflix’te 1. sezonun yayınlamasıyla birlikte ses getirerek en çok izlenen Amerikan dizileri arasına girmeyi başardı. Dolayısıyla kitabın adı diziyle birlikte daha çok anılmaya başladı. Dizi ve kitap bir çok bakımdan farklılık gösteriyor…

Navigate