Masalını Yitiren Prenses

Bir varmış, bir yokmuş.. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde pireler berber iken,develer tellal iken,ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken uzaklardaki bir sarayda ya da bilinmeyen bir diyarda değil, tam burada, çok yakınımızda, iki sokak ötede ya da mahallenin içindeki körpe bir evde, masallarla büyüyen bir prenses yaşarmış. Bir gün sarkıtmak zorunda kalırsa diye saçlarını hiç kestirmez, her ihtimale karşı kırmızı bir pelerinle gezer, yedi tane cücenin yaşadığı bir ev görme umuduyla yürürken hep etrafına bakarmış. Pembe kıyafetlerini plastikten taçlarla süsler, yaşlı bir kadın elinde elmayla kapıda belirirse yememesi gerektiğini hep kendine hatırlatırmış. İstediği bir yere gidemezse, ona kötü davranan birileri etrafta belirirse, toprağa düşen iki çift gözyaşının periyi ona getireceğine inanır, gittiği balonun en güzeli olacağının hayaliyle geceyi gündüz yaparmış. Günler değişmiş, zaman geçmiş pembe tütsü etekler yerini siyah kotlara bırakmış, kristal plastik taçlar renkli saç boyalarına, hayalleri süsleyen masallar popüler gençlik romanlarına dönüşmüş. Beyaz atlı prens, beyaz…

Bu yazıdan kimse sağ çıkmayacak!

Hayatımızın her döneminde içimize dert olan, bizi yaralayan, yıkan, kızdıran, ‘Şimdi olsa farklı tepki verirdim’ dediğimiz olaylarla ve insanlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Genelde bunu şöyle tasvir ederler; Eğer yaşadığınız şey o gece sizi uyutmuyor ve bir daha o durumla karşı karşıya kaldığınızda nasıl tepki vereceğinizi kafanızda planlıyorsanız,etkisi altında kaldığınız bu durumu aşmalısınız. Madem ki psikolojik tanımı böyle, öyleyse en baştan başlayalım. Benim sustuklarımı hep birlikte aşalım. Hayatım boyunca doğru tepkiyi veremediğim her durumu olduğu gibi korkmadan, utanmadan yazacağım ve o son cümle geldiğinde, bu yazıya kahraman olan her insanın varlığını, yok sayacağım. Yaşım daha 19: İş Görüşmesi ve Taciz Bahar dönemi bitmiş, üniversite yeniden açılana kadar çalışmak istiyorum. Klasik iş arayışı dönemi, iş bulma siteleri, eşe dosta haber verme seremonisi. Malum üniversite öğrencisiyim, çalışabileceğim alanlar kısıtlı, yaş küçük, tecrübe az. Kariyer.net üzerinden başvuru yaptığım firmalardan biri dönüş yaptı, görüşmeye çağırdı. Ofis, evime beş dakikalık uzaklıkta. Çalışma saatleri uygun, maaşı yüksek.…

ÖLÜM BESTESİ

Belki farkında bile değiliz, evrenin hakimiyetinde, ömrümüz bir kum saatinden hallice orada bir yerlerde akışında. Geriye kaç kum tanesi kaldı acaba, bilmiyoruz ki başımızdan geçen onca şeyin o saatin akışına, hızına etkisi var mı? Ya da söylendiği gibi o karar zaten bizden bağımsızca çok öncesinden alınmış, yazılmış mıydı?  Bugün ölsem diye düşünüyor insan zaman zaman. Pişmanlıklarını, keşkelerini, yarım ağız tabulaşan kurallarını ve o son an ne hissedeceğini. Hep duygusal, hep çok uçlarda, fazla abartıyla yaşayan bir insan olunca yolculuğunuzun sonunu öyle ya da böyle düşünüyorsunuz. Mesela kaç yaşına kadar yaşayabileceğinizi, ne sebepten öleceğinizi ya da yaşadığınız hayata öldükten sonra biçeceğiniz değeri. Özellikle blogun onuncu yılında ve sanırım Mustafa şehit olduktan sonra, ardımda kalan insanlara fotoğraflar ve paylaştığımız anılar dışında ruhumdan cümleler ve düşünceler  bırakacağım için burayı daha çok sahiplenmeye başladım. Söz uçar, yazı kalır misali ben öldükten sonra bile ruhumdan bir parça burada yaşayacak, bir nevi burası beni ölümsüz kılacak.…

Lisans Tezi | Sosyal Medya ve Kimlik

Yazar Notu: Üzerinden geçen bir senenin ardından, lisans eğitimimin en büyük emeğini sarf ettiğim tezimi arşivimde yitip gitmesindense, konu üzerine araştırma yapan kişilere kaynak olabilmesi için yayınlamaya karar verdim. Üsküdar Üniversitesi’nde aldığım Yeni Medya ve Gazetecilik eğitimimin son senesinde tezim için severek yazacağım ve araştıracağım bir konu seçebilmek için oldukça yoğun bir zaman harcamıştım. Danışman hocamın, bölüm başkanımın ve fakülte araştırma görevlerinin yönlendirmeleriyle Sosyal Medya ve Kullanıcı Kimliği konusunda yoğunlaştım. Bugün üzerinden geçen zamana rağmen hala dönüp tezimden yardım alıyor oluşum, eğitimime ve mesleğime en uygun konuyu incelediğimi bana kanıtlar nitelikte. Her yönüyle ve her kelimesiyle hala gurur duyduğum bu çalışmanın, henüz yolun başındaki İletişim Fakültesi öğrencilerine referans olabileceğine inanıyorum. Aşağıda gördüğünüz kısım tezimin araştırma ve sonuç bölümleri kapsıyor. Dilerim aradığınız bakış açısını bu çalışma içerisinde bulabilirsiniz.  **  Tezin içerisinde yer alan İçindekiler, Tablolar, Kısaltmalar Dizini, Şekiller Listesi, Kaynakça, Anket Grafikleri ve görseller blog yayınında kullanılmamıştır. Sosyal Medya ve Kimlik:…

Aşkın Tılsımları | Ördek, Çınar Ağacı ve Nilüfer

Gülümseten anılar, kutularda saklanan hatıralar, mantık sürekli reddetse bile kalpte izi kalmış duygular.. Ne kadar silersek silelim hayatımızdan, mazide kalan her aşk bünyesinde kendi tılsımını taşır. İnsan unutulur, hatırası dahi yok olur ama o aşka tılsım olanın etkisi ömürlük seninle olur. Hep hatırlar, nerede görsen o duyguyu tanır, tanıdık bir sempatiyle önce acıtır, sonra yerini bildik bir gülümsemeye bırakır. Yitirilenin gücü ne kadar yüksekse tılsıma o kadar derin hisler yansır. Ben anılara, hatıralara o kadar kıyamayan bir insanım ki, en ufak şeyi kenarda tutar, bir fotoğrafı silerken bile elli kere düşünürüm . İyi ya da kötü, anısı varsa, değerini gözden çıkaramam. Sahibini gözden çıkarıp, anısına kıyamadığım o kadar çok şey saklı tuttum ki hayatımda, yerine yenisini koyamayacağım kadar çok ağırlığım var. Hal böyle olunca, benim ilişkilerimin tılsımları neydi acaba diye bir sorgulama telaşına giriştim. Bu kadar düşününce, kendime verdiğim cevapları da sevince  kalemi elime alıp yazmaya başlayayım dedim. İlk aşkımın…

La hora de las musas | Netflix | Valeria

İspanyol yapımı Valeria 8 Mayıs’ta Netflix’te izleyici ile buluştu ve Türkiye’de en çok izlenenler listesine onuncu sıradan giriş yaptı. Dizi Elisabet Benavent‘in bir milyon kopyadan fazla satan 5 kitaplık roman serisinin bir uyarlaması. Peki 8 bölümden oluşan ilk sezonuyla karşımıza çıkan Valeria sıkıcılıktan öldüğümüz şu karantina döneminde çerez niyetine izlenebilir mi? Teknik bilgileri hızlıca geçelim.. Roman serisinin yazarı Elisabet Benavent’in yaratıcı danışman olarak da yer aldığı dizinin yapım şirketi  Plano a Plano. Dizinin yaratıcısı María López Castaño dizinin senaryosunu Fernanda Eguiarte, Aurora Gracià ve Almudena Ocaña ile birlikte kaleme almış. Inma Torrente ve Nely Reguera’nın yönetmen koltuğunda oturdukları dizinin başrollerinde, Diana Gomez (Valeria), Silma Lopez (Lola), Teresa Riott (Nerea) ve Paula Malia (Carmen) yer alıyor. Ibrahim Al Shami J.(Adrian) ve Maxi Iglesias (Victor) ise bizi ikilemde bırakan diğer rolleri üstleniyor. Netflix dizinin resmi konusunu açıklarken ‘İşinde ve evliliğinde kriz yaşayan bir yazar, kendilerini keşfetmekte olan üç yakın dostuna sığınarak onlardan…

Perestiş | Bir Anne Hikayesi

Geçen gün bir mesaj geldi annemden. ‘Bir yazı yazsana şöyle iç ısıtan, güzelliklerden, umuttan bahseden. Mutlu olalım’ yazmış. Anne sözü dinlenir malum, söz konusu onun dilediği bir şey ise yapmamak olmaz. Onun isteği üzerine yani bu iç ısıtan, güzelliklerden, umuttan bahseden yazı. Biz üç kız kardeş daima kontrollü bir düzen içinde büyüdük. Evde toz alırken bile bir biblonun yeri asla değişmez, servis tabaklarının rafı günlük kullanılanlar ile karışmazdı. Odaların kapıları sürekli silinir, toz kalan bir yer olduğu zaman annem yarım yamalak iş yaptığımızı söyler, tekrar sildirirdi. Yemek asla ayırt edilmez, pişen her şey muhakkak yenir, o sofraya aç olmasak bile oturtulurduk, akşam yemeği rutinimiz hiç değişmezdi. Babam işten dönüp zili çaldığında, hepimiz karşılamak için kapıya dizilirdik, annem böyle öğretmişti. Buse, en küçüğümüz olduğundan her gün hiç bıkmadan kapının arkasına gizlenir, babam da yalandan onu sorup, saklandığını bilerek eğlenirdi. Söz konusu misafirse beş dakika önce kavga ediyor olsak bile, geride bırakır,…

Kırık Kalbin Hazineleri

Son zamanlarda biraz dengesizim. Karantina sürecinden mi bilmiyorum ama kendimle bu kadar baş başa kalmak oturup düşündüğüm, hissettiğim her şeyle yüzleşmek zorunda bıraktı beni. Bir süredir aynaya baktığım zaman gördüğüm kadına karşı yabancı hissediyorum. Bu sanırım alışık olduğunuz onca şeyden koptuğunuz vakit rastlaştığınız bir durum. Kendime baktığımda bazı şeyleri yitirmişim gibi geliyor nicedir. Geçen yıl çok başka bir ruh halinde, çok başka hedeflerin ortasında, sonu olmayan bir savaşta zafer kazanmaya çalışırken bugünlerim bir miktar daha carpe diem. Hadi açık konuşalım biraz.. Çoğu insan bunun farkında, uzun ilişki sonrasında yalnızlıkla geçen bir yılın içinde olmamdan kaynaklı bir durum bu, aşikar. Şimdilerde daha sert bir kabuk var sanki dışımda, bilmem neden, bir miktar daha umursamaz haller içerisindeyim. Doğrular, tabular sıkı sıkıya bağlı olduğum ne varsa hepsi bir başka gözüküyor gözüme. İnanmaya kördüğüm bağlı olduğumu sanırken, yeniden yapar mıyım sorusuna ‘asla’ dan başka cevap şansı bırakmıyorum. Mutsuzluk değil yaşadığım şey, öyle algılanmasın. Aksine,…

10. Yıl Özel: Başardık Küçüğüm

10 yıl oldu. İlk yazımı yayınlayalı, en umutsuz gün’lerimi, korku dolu dün’lerimi, hayallerimde büyüttüğüm bugün’lerimi, içimin en derinlerini satırlara dökeli, yazdıkça büyüyeli tam 10 yıl oldu. Ne garip, ne çok şey değişti. Ben değiştim, bakış açım değişti, duygularım, hissettiklerim, özlem duyduklarım ve şükrettiklerim.. Her yazıda, her başlıkta bambaşka bir kadına dönüştüm sanki, kendimle tanıştım, kendimi tanıdım, önce içimdeki küçük kadını anladım, sonra elimden geldiğince size anlattım. 10. yıl özel olmalı, benim için ifade ettiği her şey kadar hatırlanmaya değer bir anlamı olmalı. Bu yüzden bu yazıda, 2013 yılı günlüğümden bir sayfaya, daha önce hiç kimseye okutmadığım, sadece kendime sakladığım satırlara, seneler sonraki ben için yazdığım bir mektuba yer vereceğim. 30 Temmuz 2013 – Pazar  Sahur vakti, hala uyuyamadım. Geçmiş sayfalara baktım biraz sinirim bozuldu hep olumsuz şeyler yazmışım bu ne böyle, okunmaya değer bir şey var mı bu günlükte diyerek kuşkuya düştüm durduk yere. Biraz şu depresyon kafasından çıkıp düzgün…

Kadınlığın Hüzünsel Alıntıları

Yazmayı sevmenin özünde okumayı sevmek yatıyor, bu aşikar. Bazen yazmaya cesaret edemediğimiz, hissedip kelimelere dökemediğimiz şeylere başkalarının kalemlerinde denk düşüyoruz. Başka birini okumak, kalemine yansıtamadıklarına içlenip, cesaretine hayran kalmak, muhtemelen kıskanmakla bağdaşan bir durum. Bu yazı, beni kıskandıran tüm alıntıları topladığım, yazamadıkça dönüp okumakla yetinmeye çalışacağım bir insanın kelimelerini sakladığım, kendime yasakladığım bir arşiv olsun istiyorum. Kendime gelirken yoruldum, işte bütün hikayem budur. Bugün biriyle tanıştıracağım sizi. Kalemi bir başka, mutlaka bir noktada kelimeleriyle kesiştiğiniz bir insanla. Muhtemelen bir akşam Twitter’da, ya da tadına vardıysanız Tumblr’da denk geldiğiniz ama yeteneğini bu denli derinden keşfedemediğiniz bir kadınla. Lora. Bana kalsa, blogu kapatır sadece onu okurum. Öyle bir etkisi var üzerinizde çünkü. Onu okurken zaman zaman yetersiz kalıyor kelime hazneniz, anlam vermek güç oluyor. Ama anlamaya başladığınız zaman, yaranıza bir panzehir, ruhunuza bir tercüman bulmuşçasına takılıp kalıyorsunuz kelimelerinde. Bir başka hissetmenin, farklı bir pencerenin, alışık olduğumuz manzarasını yeniden keşfetmek gibi yazdıkları. En…

Navigate